· Ölü bir adamın sızlanışını duydum. Feryat ederken sesi göklere ulaşıyordu. Peygamber Enok'un Kitabı Kolektif Özlem Koyun Özlem Koyun Ölmek için ceset mi gerek toprağa İnsanlar yaşarkende ölüyor Gitmek mi kalmak mı zor Sadece binlerce feryat ve sızı duyuyorum Yanımda olan melek Rafael'e sordum Feryat sesleri göğe ulaşan şu ruh kim?" Cevap verdi:"O, kardeşi Kayin tarafından öldürülen Habil'in ruhu. Peygamber Enok'un Kitabı Kolektif Özlem Koyun Özlem Koyun Ne diyor Victor Hugo Solması için gülü dalından mı koparmalı?ne yazıkki binlerce gülü dalından kopardık ve şimdi o güllerin ahı bir feryat olup göğe ulaşıyor elbet güllerin ahını bir duyan var elhamdülillah Aşk, birlikte yürünen yola tahammül etmek değil, birlikte yürümek için yol inşa etmektir... Ne İçin Varsan Onun İçin Yaşa Hikmet Anıl Öztekin Ragıp@RCA001 Hasret değildir uzak kalmak İnsan sevdiğini yanındaykende özler Aşk inşa ve imar etmektir
1000Kitap
Bazen arkana bile bakmadan gitmek istersin. Öyle herşeyi bırakmana falan da gerek yok. Anıları bırakabilsen yeter… ~ Edip Cansever
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
Denge Arayışı ama pek bulamayış
Kendimi az çok bildim bileli pek dengem yoktu ama genelde aşırılık vardı. Ve bu ne olursa olsun. (: Üzülmek, sevinmek, umut, karamsarlık vs. hep en uçlarındaydım. Bir sınırdan sonrasında ise yine az halim yoktu: Hiçlik vardı. :) O yüzden arası bozulduktan sonra konuşabilen ya da yüz yüze bakabilen insanlara hep şaşırırdım açıkçası. En kötüsü: Yüz yüze gelmek zorundayken dahi onların hiçbir şey olmamış gibi davranabilmeleri. Yüzsüz olabilirler saygı duyuyorum ama ayıbı ya da hadsizliği olmuş olan insanların telafisiz nasıl hayata devam ettiği de meraklarım arasındaydı. Çünkü ben cansız zannedilen eşyalarda dahi bir telafi arayışındaydım. Ki o tarz insanlar genelde sıradan da değil, sözde bize değer verenler oluyor. Ve bir çöp gibi hatta ondan da değersiz muamele gösteriyorlardı, şaka gibi. O kadar mide bulandırıcı ve iğrenç geliyor ki yüzleri hayatımda görebileceğim en tiksinç şey gibi geliyor ve cidden yüzümü buruşturuyordum. Kendimi "dengesiz", "ayarsız" vs. diye nitelendirdiğimde sonralar da asıl sorunun "normal" olarak ele alınmışlar olduğunu gördüm. Benim vicdanım bir olumsuz yüzde veya ses tonunda dahi beni uyutmaz: Kafamı koyup gözden geçirirken belki yoğunluktan arka plana attığım şey "Şuna şöyle yaptın ve haksızdın. Düzeltmedin ki nasıl uyuyacaksın, uykunda ölüp ölmeyeceğin bile belli değilken nasıl uyuyup ertelemeyi göze alırsın? Kendine yakıştırıyor musun, Allah seni her an gözetirken bu yanlışını görmediğini mi sanıyorsun? Düzelt sonra ne yaparsan yap." şeklindeydi. Dışarıdan çok ters, dediğim dedik, umursamaz, donuk, gıcık, belki ruh hastası modumdayken dahi dikkatli olmaya çalışırdım: Belirdiğim bir standartlık durumu vardı ve yabancı olan herkese o modu yansıtırdım. Sanırım ölçüyü nadiren başardığım en güzel olaylardan biri de bu. Biraz saldırgan
Duygu ve Düşünce
Bu kadar karamsar olmaya gerek var mı? Geldiyse, tüm bunları göze alıp gelmedi mi zaten? Suskunluğumu, karmaşamı, korkularımı, duvarlarımı görmeden çıkmadı ki karşıma. Kusursuz bir hikâyenin kapısını çaldığını sanmıyordu. Karanlığı olmayan bir insan aramıyordu. Bildiği hâlde geldi. O hâlde neyden korkuyorum? Gelmesinden mi? Hayır. Asıl korku bu olsaydı, kimseye yaklaşmak istemezdim. Kapıları en başından kapatırdım. İçeri girmesine izin vermezdim. Gitmesinden mi? Belki... Fakat bu da tam karşılamıyor içimdeki duyguyu. Çünkü gitmek, insanın hayatında her zaman mümkün olan bir şey. Her gelenin bir gün gidebileceğini bilerek yaşıyoruz. Buna rağmen insanları seviyor, dostluklar kuruyor, bağlar oluşturuyoruz. Belki korktuğum şey gitmesi değil. Belki korktuğum şey, alışmak. Yıllarca yalnız yürüdüğün bir yolda birinin yanında yürümeye alışmak. Sessizliği paylaşmaya alışmak. Varlığını hayatının doğal bir parçası hâline getirmek. Çünkü insan bazen kaybın kendisinden değil, kaybettikten sonra oluşacak boşluktan korkar...
KISA KISA KİTABIMDAN ALINTILAR... Peygamberimiz, duası en makbul olan müslüman olsa gerek değil midir? Peki öyleyse bir avuç müslüman ile, çöl sıcağında azgın ve güçlü müşrik ordusu ile Bedir'de, Uhud'da, Hendek'te neden var gücü ile savaşmış, en yakınlarını, arkadaşlarını, Kuran hafızlarını neden şehit vermiştir? Oturup neden Allah'a sadece "Bunları kahreyle yarabbi!" diye dua etmemiştir? 40 kere şunu, 99 kere bunu, 4444 kere onu okuyarak çözüm yolu aramamıştır? Bugün bunları tavsiye edenlerden ve yapanlardan (umut bağlayanlardan) daha mı az duası makbul bir müslümandır? Allah izniyle birilerine kerametler bahşediyorsa ve bunlar içinde havada uçmak da varsa, bu keramete/mucizeye en layık evliya/veli sevgili peygamberimiz değil midir? Peki neden peşinde Mekke’nin azılı müşrikleri olduğu halde, binbir çile içinde, günler süren bir yolculukla yaya olarak gitmek yerine Medine'ye havada uçarak hicret etmemiştir? Akıl edelim Müslüman kardeşim! METİN SEVİL, Kısa Kısa - Sosyla Medya Tadında, Sayfa: 34 NOT: Kitabımdan ücretsiz olarak isteyenler yoruma yazabilirler. 5 adet hediye kotamız kalmıştır
Kimseyle kıyaslanacak bir yolum yok. Herkes kendi zamanında, kendi ritminde ilerliyor. Kiminin yolu kestirme, kiminin yolu yokuş. Kiminin elinde harita var, kimi sadece kalbini pusula yapmış. Bu yüzden başkasının hızına bakarak kendi adımlarımı küçümsemem. Benim yolumun anlamı, kendi yürüyüşümde gizli. Birileri önden gitmiş olabilir, birileri arkadan geliyor olabilir. Herkesin yolculuğu kendiyle ilgili. Kendimle yarışmadığım sürece, başkasıyla da yarışmama gerek yok. İlerlemek için tek ihtiyacım olan şey: kendime inanmak ve sabırla yürümeye devam etmek. Çünkü yol ne kadar uzun olursa olsun, kendine sadık kalan her adım, huzura çıkar. 💐