Defalarca okumak için elime alıp bir şekilde sürekli geri bıraktığım, beni içinde neler beklediğinden çok habersiz olduğum bir kitaptı Değersiz Bir Hayat. Bir eşik var bence onu atlayabildiğinizde su gibi akıp gidiyor kitap. Akıp gitmesini hem istiyor hem istemiyorsunuz. Defalarca kez ben ne okudum az önce diye durup nefes aldım. Müthiş bir kalem, müthiş bir hikaye.
Beklenmedik şeyler buluyor sizi her sayfada. Geç kalınmış bir evlat edinme hikayesinin uyandırdığı duygular kitabın finalinin yanında hiçbir şey gibi kalıyor. Okurken şu kadar ağladım, bu kadar ağladım meselesi değil olay. Evet ağlayabilirsiniz. Bir nefes alıp ağlamadan son bölüme kadar devam da edebilirsiniz. Şok olabilirsiniz, beklemediğiniz yerlerden kırılabilirsiniz. Bu kadarı da olmamıştır diyebilirsiniz. Jude'a sevgi, kızgınlık, acıma duyabilirsiniz ama en çok hayranlık duyulabilir bence onun değersiz diye nitelediği hayatına. Dikenli demek az kalır onu geçtiği yollara. Karanlık ve acımasız, ortalarda bi yerlerde aydınlanan ama yine cam kırıklarıyla sona ulaşan bir yol.
Bütün kitap boyunca Jude'un mutlu olmasını diledim, çok istedim bunu gerçekten. Hayatında Willem gibi,Harold gibi insanların olmasına sevindim. Ama kafasındaki insanlardan kurtulamayışına dayanamadım hiç.
Koca bir kalp kırıklığı armağan ediyor kitap size. Hayata farklı bir bakış açısı tutuşturuyor elinize.
Bir sefer okunup bi kenara kaldırılabilecek bir kitap değil bence. Ama kapağını bir kez daha açmaya cesaret bulunabilir mi bittikten sonra, bilmiyorum.
Ben çok sevdim Jude'u. Willem'i. Harold'ı. Julia'yı. Andy'i. Sanki ben de orada, bi kenardan onları izleyip durdum hikaye boyunca. Sadece kitaplığımda değil kalbimde bir yeri var artık. Tavsiye etmeyeceğim. Okumanız gerekirse sizi bulur diyeceğim sadece.