Balık kavağa çıkınca
ESKi iSTANBUL, şimdikine kıyasla gerçek bir balıkı şehriymiş. Balığı da, balıkçısı da çokmuş. Tutulan balıkların satılması, Yemiş iskelesi ve Balık pazarından başlayan ve bu merkezlerin etrafında semt semt
genişleyerek büyüyen pazarlarda yapılırmış . Balığın
çok fazla tutulduğu günlerde ise, Tophane'den Rumeli
Kavağı'na ve Üsküdar'dan Anadolu Kavağı'na kadar
her yere çeşitli vasıtalarla götürülüp satılırmış.
Rumeli ve Anadolu Kavağı'na kadar balık satıcıları
nın gitmesi balığın çok bololduğu zamanlarda görülürmüş.
O devirlerden bir günde ihtiyar bir kadın balık ala-
cakmış. Fiyatını sormuş. Balıkçının istediği parayı çok
pahalı bulduğundan "yarısını vereyim iş tamam olsun"
demiş. Biçare balıkçı bu pazarlığa çok içerlemiş ve:
"Hanım teyze" demiş . "O senin dediğin fiyata ancak
balık kavağa çıktığı zaman satarız."
•••
Bu deyim, bir işin hiçbir zaman olmayacağını anlatmak için kullanılır.
24
Bize de mi lo lo?
ADAMıN BİRİsİ SIıŞMıŞ, tefeciden borç para al-
mış . Ancak borcunu vaktinde ödeyemediği için insafsız tefeci tarafından mahkemeye verilmiş . Adam,
kendisine mahkemede savunacak bir avukat tutmuş.
Avukat:
"Ben seni kurtarırım, sen mahkemede kadı ne so-
rarsa dilsiz taklidi yaparak 'lo lo' de. Sakın ağzını açıp
konuşma" diye talimat vermiş .
Mahkeme günü kadının bütün sorduklarına lo lo lo
demiş ve avukat; benim müvekkilim dilsizdir, böyle bir
borcu yoktur, haksız bir borç ile zavallıyı mağdur etmek istiyorlar, şeklinde müdafaalarla adamı kurtarmış,
Ertesi gün vekalet ücretini almaya gelen avukata,
adam yine dilsiz taklidi yaparak lo lo lo deyince, avukat kızmış:
"Yahu demiş, herkese lo lo, bize de mi lo lo?"
•••
Bu deyim, "herkesi aldatabilirsin, ancak biz işin aslını biliyoruz!" anlamında kullanılır.
28
Güme gitmek
BİR ZAMANLAR, İstanbul'un dirliğini, düzenini de-
netleyen Yeniçeriler, çarşı pazar dolaşıp yolsuz
davranışlarda bulunanları toplar, aralarına katarak kış
lalarına götürür, bir odaya kapatırlarmış. Suçlu buldukları adamları böylece odaya kapatırken de "Hooop gümm!" diye bağırmak da adetleriymiş. Suçlu diye toplananlar arasında, kurunun yanında yaş da yanar misali, zaman zaman suçsuzlar da olurmuş . Halk, bunlar
için, "günahsız olmasına rağmen götürülüyor" anlamında "adam güme gitti" dermiş .
•••
Bu deyim, boşa gitmek, harcanmak manasında kullanılır.
58
İşin püf noktası
VAKTİYLE çömlekhanede çalışan bir kalfa, zaman
gelmiş usta çıkmış, kendisi de başka bir yerde
çömlekhane açıp imalata başlamış.
Fakat kendisinin yaptığı çömlekler bir türlü tam parlak ve pırıl pırıl cilalı olmazmış. Yüzleri pürüzlü ve mat
düşermiş. Ustasından öğrendiklerini aynen uyguladığı
halde, bu hatanın nereden kaynaklandığını bir türlü
anlayamazmış.
Bir gün, eski ustasının çömlekhanesine giderek yapılan işleri bir kez daha dikkatle seyretmiş . Ustası kuruyan çömlekleri fırına verirken üzerlerindeki ince tozlara şöyle bir "Püüüüfff" diyerek üflüyor ve elindeki cila fırçasını ondan sonra sürüyormuş. Bunu gören yeni
usta, kendi kendine şöyle demiş :
"Her şeyi öğrendim ama, işin bu püf noktasına hiç
dikkat etmemişim "
•••
Bu deyim, ustalık gerektiren bir işin, dışarıdan bakıldığında zor görünen taraflarını kolayca yapabilecek
yolları anlatmak için kullanılır.
65
Kozunu paylşmak
KOZ, CEviz DEMEKTİR. Eskiden, çok eskiden, Kastamonu'nun iki köyü arasında, köylerin ortak malı olan büyükçe bir cevizlik varmış. Ceviz toplama zamanı, gün kararlaştırılır, iki köy halkı bir araya gelerek, cevizleri paylaşırlarmış.
Genellikle, ceviz paylaştırılması sırasında kavga çı
kar, ahali birbirine girermiş. Bu nedenle iki köyün eli
sopa tutan delikanlıları, koz paylaşma günü için hazır lanır, cevizlerin paylaşılacağı gün kavga çıkacağına ve
güçlü olan tarafın paylaşmadan karlı ayrılacağına inanılırmış.
Bu nedenle bir ana, oğlunun delikanlılık yaşına geldiğini anlatmak ve methetmek için:
"Benim oğlum artık büyüdü, sözünü söyleyecek,
kozu nu paylaşacak yaşa geldi" dermiş .
•••
Bu deyim, aralarında anlaşmazlık bulunan kişi ya
da grupların bu anlaşmazlığı zor kullanarak sona erdirmesi manasında kullanılır.
77
Lafta peynir gemisi yürümez
VAKTİYLE EDİRNE'DE, Aksi Yusuf adında bir peynir tüccarı varmış. İstanbul da peynir fiyatları düşük ve İzmir de yüksek olduğu için İzmir'e götürüp satmak üzere İstanbul dan gemiye peynir yükletmiş.
Ama gemi bir türlü kalkmıyormuş. Kaptana sormuş.
Kaptan hem kendinin, hem tayfalarının parasını peşin
istemiş .
Aksi Yusuf, "nakliye işi tamam olmadan para ver-
mem" demiş. İşini bitir paranı İzmir' de aL."
Kaptan da:
"Bu iş kara nakliyatına benzemez ağa! Geminin hareketi için masraf laz m. Tayfaya para vereceğim. Lafta
peynir gemisi yürümez .. " diye karşılık vermiş .
•••
Bu deyim, yalnız konuşmakla hiçbir iş yapılmaz
manasında kullanılır.
83
Nane yemek
ARAPÇA'DA ekmeğin adı, 'nan'dır. Osmanlıca'da
"nan-ı aziz" diye geçer.
Üç beş medrese talebesi, Ramazan'da köylere teravih kıldırmaya gidiyorlarmış. Köyün birinde muhtardan nan-ı aziz istemişler.
Muhtar:
"O dediğiniz naneden bizim köyde bulunmaz" demiş .
Kamımız aç. bize nan gerek" diyen talebelere;
"Açsanız ekmek getireyim, biz öyle nan e yemeyiz"
deyince, mollalar gülüşmüşler ve nan ın anlamını açık
lamışlar .
•••
Bu deyim, hiç olmadık yerde yanlış bir söz söylemek
ya da yanlış bir iş yapmak manasında kullanılır.
87
o kadar da uzun boylu değil
ARApçA GRAMER kaidelerine göre 'Musa' ismindeki 'u' ve 'a' sesi uzatılarak okunur. Ancak, Anadolu halkının bu gramer kaidesine pek uyduğu söylenemez. Vaktiyle medrese tahsili olan biri, adını sorduğu adamdan, Musa cevabını, 'a' ve 'u' sesini kısa olarak söylemesi üzerine, 'u' ve 'a' sesini uzatmasını isteyerek, nasıl söyleyeceğini de göstermiş ve adama adını
tekrar ettirmiş.
o da bu sefer: 'Muuuusaaa .. .' diye uzatarak söyleyince. diğeri dayanamayıp: "O kadar da uzun boylu değil" demiş .
•••
Bu deyim. bir olayı. bir işi anlatırken abartanları
ikaz etmek için kullanılır.
89