Ne yapmak gerek peki? Sağlam bir arka mı bulmalıyım? Onu mu bellemeliyim? Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı? Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı? İstemem! Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret? Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım? Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip, Taklalar mı atmalıyım? İstemem! Eksik olsun! Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli? Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli? Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli? İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret! Eksik olsun! Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli? Eleştiriden mi çekinmeli? “Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı? İstemem! İstemem! Eksik olsun! Korkmak, tükenmek, bitmek… Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek. Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?
Bir yöne, bir yola gitmek gerek. Her yöne koşuşmak da nedir? Yüz yöne gitmekle varılmaz bir yere. [Ferîdüddin Attâr-Esrârname]
Din
Reklam
Benim bu ortamdan ayrılmam gerek
“POYRAZ BİR HİKAYE”
Durul ey ruhum… Yetmedi mi sana dünyanın cefası? Hâlâ varamadın mı yorgun ayaklarınla gideceğin yere? Kaç dünya daha azap çekmen gerek varman için ? Nedir bu arsızlığın ? Vuslata mı taliplisin firâka mı ? Her vardığında biraz daha ırıyorsun kendinden. Oysa kalmak da bir gitmek demekti bazen. Ve belki de sana en büyük “git” diyen, içindeki “dur” diyen sesindi aslında. İlla gideceksen eğer, git ey ruhum! Yalnız bil ki, her adımda biraz daha eksileceksin kendinden. Ama sen… Bir gemi gibisin. Fırtınalı sularda seyrin,ambarın anılarla dolu. Bıkmadın mı hâlâ, o eski yükleri yeniden ve yeniden omuzlamaktan? Bu yol seni yormaz mı sanırsın? Dalgalarında savrulursun Poyraz’ın. Vardığın her yer, yine senin limanın. Çünkü gitmek, ancak kendine varmakla anlamlı. Yakup KAZDAL
Şiir
Sevgili Lilyum
Sevgili Lilyum... Acelesi olmayanlardanım ben. Hayatın önümden koşarak geçmesine aldırmadan yürüyebilenlerden... Gitmek istediğim yerleri bekletebildim yıllarca. Hayallerimi erteledim, heveslerimi susturdum, kendimden vazgeçtiğim zamanlar bile oldu. Ama ne gariptir ki, hiç insan bekletmedim. Çünkü insanın beklemekten yorulduğunu, bir kapının önünde unutulmanın ne demek olduğunu iyi bilirdim. Şimdi düşünüyorum da, insan bazı şeyleri herkese anlatabiliyor ama özlemeyi anlatamıyor. Çünkü özlemek, kelimelerin sırtına yüklenemeyecek kadar ağır bir şey. Bu saatlerde normal değerlerini aşan taşikardini kimsenin anlamasını bekleme. Kalbin durup dururken hızlanıyorsa, gecenin bir yerinde sebepsizce pencereye bakıyorsan, durduk yere bir ismi içinde tekrar tekrar fısıldıyorsan, bunun bilimsel bir açıklaması yok bazen. Özlemişsindir işte. İnsan bazen yalnızlıktan değil, bir kişiyi bulamamaktan yorulur. Kimsesizlik hep bir boy önde. Her kimse o "sizlik"... Onsuzluk, sensizlik, evsizlik, sessizlik... Hepsinin kısa özeti aynı kelimeye çıkıyor: yokluk. Ve yokluğun en ağır biçimi, bir zamanlar varlığıyla dünyanı dolduran birinin artık hiçbir yerde olmaması. Özlemek ele geçirdiğinde bütün yolları, artık kendi içine sürgün edilirsin. Tali yollar kapanır, anayollar kapanır, şehirler kapanır. Kendi kalenin içinde mahkûm olursun. Dışarıdan bakınca hayat devam ediyormuş gibi görünür ama içeride zaman çoktan durmuş olur. Çünkü özlemek, saatlerin çalışmasına rağmen zamanın ilerlememesidir. Özlemek, aynaya ihtiyacının kalmamasına şaşırmak gibi bir şeydir. Çünkü insan en çok özlediğiyle konuşur artık. Önce küçük bir ıslıkla başlar monologların. Sonra bir cümle gelir. Ardından başka bir cümle. Sonra bütün bir gece boyunca sen konuşursun, karşında olmayan biri dinliyormuş gibi. O ıslık bir
Şiir
Kendime Düşünceler 1
Acıyı anlamak için görünür olması mı gerek? Merdivenden düştüğünüzde bir yerleriniz kırılır ,acır, morarır. Acıdığını söylediğinizde morluğa bakarakta acı düzeyini tespit edebilirler. Hiç değilse acıdığını bilirler, acıdığını söylemekten çekinmezsiniz. Kanıtınız vardır çünkü. Birinin gözünden düştüğünüzde yada birini gözünüzden düşürdüğünüzde görünürde bir şeyiniz yoktur. İçinizdeki kırık parçalarınızı siz dahi göremezsiniz belki. Kimse sormaz zaten, sorması için görmesi gerek. Biz gördüğümüzün düzeyini tespit edebiliriz. Sorsa çok şey söylersiniz belki. Sormasını beklersiniz Haksızca evi yıkılan biri ile az çok empati kurabiliriz. “Ne emeklerle işlemişti” “Ay alırken ne kadarda heycanlıydı, yazık kursağında kaldı” Evinden gitmek zorunda kalan belki evini terk eden insanlar bir çatının altında diye fark etmeyiz içinde kaldığı enkazı.
Reklam
Reklam