Nakşilerin genel olarak inkılaplara bakışını açık biçimde tarikat liderlerinin, genellikle mahrem alanlarda üretilen ve dolaşımda tutulan söylemlerinde buluruz. Bu konuda Arvasî önemli bir örnektir. 1940-1943 yılları arasında kendisine şapka takmaya dair sorulan soruya şu cevabı vermiştir:
Şapka hakkında hem ilk asrların âlimleri ve hem de son asrların âlimleri "Şapka, küfr alâmetidir!" demişlerdir. [...] Bize düşen, onlara ita'at etmektir. [...] Bir zemânlar şapka giyilmesinde zarûret vardı. Birtakım kimseler, ikrâh ve cebr karşısında canlarını kurtarabilmek için giydiler. [...] Şapka giymenin halal olduğunu iddi'â etmek, yeni bir ictihad yapmak ma'nasına gelir. Bu devrde içtihat kapısı kapalıdır. Şapkanın küfr, kâfirlik alameti olduğuna katʼiyyen şüphe yoktur. Din kitablarında “Şapka, küfr alâmetidir.” diye gayet sarih olarak yazılıdır. Arvasî'nin yukarıdaki ifadelerinden hareketle inkılaplara ve onu hayata geçiren Kemalizme olumsuz baktığını söyleyebiliriz. Aşağıda örneğini görebileceğimiz olumsuz bakış, buğz etme biçiminde ortaya çıkmış ve Kemalizmin kişileştiği Mustafa Kemal Atatürk "Habis Ruh" ve ona muhabbet edenler de "kâfir" olarak nitelenmiştir:
Cenab-ı Hakk, mahlûkâtı yaratınca, bir "Mustafa" yarattı ki, "Habib-i Ekremi”dir. Bir de buna mukâbil, “mustafen-minh” yarattı ki, "tortu" demektir. Hiçbir ciheti iyi değildir. Mahlukât, şâkuli bir daire farz olunursa, "Mustafa" zirvede en yüksek noktadır. Mukâbil olan en sefil, alçak nokta ise “mustafen-minh"dir ki, “habis ruh”dur. “Kemâl” ismi, “mustafen-minh"likde, ya'ni redâ'ette (kötülük, fenalık, bayağılık) ve habâsette (murdarlık, alçaklık) kemâle geldiği içindir. Bunu bilerekten “Habîs Rûh”a muhabbet eden kâfirdir. Bilmeyenler, ma'zûrdur. Bilmemek ise imkânsızdır; meğerki kör ola. Bunlara buğz ve düşmanlık