su...
-götürebildiği yere kadar-
insan aldanır gibi görünür
her gün saçlarını tarar yüzünü yıkar
sessizce yürür
ancak konuşur içinden kendi-birisiyle
ona yol sorar gideceği daveti
sorar çocuklarının geleceğini
tanrıyı kabul olmayan dualarını
gölge çelmeler her ikisini
sessizce yürümeye devam eder içinden...
taş...
-sessizce bekler ufalanır-
yersiz tecrübelerin sonuçlarını bekler insan
saati ve geceyi kavramıştır artık
insani bir öğürtü ile çıkarır dışını içine
ve şimdi çıplaktır kapanık gözleri
öylece sorulara bakar
ilerleyip içiçegeçmiş dolaşık sorulara
eleriynen yırtar çıkar naylonundan gecenin...
insan uyumak için büyür içinde...
Uygarlık getiren Kadmos, ejderhanın dişlerini toprağa ekmişti. Canavarın nefesiyle yanmış ve soyulmuş bir toprakta şimdi insanların filizlenmesi bekleniyordu.
eğilmiş suyu öpüyor
birazdan soracak hiç sorulmayan soruyu
-ki bundan ne utanç duyacak ne gurur-
saçlarından ve yüreğinden artırdığı
sızılarının ve yaralarının birikimi olan
birkaç kelimeyi
-ki bunların arasında sevgi mutlaka yoktu-
usulca ve ömrü boyunca damıttığı
çoğu kutsal kitaplarda olmayan
onlardan önce onlara konu olmuş
ve yayılması kolay ancak ayıp sayılan
tonlarca ağacın ve bitki örtüsünün yitirildiği
kurak bir aklın akısıyla sürüklenekalmış
bir çocuğun bildiği büyüdükçe unuttuğu...
...
İnsan olarak var oluşumuzun gerçek koşullarını ve onun çizdiği sınırların ve onun ritminin dışına çıkabilmenin bizim isteğimize bağlı olmadığını kabullenebilseydik eğer, ne çok boşuna tedirginliği, boşuna yıpranmayı bertaraf edebilirdik?
kelimeler birden çok tekrarlandığında
üzerlerindeki küflü örtü kalkar
ortalığa saçılan ağır küf kokusu
binlerce sese dönüşür durur...
insan ihtiyacına göre bunlardan seçimler yapar
duymak ya da dokunmamak istediklerini ayıklar...
bazen bu küfün rengi de vardır
bu işi zorlaştırır adeta zihni böler
yukarı doğru mu çekilir insan bedeni
yoksa yandan bir araç çarpmışçasına mı savrulur
böyle olursa dağılma sesin yönünü değiştirir
ilk aldığın nefesten ayrı bir yerdesindir...
ne'den sonra bu bir başlangıca dönşür
tekrarlanacak yeni bir kelime bulunamayınca
-belirlenemeyince de olur-
ilk söz bir nefesin sese dönüşmesidir
ve durmadan bu icadını tekrarlar insan
ta ki yeni bir cismi yordasın parmaklarıyla...