- (...) Sen böyle yaşamak istemez misin? Asıl yaşamak bu değil midir?
- Bütün hayat boyunca mı?
- İhtiyarlayıncaya kadar. Hayat budur işte.
- Hayır, bu değildir.
- Değil mi? Nesi eksik? Düşün bir kere. Bir tek solgun, üzgün çehre görmeyeceksin; hiçbir derdin olmayacak, ne rütbe, ne terfi... Bütün konuşmalar candan olacak. Evden taşınma derdin olmayacak... Yalnız bu nelere değmez! Bir de buna hayat değil diyorsun.
- Değil, kardeşim, değil.
- Sence nedir, öyleyse?
Ştolts bir düşündü, bu hayata bir isim aradı:
- Bu... bir çeşit Oblomovluktur, dedi.
(…)
- Peki, sence en güzel hayat nedir? Niçin Oblomovluk olmasın? Sanki herkes bu benim hayalimdeki hayat için uğraşmıyor mu? Sizin bütün konuşmalarınız, tutkularınız, ticaretleriniz, siyasetleriniz hep sonunda rahat etmek için, kaybolmuş bir cenneti bulmak için değil mi?