BİR KAVMİ SEVEN ONLARDANDIR
Hicrî üçüncü asırda yaşamış olan evliyâdan Ali bin Muvaffak rahimehullâh şöyle anlattı: Bir sene binekli olarak hacca gidiyordum. Yolda, yürüyerek hacca giden dervişlerden zikir ehli bir topluluk gördüm. Hacca onlarla birlikte yürüyerek gitmek istedim ve bineğimden indim, yerime başkasını bindirdim. On iki mil kadar dervişlerle beraber yürüdüm. Sonra ana yoldan ayrıldık ve sapa bir yerde konakladık. Gece, rüyamda ellerinde altından leğen ve gümüşten ibrikler bulunan bazı kimselerin geldiğini gördüm. Yaya olarak yol alanların ayaklarını yıkıyorlardı. Hepsini yıkadılar, bir tek ben kaldım. Onlardan biri, diğerlerine, “Bu da onlardan değil mi?” diye sordu, “Onun mahmili ve bineği vardı” dediler. Tekrar, “Hayır, bu da onlardandır, çünkü cân u gönülden isteyerek onlarla birlikte yürüdü.” dedi. Sonra benim de ayaklarımı yıkadılar. Hissettiğim bütün yol yorgunluğu, bir anda benden kayboluverdi. (Sâlihlerin Hikâyeleri, Fazilet Neşriyat) YÜKSEKLERE ÇIKTIKÇA SICAKLIK AZALIR Yükseklere çıktıkça, giderek Güneş’e yaklaşıldığı için sıcaklığın artması gerektiği düşünülebilir. Ancak Güneş, yaklaşık 150 milyon kilometre uzaklıktadır. Bu mesafenin sadece birkaç kilometre azalması, Güneş’ten alınan enerji miktarında mühim bir değişikliğe sebep olmaz. Yeryüzü, Güneş’ten gelen ışınları emer ve bu enerjiyi, ısı olarak atmosfere yayar. Dolayısıyla, ısının ana kaynağı, aslında yeryüzüdür ve yerden uzaklaştıkça, bu ısının tesiri azalır. Çünkü yükseklere çıkıldıkça atmosferdeki basıncın düşmesi ile sıcaklık azalır. Atmosferin alt katmanlarında (yani deniz seviyesine yakın yerlerde) hava yoğunluğu daha fazladır. Yoğun hava, ısıyı daha iyi tutar. Yükseklere çıkıldıkça atmosfer inceldiği için hava basıncı düşer, atmosferin sıcaklığı, muhafazası azalır. Çünkü düşük basınçta, hava genleşir,
(Fazlaca olüm ve olumsuzluk içerir )
İnsan onuru, gururu ve şerefi için yaşamıyorsa ya da yaşarken başkasının onurunu, gururunu ve şerefini zedeliyorsa baştaki kelime artık geçersizdir. En tahammül edemediğim tipler bunlar. Kendisinde bunların varlığı yok diye başkalarında da yok sanıyor. Bu büyük bir hata. Normal ilişkilerde ya başlatmıyorsun ya da anında silebiliyorsun. Ama sevdiğin insanla ilişkinin ortasındayken bu tarz olaylar yaşandığında anında silsen de aptal sevgi var. Mantıksal olarak kapı önüne koyarken sonra koyan sen değilmişsin gibi ağlayabiliyorsun. 😅😅🤦‍♀️ Ya da onun yüzüne nefret kusarken ve değersiz davranırken sevgini gizlemek zorunda kalıyorsun. Bilmiyorum ama özsaygımı zedeleyen insanlara küçükken de sınır çizip direkt silerdim. Bunu da çoğunlukla çocuklar değil büyükler yapardı. Çoğu insanı severken silmiş biri olarak acı vericiydi ama bilmiyorum madem aile ya da dost vs. o zaman o değerli konumları hak edecek olmalıydılar. Düşman gibi davranıp dostluk beklemeyecek gururları ve şerefleri olsundu değil mi? Ortada sevgi varsa içinde olumsuzluğun hiçbir türünü kabul etmiyorum. Evet tartışılır ya da zıtlıklar olabilir ama bunun da saygı versiyonu mevcut. Yapıcı versiyonu mevcut, sakin ve normal üslup versiyonu mevcut. Eee sadece onlara değil de bana mı vardı? Sildiğim insanlar arasında çekirdek ailem de var. Zorundalıktan bazen bir aradayız ama yan yana oturmak bir yakınlık değil ki, mesela otobüste de yabancı bir insanın yanında oturuyoruz? Okula başlarken de öyle. Hayatımda olmaları kopmadığımız anlamına gelmiyor. Bir ara bunu düşündüm, sonradan aileme katılanları o tarz davranışlarında anında silerken ailemi de silmiştim. Hem de o zorundalıktan ötürü maalesef defalarca olmuştu, hiçbiri birinci de sınırlı kalmamıştı. Bu da kendimde olan teorileri destekleyen bir şeydi. Çünkü bazen o
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Belki de Allah gönlümdeki o boşluğu ve üzüntüyü doldurmak istedi
Selamlar, uzun zamandır buralarda yokum. Başıma gelen ve beni hem gülümseten hem de düşündüren bir olayı anlatmak istedim. Bir aralar yediğimin içtiğimin ayrı gitmediği, her yere beraber gittiğimiz her şeyi beraber yaptığımız bir arkadaşım vardı. Onunla yapmayı en sevdiğim iki aktiviteden biri bir anda hadi şuraya gidiyoruz deyip spontane gelişmiş gezmelerimiz (tabii öyle çok da gezemiyorduk onunla, ailesinin izin vermediği söylüyordu), bir diğeri de aynı anda aynı kitaba başlayıp yorumlamalarımızdı. Sınav haftası bile görüntülü konuşarak çalışırdık, her konuda birbirimizi cesaretlendirirdik öyle bir hayatımda yer edinmek. Nitekim sonra bu arkadaş kendi isteğiyle koca bir arkadaşlığı bir vedaya dahi sığdırmadan bitirdi, konuşmaya çalışsam da ne fayda o içindeki kıskançlığı dinledi. Bir süredir her yerde karşıma çıkıyor hesapları ve ben onu çok özlediğimi fark ettim. İşte tam olarak bu günlerde ise başıma şöyle bir şey geldi: Şu anki arkadaş grubumdan bir arkadaşım ilk önce final haftalarında beraber görüntülü mü çalışsak diye bir teklifte bulundu. Bir süre geçti, beraber gezmelere başladık. O eski arkadaşımla gidemediğim birçok yere dahi gitmek için planlar yaptık. Hepsinden de oldukça keyif aldım ve o içimdeki yalnızlık da azalmaya başladı. Aynı zamanda birbirimizi cesaretlendirip bir yaz anaokulunda çalışmaya başladık. En son da dün akşam bana bir mesaj attı. "Eslem aşkım bu arada baş belalar ve başyapıtları kitabını satın aldım. Beraber okuyalım mı başlamadıysann, senden ınfluence olup aldım." Düşününce o çok özlediğim ama beni hayatından silip atan arkadaşımın yeri nasıl da dolmuştu, üstelik tam da onu özlediğim zaman diliminde ve çok hızlı bir şekilde. Çok daha güzel bir hâlde. Bunu bize niye anlattın diye soracak olursanız eğer, hayatımdan çıkıp beni bir boşluğa
Duygu ve Düşünce
Satrançmı ne satrançı sadece gerçekler
Okuyacak vaktin yoktur olmamışki zaten hiç sanmaki zâtını vazgeçilmez vazgeçtim işte, sanmaki bitmez sevgim bitti işte, sanmaki merakın bitecek bitmeyecek Hoş olur,söz olur , aşk olur belki ama bunlardan sen olmaz. Biri var hayatımda,bilmiyorum nasıl oldu ama oldu işte bir şekilde Allahın rahmetinden sual olunmaz , hayırlısı olsun dedim hep,hayırlısı gerçektende böyledir belkide zamana bırakmak gerekiyor, seni aklımdan çıkardım eee o zaman burda ne işim var 😅 Aslında artık umrumda değil ama kaygılı biri olduğum için buraya yazıyorum sonuçta senin zamanın çoooook kıymetli ama okuyacaksın biliyorum,tabi kime göre neye göre kaygılıysam.. Bilirmisin kaygılı bireyler kafalarında kurar ama benimki öyle değildiya ben gerçekleri kabullenmedim(hep duyduğun gerçkler değil bunlar),buraya binlerce kelime döktümya hatta bunun üstüne birde doğum günün için video çektim , aslında bunların hepsi kaygılanmaktan yada ayrılmandan kaynaklı olmayan sana olan sevgimden ötürü olan şeylerdi,, gelgelelim gerçeklere eda (Eda), günlerden 15 şubat sana sorular sordum hemde bir soruyu defalarca sordum hatırlıyormusun dur sen unutmuşsundur ben yazayım;Satranç muhabbetini hatırlıyormusun senin ilk vize zamanın sana hep orda oynadığın bir kişiyi sordum ve bana hep farklı cevaplar verdin (ilk sorduğumda satranç arkadaşı, ikinci sorduğumda eski sınıf arkadaşı demiştin) hatırlarsan ama en kötüsü ne peki biliyormusun ben daha siz satranç oynarken yazdıklarınızı okuyabiliyordum zaten(kasım ayı günlerden ne zaman hatırlamıyorum),arkadaşım dediğin kişinin Yusuf diye biri olduğunu belki eski sevgilin belkide gerçekten eski arkadaşın bunu bilemem,ama bana orda birşey demen gerekiyordu o mesajları o an gördüğümü nasıl bilemezsinki ,senin içinde bulunduğun durumdan yani sınavlarının zorluğundan dolayıda içine
30 MAYIS 1924 - Fikriye Hanım'ın Ankara'da intiharı. Ve Mustafa Kemal'in kendisi için yazdığı şiiri: "İçsem de bir kadeh hayat iksirinden, zamansız ayrıldım, bilinsin Fikriye’den. Bıkmadım ki doyayım o narin ellerinden, Ümmid-i aşkım saracak seni, cefakâr teninden." Fikriye Hanım, Münih'ten İstanbul'a döndükten sonra, Atatürk'ün Ankara'ya gelmesine izin vermemesi üzerine kısa bir süre İstanbul'da kalmış, daha sonra Gelibolu'ya giderek, eskiden tanıdığı bir ailenin evinde bir sene kadar misafir edilmiştir. Ancak 1924 yılı mayısının sonlarında, başkasına ait bir nüfus cüzdanını kullanarak Gelibolu'dan İstanbul'a, oradan da Ankara'ya gelmeyi başarmış, 30 Mayıs günü Atatürk'le görüşmek üzere Çankaya'ya gitmişti. Köşke varışında bu arzusunun yerine getirilemeyeceği kendisine söylenildiği zaman, geri dönmek üzere -beklemekte olan- payton'a binmiş, payton'da, yanında taşıdığı tabanca ile intihar etmiştir. Fikriye Hanım’ın intiharı Latife Hanım biz gençlere diyor ki: “ATATÜRK, MİLLETİNİ ÇOK AMA PEK ÇOK SEVİYORDU. HAYATINI TÜRK MİLLETİNE ADAMIŞTI. SEVİLMEYİ DE AYNI DERECEDE İSTİYORDU. SİZ GENÇLER, O’NU SEVMEK, O’NU SEVDİRMEK İÇİN MÜTEMADİYEN O’NDAN BAHSEDİNİZ, O’NA DAİR YAZINIZ.” FİKRİYE HANIM’IN İNTİHARINI ATATÜRK’ÜN ENİŞTESİ MUSTAFA MECDİ BEY’İN HATIRATINDAN DİNLEYECEĞİZ: —“ Benim bildiğim ve gördüğüme göre, ATATÜRK ‘ün şahsi sebeplerde en çok üzüldüğü, müteessir olduğu olay, FİKRİYE ‘nin intihar edişidir. Bizim ailece FİKRİYE dediğimiz bu çok güzel hanım, ATATÜRK ‘ün üvey babasının erkek kardeşinin kızı olmak dolayısıyla, bilhassa ZÜBEYDE Hanım’ı sık sık ziyarete gelir, AKARETLER ‘deki evimizde günlerce misafir kalır ve bu arada MUSTAFA KEMAL PAŞA ’yı da bir ağabey gibi sever, sayar, her hizmetinde bulunurdu. Hele nikâhlanarak birlikte gittiği bir MISIR ‘lı ile harem
Beni saran tüm korkuları kusmak istedim.Ne yapışkan şey bu illet korkular. İkinci bir derim oldular. Sindiremiyorum. Bir kenara böğüre böğüre kusmak, rahatlamak, o rahatlıkla da kuş gibi uçup gitmek istiyorum kendi yoluma.