Her sanat eseri, geçmişin bilgisiyle geleceğe açılan bir penceredir.
Bir sanat eserini anlamak, sadece bakmak değil;onunla düşünmektir.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Sanat, bir çağın ruhunu şekillendiren sessiz dildir.
Toplumda oluşan genel kanı, sanatçının, tıpkı ayakkabı yapan bir kunduracı gibi, sanat üreten bir kimse olduğudur. Diğer bir deyişle, sanatçı, daha önce sanat olarak tanımlanmış resim ve heykellere benzer bir şey yapmak zorundadır. Bu, ne kadar anlaşılabilir bir talep olsa da, sanatçının kesinlikle yapamayacağı tek şeydir. Daha önceden yapılan eserler kendi sorunlarını çözmüştür. Onlarda, sanatçıyı daha iyisini yapmaya teşvik edecek bir görev kalmamıştır artık. Eleştirmenler ve entelektüeller de, benzer bir yanlış anlamadan sorumludurlar. Onlar da sanatçıdan sanat üretmesini isterler. Resim ve heykelleri, gelecekte müzelere konacak örnekler olarak görme eğilimindedirler. Sanatçılara verdikleri tek görev "yeni bir şey yaratmak"tır. Onlara kalsa her yeni yapıt, yeni bir üslubu, yeni bir "izm"i temsil ederdi. Günümüzün en yetenekli sanatçıları bile, başka belirgin amaç bulamadıkları için, bazen eleştirmenlerin bu taleplerine teslim olurlar. Bu sanatçıların, orijinal olma sorununa getirdikleri çözümler bazen hafife alınmayacak derecede zekice olsa da, aslında "yeni bir şey yaratma" görevi izlenmeye değer bir amaç değildir. Bence bu yüzden, sanatçılar, sanatın doğası hakkındaki eski ya da yeni çok sayıdaki kurama dönüp kendilerine bir yol arıyorlar. Sonuçta "sanat ifadedir" ya da "sanat kurmaktır" demekle "sanat doğanın taklididir" demek arasında doğruluk açısından büyük bir olasılıkla pek bir fark yoktur. Fakat bu kuramlardan herhangi biri, hatta en anlaşılmaz olanı bile, incinin oluşmasını sağlayacak o kum taneceğini taşıyor olabilir.
Birçokları, gerçek hayatta görmekten hoşlandıkları şeyleri tablolarda da görmekten hoşlanırlar. Elbette çok doğal bir tercihtir bu. Doğadaki güzelliği hepimiz severiz ve bunu yapıtlarında koruyan sanatçılardan daha çok hoşlanırız. Öte yandan, bu sanatçılar da bizimle aynı zevki paylaşırlar. Bü yük Felemenk ressamı Rubens, küçük oğlunun resmini yaparken, oğlunun güzelliğiyle mutlaka övünç duyuyordu ve ona bizim de hayran kalmamızı istiyordu. Ama, hoşa giden ve etkileyici konulara duyulan bu eğilim, eğer bizi, daha az çekici konuları reddetmeye sürüklerse, bu durum, gerçekten önümüzü kapatabilir. Büyük Alman ressamı Albrecht Dürer de annesinin resmini, kuşkusuz Rubens'in tombul yavrucağına duyduğu eş bir sevgiyle çizmiştir. Yaşlı kadının ve onun eriyip gitmekte olan yaşamının gerçekçi çizimi bizi belki etkileyip bu resimden uzaklaştırabilir, ama bu ilk hoşnutsuzluk duygusunu yendiğimiz takdirde, resim yeterince katkıda bulunacaktır bize, çünkü Dürer'in bu çizimi, olağanüstü içtenliğiyle görkemli bir yapıttır. İlerde de göreceğimiz gibi, bir tablonun güzelliği, onun konu aldığı şeyin güzelliğinden gelmez. İspanyol Murillo'nun re simlerini yapmayı pek sevdiği sokak çocukları, gerçekte bu kadar güzel miydiler, değil miydiler bilemem ama, şu kuşku götürmez ki, Murillo, bu çocukları çok sevimli kılmayı bilmiştir. Öte yandan kimileri Pieter de Hooch'un güzel Felemenk eviçinde yer alan çocuğunu sevimli bulmayabilir, ama bu yine de çekici bir tablodur.
Herkes sanatı anlamak istiyor, niçin bir kuşun ötüsünu anlamaya çabalamıyorlar.