Gökalp Göksu

Gökalp Göksu
@gokalpgoksu
Muğla/Fethiye, 8 Ocak
156 okur puanı
Haziran 2024 tarihinde katıldı
Nursi'nin müteşabih anti-Kemalizmi
Kemalist modernleşmenin seküler toplum anlayışına karşı proaktif tepkinin temsilcisi olan Nursi'nin düşünce ve eylemlerinde ifadesini bulan Nurculuk, örtük anti-Kemalizm üretmiştir. Açıktan değil de yazdıklarıyla dinî muhalefet üreten Nursi, müntesiplerinin zihni dünyalarını anti-Kemalist içerikle biçimlendirmiştir. Bu nedenle onun metinleri ve metinlerinin ezoterik havasıyla ürettiği müteşabih anti-Kemalizm, konumuz açısından oldukça önemlidir. Nursi, Kemalizm karşısında “Siyaset topuzunu atarak, iki elimle nura sarıldım," ifadesiyle "Yeni Said dönemini” başlattığını söylese de, "meğer dinsizliği ve zındıkayı siyaset zannedip ona taraf girlik eden insan suretinde şeytanlar ola veya beşer kıyafetinde hayvanlar ola!" sözleriyle devam ederek "siyaset topuzunu" atmadığını dile getirir. Batı'dakileri "kâfirlerin medeniyeti" olarak görür. Tabii Kemalist modernleşmeyi de aynı minvalde değerlendiren Nursi, "kâfirlerin medeniyeti" ile “Risale-i Nur müminlerinin medeniyetini” ayırır: “Kâfirlerin medeniyetiyle mü'minlerin medeniyeti arasındaki fark: Birincisi, medeniyet libasını giymiş korkunç bir vahşettir. Zahiri parlıyor, bâtını da yakıyor. Dışı süs, içi pis; sureti me'nus, sîreti mâkûs bir şeytandır. İkincisi, bâtını nur, zahiri rahmet; içi muhabbet, dışı uhuvvet; sureti muâvenet, sîreti şefkat, câzibedar bir melektir," diyerek birincisini "zelil" ikincisini ise "melek" görür. Tipik İslâmcı refleks olan bu tutumu sürdüren Nursi, hükümeti de aşan bir güce sahip olduğunu iddia ettiği Risaleler'in vatanı koruyacak olan güç olduğunu ve “hâkimiyet-i İslâmiye'ye hıyanet” durumundaysa "Değil korkmak veyahut adâvet etmek, en dinsizleri de onun dindârâne, hakperestâne düsturlarına taraftar olmak gerektir," diyerek sınırlarını ortaya koyar.
Sayfa 157·Kitabı okudu
Alıntı
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Nursi'nin rejimi doğrudan karşısına almayan pasifist tutumu eleştirilse de inkılaplara direnç gösteren toplumun muhafazakâr reflekslerine tercüman olur. Cemaatin gizli eğitim ortamlarında müntesiplerine sunduğu "dar ve samimi" yaşam alanları, onun mitoz bölünmeyle yayılmasını sağlar. Kimi araştırmacıların Türkiye'deki İslâmcı çevrelerin "en tutucu grubu" olarak kabul ettiği Nurculuk, DP tarafından başlarda selefi gibi temkinle karşılanır. Nursi, Menderes'e yazdığı mektupta komünizm, masonluk ve CHP'ye karşı verdiği mücadeleyi anlatır ve birtakım dinî telkinlerde bulunur. Mektuba Menderes cevap vermez, bu, başlarda DP'nin de Nurculuğa -zamanla kaybolacak- ihtiyatını gösterir. Nursi dinî irşat eksenli mukaddesatçı toplumsallığı merkeze aldığından, takipçilerinin de DP ve diğer sağ partilerle pragmatist ilişkiler geliştirmelerini sağlar.
Sayfa 156·Kitabı okudu
Alıntı
Süleymancılar da Tunahan'ı "mürşid-i kâmil" kabul ederler. Müritlerince “üstaz” olarak hitap edilen Tunahan'ın taşradan gelen öğrencilerin geçirdiği dönüşümü anlatmak için “Bizim evlatlarımız yanımıza (İstanbul'a) ayaklarını sürüyerek gelir, bir İstanbul beyefendisi olarak geri dönerler," dediği söylenir. Takipçilerinin "Üztaz”larına atıfla, kendilerini "İmam-ı Rabbani evlatları", "Silsile-i Sadat'ın son halkası" ve cemaatlerini ise "Hazreti Nuh'un Gemisi" olarak betimleyip, yegâne kurtuluşa erenlerin gemidekiler, dışarıdakilerinse ziyan olacağına dair söylemleri önemlidir. Konuyla ilgili olarak Kısakürek, eline geçmiş bir belgeyi aktarır: Süleymancılar, Kur'an Kurslarını bahane ederek, halkı sapık inanç ve hurafelerle kandırmak isterler. Üstatlarına rabita yapıldığında, ondan ilim akacağını söylerler. Süleymancılara göre Süleymancı olmayanlar kâfirdir. Süleyman Efendi dünyaya gelmese, İslâmiyet yeryüzünden kalkar. O dini yenilemiş. LİVADİLHAMD sancağı altında ancak Süleymancı olanlar gölgelenebilir. Süleymancılar ilkokula ilk merkep, ortaya orta merkep, liseye kilise ve üniversiteye ölüveresice derler. Atatürk'e Ata kâfir derler. Süleyman Hilmi'nin Atatürk'ü manevi yumrukla öldürdüğüne inanırlar. İmam-Hatip, Yüksek İslâm Enstitüsü ve İlahiyat Fakültesi gibi okullar deccalin ordusunu yetiştirmektedir. Talebelerine bir gün güneşin mutlaka kendi üzerlerine doğacağını ve çoğalınca darbe-i hükümet yapacaklarını ve bunun sır olarak tutulması gerektiğini söylerler. Onlara göre Peygamber Süleyman Hilmi Efendi'ye 300.000 Türke şefaat edebilme izni vermiştir. Kısakürek, bu iddialara katılmadığını, seyrek de olsa Tunahan'la görüşmelerinden böyle bir intibaya ulaşmadığını belirttikten sonra, onun hakkındaki hükmünü şöyle açıklar: "Onun kalp ve sahte akçe olmadığını, fakat
Sayfa 140·Kitabı okudu
Alıntı
Nakşilerin genel olarak inkılaplara bakışını açık biçimde tarikat liderlerinin, genellikle mahrem alanlarda üretilen ve dolaşımda tutulan söylemlerinde buluruz. Bu konuda Arvasî önemli bir örnektir. 1940-1943 yılları arasında kendisine şapka takmaya dair sorulan soruya şu cevabı vermiştir: Şapka hakkında hem ilk asrların âlimleri ve hem de son asrların âlimleri "Şapka, küfr alâmetidir!" demişlerdir. [...] Bize düşen, onlara ita'at etmektir. [...] Bir zemânlar şapka giyilmesinde zarûret vardı. Birtakım kimseler, ikrâh ve cebr karşısında canlarını kurtarabilmek için giydiler. [...] Şapka giymenin halal olduğunu iddi'â etmek, yeni bir ictihad yapmak ma'nasına gelir. Bu devrde içtihat kapısı kapalıdır. Şapkanın küfr, kâfirlik alameti olduğuna katʼiyyen şüphe yoktur. Din kitablarında “Şapka, küfr alâmetidir.” diye gayet sarih olarak yazılıdır. Arvasî'nin yukarıdaki ifadelerinden hareketle inkılaplara ve onu hayata geçiren Kemalizme olumsuz baktığını söyleyebiliriz. Aşağıda örneğini görebileceğimiz olumsuz bakış, buğz etme biçiminde ortaya çıkmış ve Kemalizmin kişileştiği Mustafa Kemal Atatürk "Habis Ruh" ve ona muhabbet edenler de "kâfir" olarak nitelenmiştir: Cenab-ı Hakk, mahlûkâtı yaratınca, bir "Mustafa" yarattı ki, "Habib-i Ekremi”dir. Bir de buna mukâbil, “mustafen-minh” yarattı ki, "tortu" demektir. Hiçbir ciheti iyi değildir. Mahlukât, şâkuli bir daire farz olunursa, "Mustafa" zirvede en yüksek noktadır. Mukâbil olan en sefil, alçak nokta ise “mustafen-minh"dir ki, “habis ruh”dur. “Kemâl” ismi, “mustafen-minh"likde, ya'ni redâ'ette (kötülük, fenalık, bayağılık) ve habâsette (murdarlık, alçaklık) kemâle geldiği içindir. Bunu bilerekten “Habîs Rûh”a muhabbet eden kâfirdir. Bilmeyenler, ma'zûrdur. Bilmemek ise imkânsızdır; meğerki kör ola. Bunlara buğz ve düşmanlık
Sayfa 131·Kitabı okudu
Alıntı
Arvasî'nin inkılaplara bakışı
İnkılaplara muhalefetini buğz etmekle gösteren ve “buğz etmeyi ibadet" sayan Arvasî, dost meclislerinde ve sohbetlerinde inkılapları sert biçimde eleştirmiştir. Onun Kemalizm ve inkılaplar konusundaki eleştirilerinin başında dinî alandaki düzenlemeler gelir. Türkçe ibadetin karşısındadır, bir sohbetinde "Hutbelerin Arapça olması lazımdır! İki hutbe arasındaki Türkçe va’z, hutbeyi ifsâd eder, bozar. Hutbe fâsid olunca, cum'a nemâzı da noksan olur. Hutbe'nin, Kur'ân-ı Kerim'in ma'nasını anlamak lâzım değildir. İbâdet, emre uymaktır; anlamak lâzım değildir!" der. Başka bir sohbetinde, Latin alfabesinin kabulünü “kâfirlik” ve kullananları da “kâfir” olarak nitelendirir. Cumhuriyet aydınlarından Şemsettin Günaltay'ı şöyle değerlendirir: "İslâmiyyetin en büyük düşmanı, İngilizlerdir. Fakat İngilizlerden daha korkunç derecede İslâm düşmanı olan Şemseddin Günaltay yanında İngilizlerin bütün kuvvetleriyle İslâmiyyete yaptıkları zarar, ikinci derecede kalmaktadır." Arvasî, "İslâmiyyet bu memleketden giderse ne Hind'de kalır ne Sind'de! Bir yere esans dökülse, kendisi kalmasa da kokusu bir müddet daha devam eder. Zindîklar, İslâm'ı öyle kaldırdılar ki, kokusunu dahi bırakmadılar. Bir İslâm Devleti bulunsa, dünyanın siyasi muvazenesine dahli olurdu. Bir âlim bulunsa, bu sâhte kalemşörler kaçacak delik arardı," sözleriyle inkılaplara mesai harcayanları "zındîk" olarak nitelendirir.
Sayfa 130·Kitabı okudu
Alıntı