Alper Gencer – Ah!
sen şimdi sabrımın taşını yuvarlarsın
**
kırışır seni beklemekle geçen zaman
belki hiç
gelmezsin!
**
yuvası zindan olan bir mahpus haykırışı:
bir renksiz kanatlı kelebek olmak!
neyin temrinisin ey hayat?
kösnüdüğüm yağmurlar hangi otlara karşı?
**
kıyam et! bağrımdan alıp da yürü
sesimin şeriki olmuş bu çocuk
bir çocuk bezmi elestten beri
yürürlüğe konulmuş temsili bir pak.
**
al işte bedenimden söküp de çıkar
bulamadım nerede saklıdır o dert?
**
güneş gözlerine bandı mı ışığı
vakit aydınlıktır renginle o sıra
ve afyonlu gülüşündür hayalimdeki...
**
tozu dumana katmanın becerisinde:
“yine hangi rüzgârın emrine amadesin?”
**
bu gelincik bu rüzgâra fazla dayanmaz
dertler giderek silahlanıyor
Beni bana bırakan sevgili! Henüz yüz yüze gelip bakışmadan, bir nefeslik muhabbet bile etmemiz nasip olmadan kayıp giden sevgili! Beni sensizliğe bırakıp gitmen gücümü tüketiyor bilmez misin! Gittiğin uzak da benim, gelmediğin yakın da ben.
Nereye istersen oraya git, ama git, gitmen gerek. Dünya geniş, kuşkusuz bir yerde yaşamını ve mutluluğunu kuracağın bir köşe bulacaksın.
Bu yer çok yakın da olabilir, çok uzaklarda da.
12 ŞAHIS: 11880: MAHREM-Hususi, sırdaş. Çok samimi yakın. Aralarında nikâh caiz olmayan aile ve hısım akraba. İki dağ arasındaki yol. Gizli. (Bir Veli’nin şiirinden: Ne garib taifedir şu NAKŞİLER — Kafileyi gizli yollardan sevkeder!)… FAHHAR-Allah’ın azametiyle övünen. Şanlı. Memeleri süt dolu deve. (Süt, ilim suretine suret olarak tâbir edilmiştir!): 880: MÜTETALİ-Birbiri ardınca olup giden.
*
12 ŞAHS: 11880= 891: MEHDÎ. (En büyük ebcedle)… AZMEN-En fazla güvenilen. Pek fazla şeyler içine alabilen: 891: ZAMAN-Kefil olma, kefillik. Zarara karşı kefil olma garantisi… İZAFÎ-İzafetle alâkalı. Alâkalı göstererek: 892: MAMEZA-Mazi. “Ezel”… Ruhî-i Bağdadî’den: Sanman bizi kim şire-i engûr ile mestüz / Biz ehl-i harâbâtdanuz mest-i Elestüz… “Sanma bizi ki, üzüm şırası ile mestiz / Biz ehl-i harabatdanuz (kendi varlığından geçen fena bulmuşuz) Elest mestiyiz!”… ELEST, “Rabbiniz değil miyim?” meâlinde olan âyet’ten kısaltılmış işarettir. Kalu Belâ’da, Allah ruhları yaratıp “[Elestü bi Rabbiküm] - Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” dediği zaman, onlar “evet” mânâsında “[Kalû Bela]- Evet Rabbimizsin!” diye vefa sözü verdiler… AHD: Vadetme. Vefa. Yemin. Misak. Tevhid. Vasiyet. Asır. Devre.
*
DÜVAZDEH-Oniki. (Dü: İki… Vaz’: Koyma, konulma. Bırakmak. Atlamak. Tayin etme, belirtme. Duruş, hareket, tarz… Deh: On, aşer… 2’nin üzerine 10 koyulunca, 12 sayısı.): 895: FEVZA-Karışmış, muhtelit… FÜTUHAT-Fetihler. Lütf-u İlâhiye nail olmak: 895: FAHRİYE-Fahre mensub ve müteallik olan… DÜWAZDE-Onikî. (Kürtçe): 890: Oniki Şahs… MÜMZÎ-İmza sahibi: 890: RUHAS-İzinler, müsaadeler, ruhsatlar… MUMZA-İmza edilmiş: 890: MEHDÎ. (En büyük ebcedle)… DUVANZDEH-Oniki. (Kürtçe): 891: ŞAH-Su arkı. Kadeh. Alın. Boynuz. Helezon. Batn. Ağaç dalı… GİRİFTAR-Tutulmuş. Yakalanmış. (Üstadım’ın Kafa Kağıdım isimli
“Bana ihtiyacın mı var? Seni görmediğim şu dört yıl boyunca bana ihtiyacın mı oldu? Ama hiçbir şey duyurmadın.”
Gülerek konuştum, kendisine kin beslediğim sanısına kapılmasın diye. Bu gülüşün pek iğreti olduğunu hissediyorum, rahat değilim.
“Amma aptalsın! Seni görmek ihtiyacını duymuyorum tabii. Bunu demek istiyordun değil mi? İnsanın içini açan bir görünüşün yoktur, bilirsin. Benim ihtiyacını duyduğum senin yaşayıp gitmen ve değişmemendir. Sen, Paris’te ya da oraya yakın bir yerde duran şu platin metre gibisin. Herhangi bir kimsenin onu görmek istediğini hiç sanmam.”
Herbert, bana kalsa hep yanımda olmanı isterdim, çünkü sen benim en yakın dostumsun. Beni şimdi bırakıp gitmenle başka zaman gitmen arasında pek fark yok.