Songul

Songul
@golgotha
Tu wek rojê yî yara min, ji min nêzîk û hem dûr î Disotînî dil û ronî dikî, hem nar û hem nûr î
"Düş görmemek, daha toplumsal etkilerle, biyolojik etkenler arasında sistemli bir bağın kurulması kaçınılmazdır. Ödip kompleksine evrensel bir boyut vermek yerine, her tip uygarlığı ve orada ağır basan kompleksi ayrı ayrı incelemek daha doğru olur. Doğrusu düşe ilgisizlik, Trobryandlılar'ın baskı tanımamasından mı ileri geliyordu, yoksa onların toplumunda cinselliğe hiçbir sınır konulmadığı için miydi? Komplekslerin zayıflığından, ortaya geç çıkışından ve çocukluktaki öğelerinin azlığından mıydı? Derin iz bırakmayan serbest düşleri azlığı, diğer bir deyişle pek direnmeyen anıların azlığı nevrozların olmayışıyla aynı sonuca varmamıza izin veriyor; böylece genel çizgileri içinde, düşlerin başlıca nedenini, doyurulmamış cinsel arzularda, özellikle cinsel· tepilerde, ya da çocuklukta şiddetle bastırılan cinsellikte gören Freud'un kuramlarını onaylıyor."
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Ergenlik Dönemi
"Gencin yeni edindiği erkeklik, her şeyden önce, cinsel davranışını etkiler. Öğrenmek için kafaca olgunlaşmıştır; fizyolojik bakımdan, edindiği bilgileri yaşamda uygulayacak kadar olgunlaşmıştır. Genellikle bu dönemde cinsellikle ilgili ilk derslerini alır ve şu ya da bu biçimde cinsel etkinliğini belki normal ve düzenli, ama daha seyrek uygulamaya başlar; öte yandan daha çok özdoyum, masturbasyon ya da gece kirlenmelerine başvurur. Bu dönem genellikle genç çocuk için bir çatal yolu temsil eder ve ikisinden birisine sapar: Ya çocuk ateşli mizaçlı ve ahlakça güçlü değildir, kendini tümüyle cinsel itilere bırakır ve cinsel zevkin karşı konmaz dalgalarında yüzer; ya da daha güçlü başka ilgiler ve daha güçlü bir ahlak, onu kısmen ya da tümüyle cinsellikten ayırır. Cinsel perhize ne kadar bağlı kalabilir ve ona karşı ne kadar mücadele edebilirse, cinsel tepilerini de o kadar yükseğe çıkarma şansına sahibolur. (...) z. Kültürlü sınıflarda genç kız aybaşı olmaya başlayınca, bunalımlı bir döneme girmiş olur; özgürlüğü kısıtlanır ve yaşamı karmaşıklaşır, ama daha gizemli bir çekicilik kazanır ve her zaman daha sabırsızlıkla beklenir. Toplumsal açıdan ergenlik, genç kızın yaşamında, genç erkeğin yaşamında olduğu kadar keskin bir dönemeç oluşturmaz : Kendi evine alışmayı sürdürür ya da bir yurtta kalarak öğrenim görür; modern genç kız bir meslek sahibi de olur, ama yaşamla uyumunda ve ailesinin dışındaki uğraşılarında hiçbir şey değişmemiş olur. Bundan böyle amacını bir evlilik beklentisi oluşturur. Bu dönemde, çoğu zaman anayla kız arasında bir rekabet ortaya çıkar; bu önemli olay her zaman doğrudan doğruya kendini göstermez, kılık değiştirerek görünür; tipik ve sıradan aile ilişkilerine bir rahatsızlık verir. Yine bu dönemde - daha önce değil - baba ile kız arasındaki
"Ataerkil toplumda, çocukluk rekabeti ve daha sonraki toplumsal işlevlerin yanında baba ile oğul arasında hem bir bağın, hem de hınç ve sevişmezliğin olduğunu görürüz. Öte yandan, ana ile oğul arasındaki erken ayrılma, çocuğu doymamış derin bir arzu içinde bırakır ki bu daha sonra cinsel ilginin uyanması sırasında yeniden ortaya çıkar ve yeni tensel özlemlere bir anı gibi eklenir, çoğu zaman erotik bir nitelik alır, düşlerde ve imgelem gücü oyunlarında görünür. Trobriyandlılar'da baba ile oğul arasında sürtüşme olmaz; ananın çocuğu üzerindeki çekiciliğine gelince, buna engel olacak hiçbir şey yoktur, her şey kendiliğinden doğal akışı içine bırakılır. Saygı ile sevişmezlik arasındaki ikili tutum, burada genç adamla dayısı arasında görünürken, baskı yalnızca kız kardeşin zinacı ayartıcılığına karşıdır. Bu iki toplumun her birine kısa ama biraz belirsiz bir formül uygulayarak diyebiliriz ki, Ödip kompleksinde arzu, babayı öldürüp ana ile evlenmeyi kapsarken, Trobriyandlı anasoyu toplumunda arzu, bacı ile evlenmeyi ve dayıyı öldürmeyi kapsar. (...) Toplumsal etkilerle, biyolojik etkenler arasında sistemli bir bağın kurulması kaçınılmazdır. Ödip kompleksine evrensel bir boyut vermek yerine, her tip uygarlığı ve orada ağır basan kompleksi ayrı ayrı incelemek daha doğru olur."
"Ana, dadı, dinsel ve ahlaksal eğitimler, ataerkilliğin şaşmaz bir ideal olduğunu, bilgeliğini, adeletini ve gücünü genellikle çeşitli yollardan ve değişik derecede aşılamaya bakarlar. Oysa günlük yaşamın içli dışlı yakınlığı içinde, özellikle kendi kötü karekterine egemen olamayan, kendi çılgınlıklarını bastıramayan birinin sıkı düzen uygulaması ve bunu sürdürmesi zor bir görev olur. Böylece, ataerkil ideal daha oluşur oluşmaz, dağılmaya başlar. Başlangıçta, çocuk babanın kötü karekterinin dışa vurması karşısında ya da zayıflığı yüzünden belli belirsiz bir rahatsızlık duyar; öfkesinden korkar, haksızlıklarını onaylamaz, gerçekten kınanacak davranışları karşısında utanca bürünür. Çok geçmeden saygıyla, küçümsemeyle, sevgi, iğrenme ve korkuyla karışık, çelişki dolu ataerkil bir duygu oluşur. Yine çocukluğun bu döneminde ve çocuğun baba karşısında davranışlarında, ataerkil kurumların toplumsal etkileri kendini duyurur. Babayla çocuk arasında rekabetçi bir ilişki yerleşir; baba çocuğunu tahtından edecek ve yerini alacak ardılı diye görür; önceki bölümde de betimlediğimiz gibi, kıskançlık duygusu bu ilişkileri ayrıca ağırlaştırır; artık baba-oğul arasında olumsuz öğelerin yerleşmesi için durum yeterince netleşmiştir"
"Doğum her zaman önemli toplumsal bir olaydır ve çoğu zaman dine ilişkin birçok adetle çevrelenir. Anayla çocuk arasında varolan en doğal, en dolayısız bağı bile önemli toplumsal koşullar kendi egemenliği altına alır ve fizyolojik koşullara hiç boyun eğmez, gelenek ve topluluk adetlerinin etkileri gözönüne alınmadan bu bağ betimlenemez. (...) Kendi toplumumuzda analığın toplumsal ortak belirleyiciliğini bir kez kısaca özetleyelim ve niteliğini belirtelim. Analık ahlaksal, dinsel, hatta sanatsal bir ideali temsil eder. Gebe kadını yasa ve töre korur; ondan kutsal bir nesne yapılmak istenir; kadının kendisi de bu durumundan gurur duyar ve bunun için mutludur. Gerçi tarih ve etnoğrafya burada gerçekleşebilir bir idealin söz konusu olduğuna dair bize kanıtlar verir. Modern Avrupa toplumunda bile, örneğin Polonya'nın dinine bağlı yahudileri arasında gebe bir kadın, gerçek bir ululama nesnesidir ve bu durumundan gurur duyar. Bununla birlikte, hıristiyan topluluklarının aşağı tabakalarında gebelik bir yük gibi ve zararlı bir durum olarak sayılır. Az çok daha yukarı sınıflarda bir geçim darlığı ve can sıkıcı bir durum yaratır ve geçici olarak günlük toplumsal yaşamın dışına çıkmak sayılır. Ananın doğuracağı çocuklarıyla ilgili duygularına, doğum öncesi tutumuna bakarak önem verdiğimize göre, bu toplumsal sorunun daha ciddi bir biçimde incelenmesine de inanıyoruz, çünkü bu tutum bulunan ortama ve kimi toplumsal değerlere göre değişir."