gıcıkokur

gıcıkokur
@gkhnebrn
nelere inandım bir bilsen... inan inanmazsın...
şair bakıyor aşağıdan gözleri siste çoraklaşmış -bir resim ki ha sepya ha siyah-beyaz- omuzları dik bir horozu andırıyor... kelimeler var süpürülmüş felan eyyam kargaşa anarşi gırla ilk kollarım yana düşüyor sonra gözlerim devriliyor ardına... kimi çömezliğe veriyor öpüşmeyi saçlarını elleriynen taramayı bunun gibi bir sürü asap bozucu işi leylek'in ömrü misali tutarsız... -bir resim ki alabildiğine üç bölük- tel tel saçlarıynan bi aşifte boy boy resimleriynen afişte geziboyluyor akşamın cırtlaklığında kimse görmezden gelse ayna durmuyor tarak yerde terlik ters külot buruşuk... bir suç mahalli gözlerinin rengi beni kaçırsak sana yakalanırız tebessüm eden yalnızca bulut kaçacak olsam dudağına saklanmam... -bir resim ki arkasında not tarih ve isim ve yer-
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
su... -götürebildiği yere kadar- insan aldanır gibi görünür her gün saçlarını tarar yüzünü yıkar sessizce yürür ancak konuşur içinden kendi-birisiyle ona yol sorar gideceği daveti sorar çocuklarının geleceğini tanrıyı kabul olmayan dualarını gölge çelmeler her ikisini sessizce yürümeye devam eder içinden... taş... -sessizce bekler ufalanır- yersiz tecrübelerin sonuçlarını bekler insan saati ve geceyi kavramıştır artık insani bir öğürtü ile çıkarır dışını içine ve şimdi çıplaktır kapanık gözleri öylece sorulara bakar ilerleyip içiçegeçmiş dolaşık sorulara eleriynen yırtar çıkar naylonundan gecenin... insan uyumak için büyür içinde...
eğilmiş suyu öpüyor birazdan soracak hiç sorulmayan soruyu -ki bundan ne utanç duyacak ne gurur- saçlarından ve yüreğinden artırdığı sızılarının ve yaralarının birikimi olan birkaç kelimeyi -ki bunların arasında sevgi mutlaka yoktu- usulca ve ömrü boyunca damıttığı çoğu kutsal kitaplarda olmayan onlardan önce onlara konu olmuş ve yayılması kolay ancak ayıp sayılan tonlarca ağacın ve bitki örtüsünün yitirildiği kurak bir aklın akısıyla sürüklenekalmış bir çocuğun bildiği büyüdükçe unuttuğu... ...
kelimeler birden çok tekrarlandığında üzerlerindeki küflü örtü kalkar ortalığa saçılan ağır küf kokusu binlerce sese dönüşür durur... insan ihtiyacına göre bunlardan seçimler yapar duymak ya da dokunmamak istediklerini ayıklar... bazen bu küfün rengi de vardır bu işi zorlaştırır adeta zihni böler yukarı doğru mu çekilir insan bedeni yoksa yandan bir araç çarpmışçasına mı savrulur böyle olursa dağılma sesin yönünü değiştirir ilk aldığın nefesten ayrı bir yerdesindir... ne'den sonra bu bir başlangıca dönşür tekrarlanacak yeni bir kelime bulunamayınca -belirlenemeyince de olur- ilk söz bir nefesin sese dönüşmesidir ve durmadan bu icadını tekrarlar insan ta ki yeni bir cismi yordasın parmaklarıyla...
ipeğiz mipeğiz de göbekten bağlıyız sehere yedi kat çatlamış koncası gülün hani gelecekler sırada demiştin yolboyunca konuşmadın unutmadım namussuz bilir bilmez kişi yan koltuğumda bu yola revan olduk du bakalım hayırlısı... seni sevmeye gelmiştim yüzükoyun devrilmişim yerden çiçekleri sen topla anca içince hatırlanıyor verilen sözler ben kuduz kaptım galiba yüzüm yara döşüm yara... kargayı kafese koy fesleğene çay beni gelir sanma kendine göre demle içsem içsem bir duble daha saçımın dibinde yer kalmadı yoksa bilirsin ziyan haram... -/- kütükkör