#şiir
             Usanmaz Gölge ​Gören yüreğe kör düğüm atar gibi. Zirvelere çıkıyorum derken bulur dibi. ​Yeryüzünde ayaksız başlar var. Bu halde soluksuz gezer diyar diyar. ​Ziyasızca olursak hikmete ram Kokusu alemi kaplar buram buram. ​Yücelere çıkmak gibi ulusu var mı? Bu yücelik zarif bedene sığar mı? ​Ey ardı sıra gelen huzursuzluk, Sana hep çok yakışırdı kusursuzluk. ​Usanmaz gölge, bırak artık peşimi! Anladım, kararlısın, sereceksin leşimi. ​Nereye doğru gittiğini biliyor musun? Aciz ruhundaki tüm izleri siliyor musun? ​Raylarla kesişmeden uzayıp giden yollar, Kısırlık doğurur, sımsıcak saracak kollar. ​Kelimeler sıralanınca oluşur bir hiçlik, Yaşam kayda değmez, umarsız piçlik. ​Sığındığım şiir bırak artık yakamı, Hayat sonu görünmez bir şaka mı?                        Tahir Kaya 19.06.2026
Bugün olduğun kişi, çocukken hayalini kurduğun kişi mi ?
Manavgat'taki son günlerim... Evdeki yalnızlık o kadar derin ve sessiz ki evin içinde yürürken duvarlarla konuşmaya başladım bugün. İnsan bazen sessizliğin de bir ağırlığı olduğunu unutuyor. Oysa sessizlik de taşınırmış meğer; omuzlarda, göz kapaklarında, gecenin tam ortasında insanı uykusundan uyandıran düşüncelerde... Bu evin içinde günlerdir yalnızım ama ilk kez bu kadar yalnız hissettim kendimi.Bu akşam güneş yavaş yavaş odanın içinden çekilirken gölgem duvara vurdu. Her zamanki gibi peşimdeydi. Ama ilk kez bana ait değilmiş gibi duruyordu. Sanki yıllardır sustuğu her şeyi söylemek için bekliyormuş gibi... "Aşkın..." dedi. Sesinde garip bir yorgunluk vardı. "Ne oldu?" "Seni bir yere götüreceğim." "Nereye?" "Kendine." Bu cevabı duyunca istemsizce güldüm. Çünkü insan kendinden kaçmak için ömrünü harcıyor da sonunda yine kendine varıyor. Ama bu kez güldüğüm şeyin içinde huzur yoktu. Daha çok, yıllardır aynı yerde dönüp durduğunu fark eden bir yolcunun yorgunluğu vardı. Gölgem konuşmadı.Sadece elini uzattı. Sonra birden ev kayboldu. Ve kendimi bir çocuğun karşısında buldum. Yaz güneşi vuruyordu yüzüne. Dizlerinde toz vardı. Ellerinde küçücük yaralar... Koşuyordu. Yorulana kadar koşuyor, düşünce ağlıyor, ağlaması bitince yeniden ayağa kalkıyordu. Hayat ona henüz yenilgiyi öğretmemişti. Kalbinin üzerine henüz hiçbir ağırlık bırakılmamıştı. İnsanların söyledikleri sözlerin bazen yıllarca insanın içinde yaşayabileceğini bilmiyordu. Bir gün sevmenin acıtacağını da bilmiyordu. Bir gün kendisini anlatmak için onlarca cümle kurup yine de anlaşılamayacağını da... Sadece gülüyordu.Öyle içten gülüyordu ki gözlerim doldu. Gölgem yanıma geldi. "Bak ona." Bakıyorum zaten.
Hangi tür kitapları seviyorsun? 🔎 Polisiye 💕 Romantik 🚀 Bilim Kurgu 🏰 Fantastik 📖 Klasik 🧠 Kişisel Gelişim 🏛️ Tarih 😱 Gerilim
şam'dan
soğuk bir esinti vurdu camdan. zayıf perde titrek bir şekilde savruldu ve bir ucu şamdana dokundu. üç beş kollu bir şamdandı ve gören onu avizeye benzetiyordu. avizeye benzetiyor ama yaydığı ışığı yetersiz buluyordu. ne var ki avize perde yakamazdı; incecik perdeyi aleve veremez, duman sinmiş duvarlarda gezdiremezdi. şamdanın tepesindeki erimiş mumlar damla damla kayıp kendini arındırıyor, her dakika bir ayine konuk oluyordu. ucundaki minik alev her geçen gün beklentileri düşürüyor ve yine her geçen gün ömründen ödün veriyordu. perde küle dönmüştü, duvarlar isten kararmıştı. belli bir sürenin ardından her şey camdan dışarıya kıvılcımlarını sunmaya; aciz insanları, kendi hallerine acındırmaya başladı. şamdanın etrafındaki her şey yanıp kül olmuştu duvarda bir gölge bırakmadan.
Uzak nedir?
kendime dünyada bir acı kök tadı seçtim yakın yerde soluklanacak gölge bana yok uzun yola çıkmaya hüküm giydim. İsmet Özel
Şiir
Hiç kimseye yazılar (Hiç yazılar)
I- Enerji, meydana geldiği t⁰ anından hemen sonra nesneler arasındaki ilişkileri kendi varlığıyla eşitsizler. Var oluşu, nesnelerin ve nesneler arasındaki farkın ilk defa oluştuğu veya anlamlı hale geldiği t⁰'¹ anını, yani zamanı da meydana getirir. II -Enerji, eşitsiz ilişkileri doğurduğu t⁰'¹ anından itibaren, kendisiyle ilişkiye bulunan fiziksel, kimyasal, biyolojik vb nesneleri, özgün nitelikleriyle (kütle, hacim, yoğunluk vb.) enerji yasalarına bağlar. III- Enerji-madde bağlılığından bütün bir evren ve onun bütün ilişkileri meydana gelir. Farazi t⁰ noktası bir kez "olduğu" zaman, neticedeki görüntü istediği kadar karmaşık olabilir, ama şaşırtıcı değildir. İmkansız olan sonsuz değil, sonsuzun 0'dan doğması. Mutlak sıfır yaratım, mutlağa sonsuz yakınlıkta ama mutlak olmayan sıfır büyük patlamadır. İmkansız nokta üzerinde, idrak edemeyenlerin savaşı burda başlıyor. Temel Fizikle ilgili güdük denebilecek böyle bir "metafizik" girizgah sonrasında, Comte gibi soluğu "sosyal fizikte" yani sosyolojide alacağım. Bu tür tartışmalara rağbet edilmediği için biteviye bir rahatlıkla keyfi eskizler peşindeyim. Üç önermenin Sosyoloji tarafındaki simetrik aksini sanırım en dolaysız olarak Rousseau ifade etmiştir. Eşitsizlik Üzerine'de "Bir çitin etrafını sarıp 'burası benimdir' diyen kişi uygarlığın kurucusu olmuştur, der. Rousseau'nun ifadesi disiplin öncesi olması nedeniyle ve daha genel bir -eksik- olan sosyal bilim jargonunun biçime direngen oluşu nedeniyle belagatli, hikayeci, metaforik ve teknik olmayan bir ifadedir. Şöyle de diyebilirdi: t⁰ anında güç(enerji) bağlamında hareket eden ilk insan(nesne), eşitsizlik ilişkisini de (medeniyet), tarihi de (zamanı) başlatan kişi oldu (t⁰'¹ anı). Netice itibarı ile, Comte ve çağdaşları diyoruz ama fiziksel kozmos / sosyal
Sosyoloji
“canımı kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, kıyamet günü bu nimetlerden sorguya çekileceksiniz; serin bir gölge, tatlı olgun hurma ve soğuk su.” | tirmizî, zühd, 39.