"Ana, dadı, dinsel ve ahlaksal eğitimler, ataerkilliğin şaşmaz bir ideal olduğunu, bilgeliğini, adeletini ve gücünü genellikle çeşitli yollardan ve değişik derecede aşılamaya bakarlar. Oysa günlük yaşamın içli dışlı yakınlığı içinde, özellikle kendi kötü karekterine egemen olamayan,
kendi çılgınlıklarını bastıramayan birinin sıkı düzen uygulaması ve bunu sürdürmesi zor bir görev olur. Böylece, ataerkil ideal daha oluşur oluşmaz, dağılmaya başlar. Başlangıçta, çocuk babanın kötü karekterinin dışa vurması karşısında ya da zayıflığı yüzünden belli belirsiz bir rahatsızlık duyar; öfkesinden korkar, haksızlıklarını onaylamaz,
gerçekten kınanacak davranışları karşısında utanca bürünür. Çok geçmeden saygıyla, küçümsemeyle, sevgi, iğrenme ve korkuyla karışık, çelişki dolu ataerkil bir duygu oluşur. Yine çocukluğun bu döneminde ve çocuğun baba karşısında davranışlarında, ataerkil kurumların toplumsal etkileri kendini duyurur. Babayla çocuk arasında rekabetçi
bir ilişki yerleşir; baba çocuğunu tahtından edecek ve yerini alacak ardılı diye görür; önceki bölümde de betimlediğimiz gibi, kıskançlık duygusu bu ilişkileri ayrıca ağırlaştırır; artık baba-oğul arasında olumsuz öğelerin yerleşmesi için durum yeterince netleşmiştir"