Puan vermedi·136 syf.··
2026 36. kitabı
·
28 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 09:12
Geriye Kalan kadın kitap yorumum Bu eser, sadece bir acı hikayesi değil; kadının tüm bu yaralarına rağmen ayakta kalma ve kendi varlığını yeniden tanımlama çabası…Okurken çoğu yerde kalakaldım. Yazar dilini bir neşter gibi kullanıyor; duyguların en çiğ, en savunmasız halini ortaya seriyor. Bir kadının içsel dünyasındaki o bitmek bilmeyen terk edilişleri, aidiyetsizlikleri ve geride kalmanın o ağır, boğucu sessizliğini iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Gitmek mi kalmak mı daha zor ?Gitmek" eyleminin aksine "kalmanın" ne kadar cesur ve çoğu zaman ne kadar yıkıcı olabileceğini anlatıyor yazar. Bazı kitaplar vardır, kapağını kapattığınız an bitmezler; aksine, zihninizin derinliklerinde yeni ve sarsıcı bir yolculuğa başlarlar.Dünden bu yana kalbimde bıraktığı o acı hissi atlatmaya çalışıyorum.Kadınların çaresiz bırakıldığı hikayeler beni fazla etkiliyor sanırım
Geriye Kalan KadınRene Karabash · İthaki Yayınları · 2026134 okunma
Sessizliğin ve Sesin İzinde: "yumuşak g"
Puan vermedi·112 syf.··
2026 42. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 23:33
Edebiyatta kısa öykü, hacmine sığmayacak kadar yoğun bir anlatımla insan ruhunun en saklı taraflarına ulaşabilen özel bir türdür. Zehra Âli Yılmaz, ‘yumuşak g’ adlı öykü kitabında bu imkânı başarıyla kullanarak okura samimi, duru ve katmanlı bir anlatı dünyası sunuyor. Kitap, alfabenin kendine mahsus harfi olan, tek başına bir kelimeyi başlatamayan fakat dokunduğu sesi uzatan yumuşak g üzerinden hayata ve insana dair hüzünlü bir benzetme kuruyor. Kitaba adını veren ve açılışı yapan “yumuşak g” öyküsünde yazar, bu dil bilgisi unsurunu sosyal hayatta sesini duyuramayan, geri planda kalan ya da suskunluğunun bedelini ödeyen insanların simgesi hâline getiriyor. Eserin ruhunu yansıtan şu satırlar, kitabın temel yaklaşımını da ortaya koyuyor: “Bir insan yumuşak g olsaydı en fazla ‘değil’ demekten ürperirdi herhâlde. Tepki görmekten, dışlanmaktan, zarara uğramaktan hatta elindekileri kaybetmekten, bedel ödemekten endişe ederdi... Sustu. Bu, ona verilmiş bir hak değil, ödediği bir bedeldi.” Yazar, günümüz insanının en belirgin açmazlarından biri olan yalnızlığı ve anlaşılma arzusunu, dilin ince imkânlarından yararlanarak anlatıyor. Karakterlerin içine çekildiği sessizlik, “Ciğerleri sanki dar bir kelimenin içine sıkıştı. Konuşursa sesinin çatlayacağını biliyordu.” cümlesiyle somut bir acıya dönüşüyor. Kitap boyunca hissedilen bu tema, “Ses” öyküsünde daha belirgin bir görünüm kazanıyor. Açılıştaki suskunluğun aksine burada ses, hayatın kendisiyle özdeşleşiyor: “Dil sussa da ses bir yerden sızdırır kendini.” Doğanın bütün tınılarını yaşamanın işareti olarak sunan yazar, karakterin ruh hâlini taşra atmosferi içinde yeniden kuruyor: “Ses, onun için varlığın emaresiydi. Ses varsa hayat da vardı. Bir varlık sesini kaybettiyse geriye kaybedecek bir şeyi kalmamış
Yumuşak GZehra Âli Yılmaz · Kitap Ağacı Yayınları · 20261 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
9/10
·56 syf.··
2026 6. kitabı
·
2 saatte okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 21:29
Son sayfayı kapattığımda, bazen insanın özlediği şeyin bir kişi değil, o kişiyle yaşadığı zamanlar olduğunu bir kez daha hissettim. Kitap, yalnızca bir aşk hikayesi değil,aynı zamanda zamanın insan üzerindeki dönüştürücü etkisini ve geçmişe duyulan özlemin çoğu zaman gerçeğin değil, anıların peşinden gitmek olduğunu anlatan psikolojik bir eserdir. Stefan Zweig’in Geçmişe Yolculuk eseri, insanın zamana karşı verdiği duygusal mücadelenin zarif bir anlatımı. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, karakterlerin iç dünyasının büyük bir gerçeklikle yansıtılması oldu. Yıllar sonra yeniden karşılaşan iki insanın, aslında birbirlerinden çok geçmişte bıraktıkları anıları aramaları oldukça etkileyiciydi. Zweig, aşkın yalnızca bir duygu olmadığını,zaman, özlem ve değişimle sürekli yeniden şekillendiğini gösteriyor. Kısa olmasına rağmen uzun süre zihinde kalan, hüzünlü ama bir o kadar da düşündürücü bir eser. Keyifli okumalar
Geçmişe YolculukStefan Zweig · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202533,7bin okunma
10/10
·115 syf.··
2026 1. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 16:20
Mustafa Kutlu’nun “Uzun Hikâye” kitabı, adından da anlaşılacağı gibi uzun bir yolculuğu anlatıyor aslında… Ama bu yolculuk sadece bir yerden bir yere gitmek değil; sevginin, aile olmanın, hayata tutunmanın ve insan kalabilmenin yolculuğu. Kitabı okurken en çok hissettiğim şey samimiyet oldu. Mustafa Kutlu, büyük olaylara ihtiyaç duymadan sıradan insanların hayatındaki güzellikleri, kırgınlıkları ve umutları öyle sade bir dille anlatıyor ki kendinizi o hikâyenin içinde buluyorsunuz. Ali ile Münire’nin hikâyesi, bir yandan hüzünlü bir yandan da sıcacık… Özellikle baba-oğul ilişkisi ve hayata karşı dimdik durmaya çalışan insanların anlatımı çok etkileyiciydi. Kitap bittiğinde insanda biraz burukluk, biraz da güzel bir hatıraya veda etmiş hissi bırakıyor. “Uzun Hikâye” bana, bazen en değerli hikâyelerin büyük kahramanlıklarla değil; küçük anlarla, sevgiyle ve sabırla yazıldığını hatırlattı. Sade, samimi ve kalbe dokunan hikâyeleri seven herkesin mutlaka şans vermesi gereken bir kitap.
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,6bin okunma
Puan vermedi·80 syf.··
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 16:42
“Ramazan gelir, insanı dönüştürür ve gitmek üzere uğurlar. Ama her dönüşünde, biraz daha olgunlaşmış, biraz daha derinleşmiş müminler bulmak ister.” Hangi mevsim derseniz rahmetin, dostluğun, iyiliğin, cömertliğin ve dahasının olduğu bir mevsim. Kitap içerik olarak; Ramazan nedir, bize ne katar, bizden neyi alır, nasıl bir insan olmamız gerekir bu soruların cevaplarını sade ama derin bir üslupla biz okurlara sunuyor. Sevgili @_birvaize akıcı bir dille sanki camide sohbet eden bir hocayı dinliyormuş gibi samimi ve içten bir anlatımı var. Geçmişle bugünü dengeleyerek Ramazan’ı nasıl yaşamamız gerektiğine dair güçlü bir yol gösteriyor. Üstelik bunu üstten bir dille değil; yargılamadan, incitmeden, hepimize dönük zarif ikazlarla yapıyor. Bu güzel eser unuttuklarımızı hatırlatan, bildiklerimize yeni anlamlar katan küçük ama etkili notlarla dolu. Ramazan orucunun sadece midede değil, ruhun derinlinlerinde nasıl bir inkılap yapması gerektiğine dair bir anlatım var. Benim en beğendiğim kısım “helalin fazlası ruhu hantallaştırır” “harama dur demek kadar, helale de dur demek” tespiti oldu. Modern dünyanın tüketim alışkanlıklarına karşı sık sık kendime hatırlatmak istediğim cümleler yer alıyor. Ramazan öncesinde okuyup unuttuklarımızı tazelemek ve manevi baharı güzel karşılamak için harika bir eser. Ramazan temalı olan bir oturuşta oturup bitirebileceğini kısa ve öz olan bu güzel eseri Betül haskalaycı temin edebilirsiniz. Mutlaka okuyun, okutun
Dünyayı Azaltmanın MevsimiFatma Bayram · Ketebe Yayınevi · 2026112 okunma
Ağlatabilen bir distopya
9/10
·190 syf.··
Beğendi
·
2026 57. kitabı
Bitimsizlik Sendromu, adından da anlaşılabileceği üzere "Bitmeyen bir hayatın" getirdiği sonsuzluk bunalımını ele alıyor, Ancak bunu yaparken klasik öğeler yerine içsel sorgularımızı kullanıyor bize karşı: - Hiç ölmeyecek olsanız eşinizle sonsuza kadar birlikte olur musunuz? Bu çok ağır bir soru. Kitabı okuyan birinin bu soruya dürüst cevap vermesi ne kadar mümkün olur ki? Ya herşeyin daha fazlasını isterdik ya da herşeyin daha çeşitlisini. Biraz ondan, biraz bundan... ölmeyecek olduktan sonra başka şeylerin tadına bakmanın ne zararı var? Demez miydik? Ya da inançlar: - Dindeki ödül ve cezalar ölmedikten sonra anlamlı olur muydu? Cehennemden korkar mıydık mesela? Cennete gitmek için çabalar mıydık? Ya da ne kadar süre devam ederdik? Ahlaki değerlerimiz, iyi insan olma dürtümüz, sadakatimiz ne kadar devam ederdi? Yazar size sadece anlatmıyor, sizi o bunalımın içine çekiyor. Kendinize itiraf etmek istemeyeceğiniz içgüdüsel değişimi gözünüze gözünüze sokuyor. Kendinizle yüzleşip aslında o kadar da "iyi" ya da "ahlaklı" olmadığınızı, değerlerinizin zamanla, çevreyle ve ahlakla şekillendiğini, bunlar ortadan kalktığında sizin siz olmayacağınızı söylüyor. Özellikle kahramanın karısı ile olan bölüm ve diyaloglar beni parçaladı desem yeri... Hatta malum bölümde göz yaşlarıma hakim olamadım. O kadar içten ve gerçekti ki kendimi onun yerine koydum. İlk kitabını da okuduğum, şahsen tanıdığım bu yazarın bu kitabı ondan beklemediğim bir şeydi. Kendisinin yeni bir yüzüyle tanıştım. Saygılarımı sunuyor, başarılarının devamını diliyorum.
Bitimsizlik SendromuÇağlar Kulaksız · İzan Yayıncılık · 20266 okunma