Sevgili yazarımız @yazardileknazlioglu’nün okuduğum üçüncü kitabıyla geldim! Samimi dili ve su gibi akıp giden anlatımıyla bu kitap da beni tam kalbinden vurdu.
Ah Öznur... Kitabı okurken sana o kadar çok sarılmak istedim ki! Çektiğin acılar, her şeye rağmen mutlu olma çabaların beni çok etkiledi. Tabii bir de Öznur’un o hiç susmayan, okurken çok eğlendiren iç sesi var ki sormayın!
Gelelim kitabımızın konusuna;
Öznur, küçük yaşta babasını kaybetmiş ve bu kaybın ardından tamamen dağılan bir ailede büyümüş bir genç kadın. Annesi Feride, eşinin ölümünden sonra adeta ruhunu kaybetmiş; Öznur’a annelik yapmak bir yana, ona sadece yük olmuş durumda. Kız kardeşi Bade ise tam bir gamsız...
Evdeki herkesin sorumluluğunu omuzlayan Öznur, bir kitap kafede çalışarak kendi ayakları üzerinde durmaya çalışıyor. Bu zorlu hayattaki tek sığınağı ise küçüklüğünden beri her düştüğünde onu kaldıran, arkadaşı ve tek gerçek ailesi olan karşı komşusu Cihan. En azından, metroya binene kadar öyleydi...
Öznur’un monoton ve korunaklı hayatı, metroda başlayan tesadüfi bir karşılaşmayla tamamen değişiyor. GÖRKEM; dövmeleri, piercingleri, uzun saçları, zenginliği ve aykırı tarzıyla Öznur’un bugüne kadar uzak durduğu türden bir "gece kuşu" ve çapkın bir serseri.
Biri masumiyetin simgesi, hayatı fazlasıyla sahiplenen bir gonca; diğeri ise hayatı boyunca hiçbir kadına bağlanmamış, acılarını alkolle dindirmeye çalışan duygusal olarak yaralı bir adam...
Çevresindeki kimse Öznur'un bu tehlikeli adamla olmasını istemiyor. Ancak aşk, tüm mantıklı sebepleri yerle bir etmeye yetiyor. Kitap, bu iki zıt karakterin birbirlerinin hayatlarına dokunarak nasıl değiştiklerini, geçmişteki ailevi travmaların bu ilişkiyi nasıl sınadığını harika bir dille anlatıyor.
Kitabın sonunu kendi hayal gücümle biraz daha