Gülcan

Gülcan
...yaşadığım tek ömür içinde her şeyi deneme hakkını kendimde gördüm, hâlâ da görüyorum. Elbette bunları beğenen de olacak, beğenmeyen de.
Reklam
Şarkılarım duyarlıydı ama hiçbirinde hıçkırıklı bir acı ya da göbek atan bir sevinç yoktu. Bir buzdağının ucu gibi, o duyguya ait alçakgönüllü ipuçları vermeyi yeğliyordum.
Bütün bunlar bir tek istekten, yaşadığım tek ömür içinde her şeyi deneme hakkını kendimde görmemden kaynaklanıyordu.
O günlerde Paris’e gelen Uğur Mumcu’ya, Bedri Rahmi Eyüboğlu’nun Nâzım Hikmet için yazdığı “Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor” şiirinden bestelediğim parçayı çalmıştım. Gözünden iki damla yaş gelmiş ve “Bu parça bütün demokrasi şehitlerimize ağıt gibi olmuş!” demişti. On yıl sonra Ankara’da yağmurlu bir gün suikaste kurban giden Uğur’un cenazesinde yüz binlerce kişi hep bir ağızdan “Yiğidim Aslanım Burda Yatıyor”u söylüyordu. Paris’te parçayı dinlediği zaman, bunun kendi ağıdı olacağını, belki de kendisine gözyaşı döktüğünü bilmesi mümkün değildi.
Gerçek sanatçılar yerli kültürü uluslararası bir düzeye taşıyıp, zenginleştirip nesiller ötesine taşıma gücüne sahipken ne yazık ki bizde oldum olası politika sanata gerçek desteği verememiş, tam tersine köstek olmuştur. Politikayla uğraşanlar sanatçıları ikiye ayırmış; kimini sadece eğlence kategorisine sokmuş, politik tavırları olan sanatçıları ise kendi propaganda malzemesi olarak kullanmak istemiştir. Bu yüzden her şiir bir manifesto, her şarkı bir bildiri, her roman bir politik analiz sanılmıştır.
Reklam