Henrik Ibsen'in
Tutucu biri miyim ben? Hayır! Asla!
Neysem o kaldım hayatım boyunca.
Sevmem taşların yerini değiştirmeyi satrançta
Ama bayılırım bütün oyunu bozmaya.
Hatırladığım bir tek devrim var benim
Sonraki bütün devrimlerden daha akıllıca
Ve her şeyi tepetaklak edebilecek bir devrimdi bu
Kuşkusuz, Tufan, kastettiğim, burada.
Ama o zaman da şeytanı getirdiler oyuna!
Ve bildiğiniz gibi Nuh diktatör oldu.
Bu işi daha dürüstçe yapmak mümkün olsa,
Size yardımdan geri durmam asla
Siz bir Tufan için çabalıyorsunuz ya
Ben torpillerim Nuh'un Gemisini güle oynaya.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
"Ömür boyu insanlara yardım etme cezasına çarptırılmış bir kürek mahkumuydu sanki bu adam; her ne kadar cezasıyla uzlaşmış görünse de, zaman zaman bu durum onu bunaltıyordu."
"Boynumuzdaki ilmeği daha da sıkmaktan, elimizi kolumuzu sımsıkı bağlamaktan başka ne işe yarıyor teknik? Hayır, gereksiz çalışmalardan kurtulmak gerek. İnsanoğlu, huzur istiyor. Fabrikalar ve bilimse, huzur falan vermez. İnsana çok az şey gereklidir. İhtiyacım olan şey küçücük bir evken niye koca bir kent kurayım? İnsanların yığınlar halinde yaşadıkları yerlerde su sistemlerine, kanalizasyona, elektriğe ihtiyaç vardır. Bunlarsız yaşamayı denediğinizde her şeyin ne kadar da kolay olduğunu göreceksiniz. Hayır, bizde pek çok gereksiz şey var... ve bütün bunlar, aydınlar yüzünden. Bunun için diyorum, aydınlar zararlı bir toplum kesimidir diye."
"Biz gerçek özgürlüğü, gerçek büyümeyi imkânsız kılan bir döngü sistemine kısılmış durumdayız. Sanatta klasik dönemi romantik dönem izlemiştir. Sonra tekrar klasiğe dönülmüştür. Bu iş bir sarkaç kadar basit ve bence sanatın tüm anlamını yok ediyor. Aynı şey toplum için de geçerli. Tutucu bir dönem, liberal bir dönem, sonra yine tutucu bir dönem. Etki, tepki, bir öyle, bir böyle. Tıpkı denizlerdeki gelgit gibi. Bu döngüye kısılmış olduğumuz sürece pek bir özgürleşme bekleyemeyiz. Her adımı milyonlarca yıl süren, o korkunç derecede yavaş değişiklik dışında. Tarihimizin büyük bir kısmında, bizler mevsim dönemlerine, hava şartlarına bağlı olageldik. Şimdi en azından, yazları kuzeye, kışları güneye gidebiliyoruz. Mevsimler yine kurallarını uyguluyor; ama biz onlara bağlı kalmak zorunda olmuyoruz. Benim tek istediğim, hayatın diğer cephelerinde de böyle bir hareketlilik. Doğum-ölüm çemberinin dışına çıkma fırsatı istiyorum. Anlıyor musun ne demek istediğimi? Bu iş bana zevkli gelmeyecek kadar katı ve ezberlenmiş bir şey. Bu döngüler hayatın anlamını kaçırıyor. Tıpkı sanatta olduğu gibi. Umudum şu: Bazı bireyler her zaman sanatsal veya sosyal döngünün dışına çıkabilmişlerdir. İşte bireye duyduğum sevgi ve saygının, genel olarak insanlığa duyduğum sevgi ve saygıdan daha büyük olmasının nedeni budur. Belki... belki bazı bireylerin doğum-ölüm çemberinden kurtulma zamanı da gelmiştir. Hem bunu söylerken Budist Nirvana'nın boşluğuna doğrudan buharlaşmaktan söz etmiyorum. Belki de Alobar'ın yaptığı oydu. Belki bunu ben de yapabilirim. Ve belki de... hazır belkilere girmişken... çemberkıran çıkagelir ve insanoğlunu ölümlülüğün o yüzeysel gelgitinden kurtarır."
"Uyanık olduğumuz saatlerde bilinçli zihnimizin derlediği bilgiler, "derin uyku" dediğimiz dönemde "bilinçdışı'mız tarafından işlenir. Oysa biz bir gecede yalnızca iki-üç saat "derin uykuda kalırız. Uyku süremizin geri kalan kısmında, bilinçdışı zihnimiz görev başında değildir. Canı sıkılır. Eğlence arar. Kalkar, elindeki malzemeyle oynar. Yani bir bakıma, kendi kendiyle oynar. Anıları canlandırır, imajlar yaratır, verileri yeniden sıraya sokar, heyecanlı hikâyeler uydurur. Buna "rüya" deriz. Bazı kimseler, bizim rüya sırasında bilgiyi işlediğimize inanırlar. Esas durum tam tersinedir. Rüya demek, zihnin işlenecek veri bulamadığı zaman kendini eğlendirmesi demektir."