Bronislaw Malinowski

Bronislaw Malinowski

Yazar
7.8/10
34 Kişi
·
115
Okunma
·
32
Beğeni
·
957
Gösterim
Adı:
Bronislaw Malinowski
Tam adı:
Bronisław Kasper Malinowski
Unvan:
Polonyalı Antropolog ve Yazar
Doğum:
Kraków, Polonya, 7 Nisan 1884
Ölüm:
New Haven, Connecticut, ABD, 16 Mayıs 1942
Malinowski Krakow, Polonya'da doğdu. Üst-orta sınıf bir ailenin mensubuydu. Babası profesör, annesi toprak sahibi bir ailenin kızıydı. Çocukken zayıftı ve sıklıkla hasta oluyordu ama buna rağmen derslerinde üstün başarı gösteriyordu. 1908'de Jagiellonian Üniversitesi'nde felsefe doktorasını yaptı. Bu arada aynı üniversitede fizik ve matematik çalışmaları yapmıştı. Üniversite öğrenimi sırasında yine hastalığı tekrarladı. Halbuki James Frazer'ın Altın Dal isimli eserini okuyarak antropoloji üzerine yoğunlaşmaya karar vermişti. Sonraki 2 seneyi Leipzig Üniversitesi'nde Charles Gabriel Seligman ile antropoloji çalışarak geçirdi. Bu zaman zarfında James Frazer ve diğer Britanyalı yazarlar arasında iyi bilinen bir pozisyona gelmişti. Bu nedenle Malinowski 1910'da London School of Economics'de öğrenim görmek üzere İngiltere'ye gitti.

1914'de Mailu'da alan araştırmalarını denetlediği yer olan (Papua Yeni Gine'de) Trobriand Adaları'na gitti. Sahadaki bu meşhur seyahatinde kıyı şeridinde bulundu. I. Dünya Savaşı başladı ve Britanya kontrol noktasındaki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu kutuplaşması neticesinde Avustralya yönetimi kendisine iki opsiyon tanıdı; kendisi Trobriand Adaları'na sürgün edilecek ya da savaş esnasında gözaltında tutulacaktı. Malinowski, Trobriand Adaları'nı tercih etti. Bu süre zarfında Malinowski Kula'daki saha çalışmalarını denetleme fırsatı buldu ve şu an antropolojik metodolojide kilit rol oynayan katılmacı gözlem kuramını oluşturdu.

1922'ye kadar Malinowski antropoloji alanında doktora derecesini kazanmıştı ve London School of Economics'de eğitmenlik yapıyordu.
Atalar dönemine ait eski öyküleri, şu ya da bu vesileyle ağızdan ağza ciddi ciddi anlatanların ve dileyenlerin aslında bunları kendi arzularına göre aktardıkları çoktan beri bilinmektedir. Ayrıca, Freudien okulun ileri sürdüğüne göre, bastırılmış arzular kendi doyumlarını folklorda, halk masallarında ve efsanelerde bulmaktadır; bunlara atasözleri, oyunlar, özdeyişler ve kimi tipik küfürler de katılabilir.
Baba ile oğul rekabete girip tartıştıklarında, ananın sevgisi en aza iner ya da yok olur; ikinci dönem sırasında baba ile oğul birbirinden açıkça kopar ve toplumsal ilgileri ayrı ayrı yönler alır. Çocuk can sıkmaya başlar, ana-babanın özgürlüğünü engeller, babanın çöküş dönemini anımsatmak için her zaman
oradadır; erkek çocuk, çoğu zaman daha sonraki toplumsal rekabetin tehlikesini temsil eder.
Evli olmayan bir genç kadının gebe kalması ve çocuk yapması her zaman uygunsuz karşılanmıştır. Bu denemede tanımını yaptığımız çok serbest Melanezya toplumunda bile, yürürlükteki düşünce böyledir. Yeterince bilgi sahibi olduğumuz tüm toplumlar için de benzer şeyler söylenebilir. Antropolojik çalışmalar, evlilik dışı doğan çocukların, yasal çocuklarla aynı toplumsal davranışlardan yararlandığı ve aynı toplumsal yeri aldığı bir tek toplum göstermiyorlar.
İnsanda güdülerin esnekliği fizyolojik
değişmelerin, kendiliğinden harekete geçmenin, aşk girişiminin salt biyolojik nedeninin yokluğu ile tanımlanabilir. Güdülerin esnekliğinde cinsel davranışın edimsel belirlenmesini kapsayan, kültürel etkenlerdir.
Köylüler arasında koşullar tümüyle ayrıdır. Çocuklar çok erken bir yaşta cinselliği öğrenmeye başlarlar. Ana-babalarının
ya da ailenin diğer üyelerinin cinsel eylemlerine, koşulları zorlamasıyla katılırlar; kavga sırasında, hasımların birbirlerine cinsel sözlerle küfürler savurduklarına tanık olurlar. Evcil hayvanlarla doğrudan doğruya yakınlık içindedirler; bu hayvanların üremeleri tüm aileyi ilgilendirir ve en ince ayrıntılarına değin herkesin önünde konuşulur. işçi çocukları bu iki uç arasında, belki orta bir yerde bulunurlar. Hayvanlarla azıcık ilişki içindedirler, ama ortak yatak odalarında öğrendikleri deneylerle ve içkili yerlerde büyüklerin ağzından işittikleriyle cinsel
şeyler konusunda çok şeyler öğrenirler.
Günü gününe yaşayan ilkel bir toplumda karmaşıklık azdır, ama bağlılık daha güçlü değilse de aynı güçtedir, çünkü bu toplumda bir ürün fazlası, bir rezerv bir süre için yararlanılabilecek bir yedek yoktur.
198 syf.
·3 günde·8/10
Kitap hakkında hiç inceleme yazılmamış, okunma sayısı ise çok az. Buradaki istatistiği genel-geçer almak doğru değil elbette, ama Psikanaliz'in önemli kuramcılarından Freud'un kitapları kadar okunmadığı açık. Bunun da normal olduğunu düşünüyorum, biz psikoloji eğitimi alırken kuramcıların düşüncelerinden, ve belki birbirlerinin kuramları hakkında söylediklerinden öteye gitmemiştik. Ama bunun, psikoloji öğrenmeye hevesli insanları ne derece eksik bıraktığını görebiliyorum. Giderek artan bir düşünce ile, toplum-bilim, felsefe, antropoloji ile birliği olmayan psikoloji bilgisinin, insan algılayışına zarar verdiğini düşünüyorum.

Hiçbir hastalık, nevroz, kompleksler, ambivalans duygular, içinde bulunulan toplumsal, politik süreçler olmaksızın açıklanamaz. Hele ki Oedipus gibi, Freud'un tüm insan ırkı için geçerli saydığı kavramlar, sebepleri ile incelenmezse insana yapışan bir gerçeklik haline gelir. Bugün belki de aile kurumunu, ahlakı, toplumsal yapıyı ve sistemi sorgulamamamıza sebep olan, insan türüne ait belirli çerçevede özelliklerin yüklenmiş olmasıdır. Örneğin bir zamanlar ben, ana-soylu toplumların bu dünyada var olduğu bir düzeni bile bilmiyordum. Dolayısıyla tüm yetke doğal olarak erkekte gibi bir çıkarımım vardı. Bunu elbette böyle açık biçimde düşünmüyordum bile, zaten en tehlikelisi de hep bilince çıkarılmayan, içimizdeki kuyuda saklananlar değil midir?

Bugünkü ilköğretimden başlayan eğitimle birlikte, ne kadar artık ilkokul kitaplarında roller eşit dağıtılıyor gibi görünse de, bu kadına pozitif ayrımcılık, erkeğin ise fazladan düşünceli tavrı ve özverisi gibi yansıtılıyor. Resimlerde ütü yapan erkek, çalışıp eve ekmek getiren anne, temizlik yapan baba, samimiyetsizlik taşıyor. Halbuki bu anlamdaki gerçek bilinç, ancak insanın tarihine inmekle mümkün. Zaten bu da en başında aile kurumunu sorgulamayı gerektiriyor.

Bugün Freud okutuluyor ve söyledikleri insanın gizemli şifresi gibi dillere pelesenk olmuş durumda. Bu şifrenin herkes tarafından öğrenilmesi belki de kolaylığından ileri geliyor. Ancak Malinowski bu öğretiyi ciddi anlamda bir sorgulama içine sokuyor. Erkeğin anneye olan aşkı ve babayı rakip olarak görmesi, evrensel bir durum değil, dolayısıyla psikoloji biliminin içinde, hele ki bir insanı anlama girişiminde, belli topluluklar içerisinde (bir ihtimal) yol göstermekten öteye gidemez. Dahası, Freud'un baba-soylu toplumu göz önüne alarak, Dayı-Yeğen ilişkisini hiç hesaba katmaması, insanların farklı sosyo-ekonomik düzeylerde, ne gibi ilişkiler içinde bulunduklarını düşünmeksizin anal, oral, fallik, gizil dönemlerini yine genel çapta burjuvazi bir kimlik üzerinden inşa etmesi, kuramının ciddi açık yanlarını gösteriyor.

Örneğin çok odalı evlerde, kent içinde büyüyen çocuğun gizil dönemi ile, köy gibi, gizlilik ilkesinin çoğunlukla hiç bulunmadığı, cinselliğin açık yaşandığı bir yaşamdaki çocuğun gizil dönemi büyük farklılıklar gösterir. İlki, cinselliği uzun dönem bilinçdışında tutar ve kent yaşamının ön gördüğü, başarı odaklı yaşama dalarken, diğerinde bilinçdışı-bilinç unsurları girifttir, cinsellik doğrudan, açık görülebilir.

Dolayısıyla iki farklı yaşamdan gelen insanı değerlendirirken aynı kuramı esas almak, sadece yanılmamıza yol açmaz, aynı zamanda hangi sistemin insanda hangi yarattığı tahribatı yarattığını görmemize de engel olur.

Diğer insanlara, diğer coğrafyalara, yaşamlara, yola çıkmalıyız, yoksa içinde bulunduğumuz şartları görmemiz olanaksız.
198 syf.
·3 günde·Beğendi·6/10
''Malinowski bu kitabında çocukların ve gençlerin özgür cinsel yaşamını anlatıyor.
Biyolojik yaşamdan kültürel yaşama geçişte ailenin kuruluşunu, sınıfsız toplumda anasoyu ailesini ve kültürün beşiği olarak kabul ettiği aileyi inceliyor..''
Oldukça detayları ile ilkel toplumlarda cinsellik ve baskıyı güzel bir anlatım ile anlatmış. Okunması hızlı ve güzel bir kitap.
128 syf.
·2 günde·Puan vermedi
 ".. Yabanıl ırkların incelenmesi, şu anda ilkel yaşamın ortadan kaldırılması yönünde etkinlikler göstermekle uğraşan uygarlığın, görevlerinden biridir.
Bu görev, yalnızca bilimsel ve kültürel bakımdan büyük önem taşımakla kalmamakta, ilkellerin, kötü sonuçlarla karşı karşıya bırakılmaksızın yönetilmesinde, "geliştirilmesinde" ve onlardan "yararlanılmasında", yabanıl olmayan beyaz insana yardımcı olabilecek kıyısal değerleri de içermektedir"
Kitabın önsözü bu şekilde başlıyor ve ilginç olan önsözde yabanılların kendi hallerine  bırakılmadan eğitilmesi düşüncesi savunulurken içerikte, yabanıl toplumların aslında kendi içinde bir dinamiği ve mantığı olan kurallarının olduğunu okuyoruz.
Örneğin; yakın arabayla evlenmenin büyük suç sayıldığı ve suçu işleyenlerin cezalandırılması kitabın yazıldığı (1927) dönemden günümüzde kadar aşılamamış bir problem olarak duruyor. Yabanıllar bunu deneyimleyip yanlış olduğuna karar vermişler ve kural hâline getirmişler.
Yazar içerikte olabildiğince tarafsız aktarmış yaşamları, ama önsöz biraz boğazıma takıldı,"geliştirilmesinde" ve onlardan "yararlanılmasında"tabiri çok rahatsız edici geldi bana.
Sömürgecilerin ilkel olarak nitelendirip aynı gerekçelerle bu toplulukları yok etmesinin zemini hazırlanmış oluyor bu bakış açısıyla.
Sonuçta, balık avlayıp sebzeyle takas eden ve kendi gelenekleriyle yaşayan bir topluluktan daha üstün olduğunu düşünen modern insanlar, dünyaya daha büyük bir gedik açtılar. Bence balık ve sebzeyle de idare edebilirdik.
198 syf.
·4 günde·10/10
Antropoloji ve psikolojiyle iç içe geçmiş bu kitap eşi bulunmaz bir kıymette benim için. Malinowski, Trobriyand adasındaki ilkel insanların toplum yapısı içerisinde bireyin nasıl şekillendiğini anlatırken, baba-erkil ve ana-erkil toplumların nasıl oluştuğunu, bunların birey üzerine etkisini, zinanın neden yasaklaştığını ve evlilik ilişkilerini bize anlatıyor. Toplumla ve bireyle ilgilenen herkesin okuması gerektiğini düşünüyorum.
178 syf.
·13 günde·Beğendi·10/10
Kültüre bakışı antropolog gözüyle görmek isteyen bu kitabı mutlaka okumalı. Genel olarak insanın kökenine inen çoklu bilimsel alanlar ile formüle edilmiş genel teoriler üzerinde durulmuş. Her antropolog veya etnoloğun bakış açısı üzerinden gidilerek klan, kabile ve buna benzer gruplaşmaların kökeninin nedenleri araştırılmış. Yaşamın ortak değeri olan beslenme, üreme gibi faktörler açıklanmış ve son olarak Frazer üzerinden başlık açılmış. Parça parça okumaya çalıştım. İyi okumalar dilerim.
248 syf.
·9/10
Kültürleri “Evrimci” bakış açısıyla değerlendiren antropolojik eser. Malinowski’ye göre; ilkel insanların bilme ihtiyaçlarını gideren “büyü” zamanla evrilerek “din”e ve nihayetinde “din” de “bilim”e dönüşür. Esere göre tüm kültürler bu şekilde dönüşerek düz bir çizgide ilerler. Halk Bilimi, Antropoloji, Etnoloji alanlarına meraklı olan kişilere tavsiye ederim..
480 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Ünlü sosyolog Malinowski'nin bizzat içlerinde yaşayarak ilkel bir kabilenin yaşayışını resmetmesini konu eden bir kitap. Karşı cinsler arası ilişkiler, tabular bizden o kadar farklı ki tüm bunları okuyarak öğrenmek büyük ufuklar açacaktır. Etnosentrik düşünmeyi engellemek için mutlaka okunması gereken eserlerden birisi.

Yazarın biyografisi

Adı:
Bronislaw Malinowski
Tam adı:
Bronisław Kasper Malinowski
Unvan:
Polonyalı Antropolog ve Yazar
Doğum:
Kraków, Polonya, 7 Nisan 1884
Ölüm:
New Haven, Connecticut, ABD, 16 Mayıs 1942
Malinowski Krakow, Polonya'da doğdu. Üst-orta sınıf bir ailenin mensubuydu. Babası profesör, annesi toprak sahibi bir ailenin kızıydı. Çocukken zayıftı ve sıklıkla hasta oluyordu ama buna rağmen derslerinde üstün başarı gösteriyordu. 1908'de Jagiellonian Üniversitesi'nde felsefe doktorasını yaptı. Bu arada aynı üniversitede fizik ve matematik çalışmaları yapmıştı. Üniversite öğrenimi sırasında yine hastalığı tekrarladı. Halbuki James Frazer'ın Altın Dal isimli eserini okuyarak antropoloji üzerine yoğunlaşmaya karar vermişti. Sonraki 2 seneyi Leipzig Üniversitesi'nde Charles Gabriel Seligman ile antropoloji çalışarak geçirdi. Bu zaman zarfında James Frazer ve diğer Britanyalı yazarlar arasında iyi bilinen bir pozisyona gelmişti. Bu nedenle Malinowski 1910'da London School of Economics'de öğrenim görmek üzere İngiltere'ye gitti.

1914'de Mailu'da alan araştırmalarını denetlediği yer olan (Papua Yeni Gine'de) Trobriand Adaları'na gitti. Sahadaki bu meşhur seyahatinde kıyı şeridinde bulundu. I. Dünya Savaşı başladı ve Britanya kontrol noktasındaki Avusturya-Macaristan İmparatorluğu kutuplaşması neticesinde Avustralya yönetimi kendisine iki opsiyon tanıdı; kendisi Trobriand Adaları'na sürgün edilecek ya da savaş esnasında gözaltında tutulacaktı. Malinowski, Trobriand Adaları'nı tercih etti. Bu süre zarfında Malinowski Kula'daki saha çalışmalarını denetleme fırsatı buldu ve şu an antropolojik metodolojide kilit rol oynayan katılmacı gözlem kuramını oluşturdu.

1922'ye kadar Malinowski antropoloji alanında doktora derecesini kazanmıştı ve London School of Economics'de eğitmenlik yapıyordu.

Yazar istatistikleri

  • 32 okur beğendi.
  • 115 okur okudu.
  • 7 okur okuyor.
  • 210 okur okuyacak.
  • 5 okur yarım bıraktı.