(KISMEN KARAKTER DETAYLANDIRMASI İÇERİR FAKAT KURGUYA DAİR DETAY VERMEK NİYETİNDE DEĞİLİM. BAKALIM NASIL OLACAK?)
Öncelikle belirtmek isterim ki, puanı kitabın kurgusuna ve Zweig ustanın anlatımına vermiş bulunuyorum. Kitabı komple, baskısıyla, çevirisiyle, yazım hatalarıyla değerlendirecek olsam bu puanın yarısı giderdi o derece.
Zweig'ın daha evvel okuduğum iki kitabından birini İş Bankası'ndan, diğerini ise Martı'dan okudum ve göze batacak sorunlar yaşamadım. Fakat bir süre önce vermiş olduğum bir siparişin kuyruğuna takılıp gelen bu yayınevinin (Anonim Yayıncılık) setini de "ustanın diğer kitaplarını da edinmek için sebep oldu" şeklinde kabul ederken, setin ilk kitabıyla birlikte "bedava sirke, baldan tatlıdır" sözünü canlı canlı çürütmüş oldum. Siz siz olun, her beleşten bal tadı almayı beklemeyin... Sette kalan dört kitap daha var, bakalım ne edeceğiz...
Konuya dönecek olursak, derler ya hani, birini tanımak istersen onunla sofraya otur, yola çık vs. vs. Farklı versiyonları vardır elbet. Kitapla birlikte bir versiyon daha ekliyorum ki, birçoğunuz geriye dönüp baktığında yaşayıp gördükleriyle birlikte bu sözüme hak verecektir: Birini tanımak istiyorsan, onunla oyun oyna. Hatta artırıyorum, sosyal hayattaki arkadaşlarınızla, iş arkadaşlarınızla, hoşlandığınız ve ilişkinizi ilerletmeyi düşündüğünüz insanlarla oyunlar oynayın. Oyun esnasında veya sonrasında aldığınız tepkileri ise iyi değerlendirin, öyle "oyun halinde olur böyle şeyler" diyerek geçiştirmeyin. Gerekirse bu kişilerle ilişkilerinizi gözden geçirin. Gerekirse bağınızı dahi koparın. Bu kadar netim. Neyse, burada da sahnedeki karakterlerimizi tanımak ve de tanımlamak, onları mercek altına almak, hatta psikolojik otopsilerini yapmak için bize gerekli olan şeyler, bir adet satranç tahtası ve birkaç taş olacak.
Basit bir köylü çocuğu olan Mirko Czentovic, nasıl oldu da dünyaca ünlü bir satranç şampiyonuna dönüştü? Okuma konusunda yaşadığı zorluklar, onun disleksiden muzdarip olduğunu düşünmeme sebep olsa da kısmen Asperger'i de çağrıştıran belirtiler yok değildi. Örneğin; özel bir ilgi alanına sahip olma durumu belirgin bir örnekken, başka bir yönden "acaba" demekten kendimizi alamıyoruz. Yine de detaylı bilgi sahibi olmadığım için bir tanımlama yapamayacağım elbet. Bunun yanında Czentovic'in, satranç maharetine gelebilecek her türlü haleli beceriksizce savuşturma gayreti, onu o yapan yegane şeyin de elinden alınmasına karşı oluşturduğu bir savunma mekanizmasıydı. Sonuçta satrancı da elinden alırsak, geriye neyi kalırdı ki?
Dr. B ise başta tam bir gizem fakat yaşadıklarını dinledikçe, satrançla bağını gördükçe, resim biraz daha netleşiyor tabii. Bu arada, satranç ve Dr. B dedik, şundan dem vurmasam olmazdı. Kitabı arakladın, üç ay, belki daha da fazla zaman geçti, bir Allahın kulu kitabın peşine düşmedi. Madem bu kadar önemsemediğiniz bir kitaptı, bari adamı çalmayla falan uğraştırmasaydınız da hayrına odasının kapısına bıraksaydınız be yavrum. Sondaki müsabakada uyanan "satranç zehirlenmesi" mağduru Dr. B, esaret günlerinde zihninde şekillendirdiği rakibini somut bir şekilde karşısında bulmuş oldu. Bu esnada yaşadığı duygu durumu ve susuzluk halini ise, herhangi bir tanıya oturtamadım, öğrenebilirsem sevinirim.