Duyguların allak bullak olduğu, üzülürken kızdığımız, kızarken empati yapmaya çalıştığınız ve içinizin sisle kapanmasını göze alarak okumanız gereken ama kesinlikle okumanız gereken bir kitap. İki çocuğun yaşamını çok iyi anlatıyor. Uzun zamandır bu kadar derinden etkilendiğim bir kitap olmamıştı. Bir kitabı okuduktan sonra böylesine kötü hissettiğimi, ağlamaklı olduğumu, tepkisiz ve sessiz kaldığımı hatırlamıyorum doğrusu. Yazarımız kitabın ilk sayfasından son sayfasına kadar, olayları ve kişileri çok güzel organize etmiş ve birbirleriyle ilişkilendirmiştir. O kadar çok duyguya dokunuyor ki öyle şeyler hissettiriyor ki, zaten her bir olay haber bültenlerinde her akşam var yani hayatımızın tam içi ama çok güzel anlatılmış harika bir eser.(Kimi zaman kızarak kapattım kapağı.)
Sovyet işgali, tecavüz, utanç… Bu kitap genel anlamda sessizliği ifade ediyor. Emir’in Hasan’a yapılanlar karşısındaki sessizliği, Hasan’ın kendisine yapılanlar karşısındaki sessizliği, yetimhanede çocuklara yapılanlar karşısındaki müdürün sessizliği, stadyumda kadına yapılanları izleyen seyircilerin sessizliği…
Fillerin tepiştiği sırada ezilen çimenlerin acılı hayatları, çaresizlikler, boyun eğişler, kardeş gibi sevmene rağmen arkadaşım dedirtmeyen ayrımcılık, savaş zulmü, haklı olmanın hiçbir anlamı olmayışı, insan hayatının değersizliği , bir babanın içinde yaşadığı fırtına ve yaşattığı ulaşılmazlık... Herkesin hayatında pişmanlıkları vardır. Bazılarımızın pişmanlıkları kitaptaki gibi geri dönüşü yoktur.
Altüst olan hayatlar, yıkılan yuvalar, annesiz babasız kalan evlatlar, evladına yiyecek bir şey alabilmek için protez bacağını satmak için pazarlık yapan baba…
Keşke her