Bana söyleyecek, söz mü bıraktın
VAKTİYLE bir külhanbeyi varmış. Nargilesinin marpucuna zinhar kimseyi dokundurtmazmış. Kazara,
ya da cahilliğinden dokunan olursa da, artık ağzına ne
gelirse sövüp sayar, o gafile demediği ağır söz bırakmazmış.
Külhanbeyinin sık sık gidip geldiği küllükte herkes
onun bu huyunu bildiği için, kimse nargileye elini sürmezmiş .
Birgün, bir yeni yetme delikanlı, civardakilerle iddialaşıp:
"Ben onun marpucuna dokunurum ağalar!" demiş.
"Hem dokunurum, hem de kendime tek bir laf bile ettirmem!"
Etraftakiler güıüşmüşler.
"Sen o nargileye dokun bak, o da sana nasıl dokunuyor"
Ama genç pek bir kararlıymış.
"Dokunurum .. "
"Dokunursun ama bir araba lafı da yersin .. "
"Ağzını açamaz .. "
"Dokun da gör .. "
"Gelsin de bakın, nasıl dokunuyorum .. "
Derken efendim, külhanbeyi, küllüğün kapısından
içeriye girmiş. Bıçkın delikanlı, hemen yanı başına koş
muş .
"Selamunaleyküm dayı!"
"Ve aleyküm selam ... "
Etraftakiler pür dikkat ikisini seyrediyorlarmış.
Genç lafa dalmış:
"Şanınızı duymuşluğum vardıL"
"Duymayan kaldı mı?"
Estağfirullah .. yoktur!"
"Bir maruzatım var idi de .. "
"Ne imiş .. "
"Benim, babam ... "
"Eee .. "
"Ayyaşın tekidir!"
"Bak sen ..
"Abim olacak teres ise, ondan daha beter keşhane-
den çıkmaz .. "
"Allah kurtarsın."
"Hele bir annem var.. "
"Ona ne olmuş?"
"Bohçacıdır kendisi.."
"Güzel zanaat, çok kar bırakır."
"Ancak her girdiği evden bir şeyler aşırmadan çıkmaz."
"Fe subhanallah .. Evladım İblis sizin evde mi ika-
met eder!"
"Ah efendiciğim ah! Bu kadarla bitse .. "
"Daha ne vardı?"
"Bacım .. "
"Eyvahlar olsun, dur aman kalsın onu söyleme!"
"Zevcem .. "
"Aman ondan da hiç bahsetme ... "
"Vah vah!"
"Cenab-ı Allah affeyleye .. "
"Ha birde .. "
"Bir de ne evladım?"
"Bendenizde de, son zamanlarda, bir miktar berduş
luk başgösterdi.."
"Höst!"
"İşte halim böyledir hazret.."
"Peki benden ne istiyorsun delikanlı?"
"Şu marpuç vaıya .. "
"Eee .. "
"Ona bir dokunabilir miyim?"
Külhanbeyi, bu beklenmedik istek üzerine ne diyeceğini bilememiş. Bir müddet şaşkın şaşkın gencin yüzüne baktıktan sonra:
"Dokun evladım dokun! Ben sana şimdi hangi fena
sözü söyleyeyim. Sen bana laf bırakmadın ki.." demiş .
Küllük halkı, bu cevaptan sonra bir kahkaha patlat-mış. O bıçkın delikanlı da iddiasını böylece kazanmış .
•••
Bu deyim, "Artık ben ne söyleyeyim. Söylenecek her
şeyi sen tek tek söyledin" manasında kullanılır.
19
"Şu marpuç vaıya .. "
"Eee .. "
"Ona bir dokunabilir miyim?"
Külhanbeyi, bu beklenmedik istek üzerine ne diye-
ceğini bilememiş. Bir müddet şaşkın şaşkın gencin yü-
züne baktıktan sonra:
"Dokun evladım dokun! Ben sana şimdi hangi fena
sözü söyleyeyim. Sen bana laf bırakmadın ki.." demiş .
Küllük halkı, bu cevaptan sonra bir kahkaha pat1at-
mış. O bıçkın delikanlı da iddiasını böylece kazanmış .
•••
Bu deyim, "Artık ben ne söyleyeyim. Söylenecek her
şeyi sen tek tek söyledin" manasında kullanılır.
19
Gün doğmadan neler doğar
ESKİ zamanlardan birinde ayyaşın tekinin demlenme saati gelmiş. Para kesesini çıkarıp bakmış metelik yok. İnanamamış, keseyi ters yüz edip sallamış,
dikiş arasına sıkışmış bir kuruş, şıngırtıyla yere yuvarlanmış .
"Eh!" demiş ayyaş . "Bu geceyi kurtardık."
Sonra o tek kuruş ile alacağı zıkkımı alıp zıkkırnlanmış. O kafa ile evinin yolunu bulamayacağı için, gidip
Karacaahmet mezarlığında bir kabrin kıyısında sinip
yatmış. Tam uyuyacakmış ki, kabristanın içinden bazısesler duymuş . Meğer. mal çalan eşkiyalar orada hırsızladıkları eşyaları taksim etmektelermiş . Bizimki, ayyaşlığın verdiği cesaretle:
"Heyt ulan!" diye bir nara koparmış. "Siz kimsiniz,
burada ne iş işlersiniz?"
Hırsızlar ayyaşın narasından ürkmüşler, zaptiyedir.
şudur budur korkusuna mall arı bırakıp , kaçakaç dağıl
mışlar. Sarhoş gidip bir bakmış ki, keseler dolusu akçe
orada öyle kendisini beklemekte. Sarhoşluktan yamulan ağzı, biraz da keyiften eğriimiş ve kendi kendine:
"Gün doğmadan neler doğar!" demiş .
•••
Bu deyim, "Allah'tan ümid kesilmez" man sında
kullanılır.
55
ifadesini almak
ESKiDEN mahkeme işlerine 'kadı'lar bakarmış. Bu
kadılardan bir tanesi, pek bir rüşvetçi imiş. Rüşveti aldımı akı kara, karayı ak eder ve haksızı haklı çıkarumış.
Birgün, bir dava sırasında, haksız ve suçlu olan kişi, cezaya çarptırılacakken:
"Aman kadı efendi!" demiş. "Benim tam yüz tane
şahidim var. Müsaade buyurursanız yarın onları getireyim de, hükmünüzü ondan sonra verin."
Çakal kadı işi anlamış.
"Olur olur! Hay hay! Getir bakalım şahitlerini. Din-
leyelim ve hükmümüzü ona göre verelim."
O şuçlu ve haksız kişi, daha gün akşama kavuşmadan bir tepsi baklava hazırlatmış. Her bir baklava diliminin altına da bir altın koymuş. Böylece yüz altını bir
tepsi ile birlikte kadının evine göndermiş.
Kapı çalındığında, mahkeme işlerine yardımcılık
eden mübaşir de kadının evindeymiş. Kapıyı açıp tepsiyi almış. Elinde bir tepsi leziz baklava ile merdivenlerden yukarıya doğru çıkarken canı çekmiş ve bir dilim
baklavayı ağzına atıvermiş. Tabi dilimin altındaki altın
lirayı da görüp cebe indirmiş . Baklava midede, altın lira cepte kadının yanına varıp, tepsiyi vermiş.
Ertesi gün, rüşveti alan kadı haksız adama:
"Efendi!" demiş "Senin şahitleri dinledim. Sen haklısın. Ancak şahitlerin yüz tane olduklarını söylemiştin.
Bana dokson dokuz tanesi geldi!"
Rüşvetçi ne diyeceğini bilemez bir halde iken mübaşir lafa atlamış:
"Efendi hazretleri o şahitlerden bir tanesi pek bir
zayıf idi. Ben merdivende ifadesini aldım gönderdim.
Siz merak buyurmayın!"
•••
Bu deyim, "Hesap sormak, hakkından gelmek, haddini bildirmek .. " gibi manalarda kullanılır.
67
Kokusu çıkmak
BİR HıRSız, bir gece yarısı, bir dükkanın kepenk-
lerinin kilit başına çökmüş, kurcalıyormuş.
Mahellenin bekçisi bunu görmüş:
"Höyt! Ne yapıyorsun?"
"Af buYur bekçi efendi pek fena sıkıştım. Şuracıkta
abdest bozayım dediydim!"
Bekçi havayı şöyle bir koklamış:
"Bre bu nasıl abdest bozmaktır, ortada hiç koku
yok!"
Hırsız, pişkin pişkin cevap vermiş:
"Bekçi efendi merak etme, bana müsaade buyur.
Bak gör bunun kokusu yarın sabah nasıl çıkıyor!"
•••
Bu deyim, gizli saklı yapılan bir işin, sebeb olduğu
kötü sonuçların bir süre sonra gizlenemeyecek bir
şekilde ortaya çıkması manasında kullanır
81