Öncelikle şunu söyleyeyim serinin en çok merak ettiğim kitabıydı. Çünkü Cumhuriyet dönemini anlatıyor du . Asıl merak ettiğim konu ise Abdülhamit’te ve diğer Türk büyüklerinde olduğu gibi amansız övgü Atatürk ve silah arkadaşlarına yapılmış mı diye merak ediyordum ki tam tahmin ettiğim gibi yok. Bizim ülkemizin kronik sıkıntısı bu galiba herkes kendi siyasi kimliğine birini yalın görüp onu amansız överken karşı siyasi görüşe ait gördüğü kimseyi ise yanlışları ile anıyor. Aslında kitapta net bir şekilde Atatürk iyi ya da köyü demiyor ama Abdülhamit’teki bir arkasını kollama olayı da yok. Kitapta sürekli Atatürk bunları tek başına yapmadı felsefesi var ki bu doğru . Tabi ki de tek başıma yapmadı koskoca bir milletle yaptı. Peki Fatih İstanbul’u tek başına mı feth etti yada Alpaslan Anadolu’ya tek başına mı girdi. Bunlardan hiç bahsedilmiyor. Zaten konu ne zaman. Atatürk olsa hep aynı tek başına mı yaptı sorusu geliyor karşınıza. Biz millet olarak sahip olduğumuz siyasi görüşlerle bazı devlet büyüklerimizi ilişkilendirerek sevme yada sevmeme olayından yıllardır vazgeçemedik. Olayları kendi dönemi içerisinde değerlendirmeyi de öğrenemedik. Mesela bu kitapta gene benim duymaktan bıktığım latin harfleri olayı var . Arkadaş Hunlar’dan Osmanlı’ya kadar da 2 kere alfabe değiştirdik. Ama kimse Arap alfabesi kullanmaya geçişi eleştirmiyor. Asıl önemli olan dildir . Dil hiç bir zaman değişmedi. Bizler konuştuğumuz dili bir çok alfabe ile yazabiliriz olay bundan ibaret ama yıllardır kimse anlamadı. Ayrıca Osmanlı sanki çok okur yazardı da herkes bir gecede cahil kaldı algısı var ki bu daha vahim. Osmanlı’nın son döneminde okuma yazma erkeklerde %3 kadınlarda ise %0,4 . İlk emri oku olan dinin okumayan bireyleri olarak bu istatistiği de hiç okumadık. Amacım burada dönemi ya da devleti eleştirmek değil. O dönem de okumak bizim dönemimizdeki kolay değildi tabi ki. Bu arada bu kitapta diğer iki kitaptan farklı olarak kaynak gösterilmeye başlanıyor. Gene okuması kolay ve genel olarak keyifli diyebilirim.