33. BÖLÜM
🌹 İnci 🌹
Bir hafta, bir yılın yorgunluğunu almışçasına hızlı ve yoğun geçmişti. Özlem’in dediği gibi, cidden çok lüks insanlar geliyor, bilindik firmaların türlü organizasyon işleri yapılıyordu. Yeni yüzler, sonu gelmeyen telefon trafiği... İşin içine gömülmek, ruhum için bulunmaz bir pansumandı. Zamanın nasıl aktığını anlamıyordum. Ne zaman zihnim yasaklı bölgeye, Serkan’a doğru bir adım atmaya kalksa, hemen bir çiçek aranjmanının ya da bir masa düzeninin arkasına saklanıyordum. Bu dükkân benim sığınağım, bu iş ise hayata tutunma biçimim olmuştu. Adeta kendi iş yerimmiş gibi sahiplendiğim, her sabah kapısından girdiğimde huzur bulduğum bir alandı burası.
Mutfakta, Özlem için kendi ellerimle bir ıhlamur demledim. İçine bolca limon ve şifa niyetine bal kattım. Bardağı alıp ofise yöneldim. Özlem, masasında oturmuş, boğazını tutarak sitem ediyordu:
“Yazın ortasında bademcik şişmesi de neyin nesi arkadaş? Rezalet!”
Bardağı önüne usulca bırakıp göz kırptım. “Sıcaktır diye buzlu suları dikersen tepene, olacağı buydu.”
“Yanıyorum İnci, ne yapayım?” diye sızlandı. “Ben de yanıyorum ama buz değil, soğuk su içiyorum Özlem Hanım,” dedim, kahkahalarımız odada yankılandı. Özlem’in bu halini seviyordum. Hasta haliyle bile neşesinden ödün vermeyen, hayata karşı hafif ve barışçıl duruşu bana ilham veriyordu. Belki de bu yüzden kısacık zamanda, yıllardır tanışıyormuşuz gibi kaynaşmıştık. Sıcacık çaylarımızı yudumlarken masadaki telefonu titredi. Ekrana bakıp yüzünde sıcak bir ifadeyle bana döndü: “Banu Hanım arıyor,” dedi ve açtı. Karşıdaki sesle öyle samimi konuşuyordu ki, aralarındaki bağın sadece iş olmadığını anlamak zor değildi. Konuşmanın sonunda, “Tamam canım, ben hemen İnci Hanım’ı yönlendiriyorum,” diyerek kapattı. “İnci, arayan