Yağmurların, derelerin ve sellerin aktığı, ağaçların ve çiçeklerin, kıyının çakıllı kumlarının ve kayaların en yüksek katmanlarının döküldüğü büyük bir nehrin güzel bir vadide akması gibi, aşk da ruhun sonsuz mekânlarında yaşar; fırtınalarla, oluğu kadar berrak pınarların yavaş akan sularıyla yüceleşir.
“Evet, insan severse her şeyin sonu aşka varır.”
Ruhumu hafifçe dolduran bir nesneden başka esin kaynağı olmayan o sonsuz aşkın ifadesini, iki yeşil kıyı arasında akıp giden o uzun su şeridinde, hareketli kıvrımlarıyla bu aşk vadisini donatan kavak ağaçlarında, nehrin sürekli olarak farklı şekillerde yuvarlaklaştırdığı tepeciklerin üzerinde, bağların arasında uzanan meşe korularında ve birbirlerini izleyerek kaçışan, hafifçe gölgelenen o ufuklarda buluyordum.