İki Yangın Arasında Biliyorum, gitmek de imkansız artık kalmak da, Bir yanda canımdan öte evlatlarımın masumiyeti, "Onların günahını alamam" diyen o kaskatı vicdanım, Diğer yanda vazgeçme düşüncesiyle bile göğsümü daraltan o kadın. Sevgi benim sevgim, biliyorum, zor da olsa bastırırım, Ben bu acıyı bir şekilde göğsümde eritirim, Ama çocuklar öyle değil, onların dünyasını yıkamam, Bu suçlulukla, başka bir cennette zaten mutlu olamam. Yine de ondan vazgeçmek nefesimi kesiyor, Aynı şehirde, iki sokak ötede o da benim gibi sızlarken. Ne zaman yan yana gelsek dibine vuruyoruz o deliliğin, Sonra arkamızı dönüp kendi yangınlarımıza yürüyoruz yeniden. Uzak kalsam canım yanıyor, yaklaşsam hayatlar kül oluyor, Hangi kapıyı açsam, elimde kalıyor anahtarı. Ben ne iyi bir kocayım artık ne de özgür bir aşık, Sadece çocukları için kendi kalbini her gün biraz daha gömen, Çaresiz bir babayım şimdi.
Aşk
Ben müzeleri gezmek istiyorum, tiyatroya gitmek istiyorum, edebiyatla ilgilenmek istiyorum, müzikle mutlu oluyorum. Yemek yapmaktan hoşlanıyorum ve doğayı ve beni gerçekten anlayan insanla zaman geçirmek istiyorum. Ben ne ara bu kadar karamsar hale geldim ? Beni ne ara nefes alamayacak kadar köşeye sıkıştırdınız? Ne ara sevdiğim şeyleri sayamaz oldum? Arkadaşlar evet hayat zor gerçekten zor , ama sevdiğiniz şeyleri sayamayacak kadar kendinize kötü davranmayın. Sizi siz yapan asıl unsurları görmezden gelmeyin . Bu hayatta siz varsanız aileniz, arkadaşlarınız , sevdikleriniz var . Siz yoksanız bu hayatta , aileniz nasıl sizin hayatınızda olacak ? Olamazlar ki çünkü siz yoksunuz . O yüzden mutlu olmanın yollarını arayın hep , kimseyi kırmamaya çalışın ( ki kitap okuyan birinin kırıcı olduğunu ben pek düşünmüyorum) ve sevdiğiniz şeyleri yapın , kitap okuyun , film izleyin , bisiklet turu yapın vs...
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
90'ların müziği: Eski şarkılardan neden vazgeçemiyoruz?
Türkiye’de 90’larda çıkış yapan sanatçıların konserlerinde hâlâ binlerce kişiyi biraraya getirmesi, 90’lar gecelerinde mekanların dolup taşması ya da bu şarkıların daha ilk saniyelerinden insanların hep bir ağızdan eşlik etmeye başlaması tesadüf değil. Tanıdık sesler, tanıdık ritimler, tanıdık sözler bir süreklilik duygusu yaratıyor. Kendimizi hikayemizin içinden düşmüş gibi hissettiğimiz anlarda, geçmiş bizi yeniden kendimize ilikliyor. 1986 doğumlu biri olarak 90’lar pop müziğine düşkünlüğüm sorgulanamaz. Her âşık olduğumda, her ayrılıkta, kalbim her kırıldığında, yaşadığım dönemle didişmeye başladığımda, anlaşılmadığımı hissettiğinde 90’ları açıp dinlemek çok iyi geliyor bana. Harun Kolçak’ın histerik şarkılarında kaybolmak; Levent Yüksel’in bence Türk pop tarihinin en müthiş albümlerinden biri olan Med Cezir’ini açıp açıp dinlemek; Emel Müftüoğlu’nun, Nazan Öncel'in çılgın şarkıları; sonra Yaşar, İzel-Çelik-Ercan Saatçi üçlüsü, Hakan Peker, Burak Kut, canımız Barış Manço, Sezen Aksu, Nilüfer, Tarkan ve daha sayamadığım onlarca sanatçı… "Beni bırakın, beni bırakın Beni bırakın bu caddelerde Beni bırakın, beni bırakın Yıkılan eski meyhanelerde" Bu müzikleri dinleyince epey regrese olduğumu da söylemeliyim. Bu sözcük “gerileme” anlamına gelse de son zamanlarda “regresyon” kelimesine başka gözle bakmaya başladım. Geçenlerde Margit Schreiner’ın Anneler. Babalar. Erkekler. Sınıf Savaşları kitabını okurken bu kelimenin psikolojiden önce jeolojiye ait bir anlam taşıdığını öğrendim: Denizin geri çekilmesi ve altında kalan anakaranın yeniden görünür hâle gelmesi. Psikolojide ise regresyon, gelişimsel ya da zihinsel olarak daha önceki bir evreye dönüş anlamına geliyor. Genellikle savunma mekanizması olarak ele alınıyor aslında. Ama jeolojik anlamı bana daha ilginç
Makale|Yazı
“Yapay Zekâ Çıktı, Kitap Öldü” Diyor Allah’ın Belaları
Şimdi ona melek ya da şeytan diye bakanların çoğu yapay zekânın yakın zamanda kat ettireceği medeniyet mesafesini anlayamıyormuş ama yakında onlar da anlayacakmış. O değil de, “Yapay zeka var, artık kitap dolaşımdan çıkacak” diyor Allah’ın cezaları. Tüfek icat olduğunda mertlik ölmüştü. O gün bugündür namertlik hükümferma ama bundan ne katillerin ne maktullerin ne müebbetlerin ne işkencecilerin ne de kürek mahkumlarının şikâyeti var. Namertlik öyle tabana yayıldı ki insan öldürme aparatı üretenler dünyanın her yerinde başa tac ediliyor. Haksızlık, hukuksuzluk yani zulüm, hemen her kumaştan her cinsten kendine dilediği elbiseyi dikiyor. Kalleşlikten, namertlikten son şikayetçi olan adam Köroğlu’ydu. Onun da üzerinden şu kadar yüzyıl geçti. Şimdi insanlar, örgütler, devletler, toplumlar göğüslerini döve döve sahip oldukları, olacakları, olmak ya da olmamak istedikleri savaş uçakları, radar sistemleri, füze ve nükleer silahlarla övünüyorlar. Cahiliye, sanayi, teknoloji, bilgi, bilişim, bilim, iletişim çağlarının üzerine ilerleme durdurulamıyor. Hâliyle insanın azgınlığına da fren bulunamıyor. İnsan ölümsüzlük arayışını sürdürürken dünyayı altüst etmeye devam ediyor. Biz daha “adamlar yapmış,” “şeytan bunun neresinde,” “tarihin terakkinin niye gerisinde kaldık” diye iki sülüs besmele, birkaç amme cüzü, üç beş divan şiiri için matbaayı geciktiren ecdadımız ile şah ve padişahlarımıza sitem ederken şu geldiğimiz yere bakın. Perdahsız kerpiç damlardan kaloriferli apartman dairesine taşınmanın ve henüz matbaada bir iki kitap tab etmenin sevincindeyken hangi akılla, ne ara, nasıl geldiysek yapay zekâ algoritmalarının hüküm sürdüğü şu saçma sapan günlere geldik. Söz bitmiş, anlam çökmüş, hikmet ölmüş, hayret uçmuş, cümle dağa kalkmış, düşüncenin cazibesi kalmamış, fikir
Makale|Yazı
İlk defa gerçekten ne yapacağımı bilmiyorum. Çok yorgunum. Sadece bedenim değil, ruhum da yorgun. Nasıl düzelecek, nereden toparlanacak hiçbir fikrim yok. İçimde sürekli bir kırgınlık var ve her geçen gün biraz daha artıyor gibi. Etrafımda insanlar var, konuşmalar var, kalabalıklar var ama ben sanki hepsinin dışında kalmış gibiyim. Yanımda gibiler ama aslında değiller. Anlaşılmadığımı hissediyorum. Kalabalığın ortasında tek başıma kalmışım gibi. Her şey üst üste geliyor. Birini atlatamadan diğeri başlıyor. Nefes alacak bir boşluk bile bırakmıyor hayat. Bağırmak istiyorum, içimdekileri haykırmak istiyorum ama sesim çıkmıyor. Gitmek istiyorum bazen, her şeyi bırakıp uzaklaşmak. Ama nereye gideceğimi bile bilmiyorum. Sadece yüklerimden biraz kurtulmak istiyorum. Biraz anlaşılmak, biraz dinlenmek. Çünkü bu ağırlıkla daha ne kadar yürünür, bilmiyorum.
Hep gidecekmişsin gibi hissediyorum biliyor musun? Çok değil az zaman sonra öyle hiç bir şey yokken pat diye çekip gidecekmişsin gibi. Bu gitmek yalnız benden gitmek değil, ailenden, memleketinden, sana ait olmadığını düşündüklerinden, sana ait olduğunu düşündüklerinden, seni sen yapanlardan seni senden uzaklaştıranlardan; kısacası her şeyden gidecekmişsin gibi …
Duygu ve Düşünce