Puan vermedi·456 syf.··Beğendi
···Okunma: 31 Ocak 2021 18:01 Bir doğa tarihi programcısı ve Richard Dawkins'in öğrencilerinden biri olan zoolog Lucy Cooke'un oldukça eğlenceli popüler bilim kitabı. Belgesel ve yaptığı programlar da oldukça eğlenceli. Tavsiyedir.
İnsanlık, milyonlarca ışık yılı ötede olan olaylar hakkında net bilgiler edinse bile gezegenimizi paylaştığımız ve yanı başımızda bulunan bazı türler hakkında hâlâ şaşırtıcı şekilde cahiliz. İnsanlık tarihine baktığımızda boşlukların genelde bilgi yerine mit ve efsanelerle doldurulduğu net bir şekilde ortaya çıkar. Hâlâ bu yöntem ve kafa yapısı devam etse bile geçmiş dönemlere göre bulutlardaki elektrik boşalmasını Thor ya da Zeus'a atfedenlerin sayısı oldukça azalmış durumda. Tıpkı doğa olayları gibi doğanın büyük bir parçası olan hayvanlar da mit ve efsanelerden en büyük payı almıştır. Hayvanlar Aleminden Uygunsuz Gerçekler, mit ve efsanelere diğer hayvanlara göre çok daha fazla malzeme sağlayan 13 hayvan hakkında bilgiler içeriyor. Bu hayvanlar hakkında bugün bilinen bazı özellikler, geçmişte insanlar tarafından üretilen mitlerden bile daha etkileyici. Üstelik bazı özelliklerini büyük bir sır gibi saklamaya devam edebilmeleri de cabası.
1- Yılan balığı
Aristo'dan Freud'a kadar birçok beyni hallaç pamuğuna çeviren hayvan. Bunun nedeni ise yüzyıllar boyunca ne yavru yılan balıklarına ne de ortada gezen herhangi bir yılan balığında testis ya da yumurtalığa rastlanmamış olmasıdır. Nerede doğdukları, üredikleri büyük bir muamma olan, adeta yoktan var olmuş gibi takılan bu hayvanın kökeni hakkında bilgisizlikten doğan atış serbest modu devreye girmiştir; Çamurdan birden bittikleri, kayalara sürtündükten sonra geri kalan parçalardan yeni yılan balıklarının oluştuğu, sabah oluşan çiy tanelerinden üredikleri vb. Daha neler neler. Hatta samanlıkların çatısında yılan balığı yumurtalarının bulunduğunu ve güneşin etkisiyle bir kuluçka dönemi geçirerek doğduklarına dair uçuk teoriler bile mevcuttur. Ancak kökenlerine dair gerçek tam 100 yıl önce ortaya çıkmıştır. Bermuda Şeytan Üçgeni içerisindeki bir bölgede yaşamlarına başlayan yılan balıkları, birkaç cm'lik boylarına bakmadan, 3 yıl süren, toplamda 6000 km'lik bir yolculuk sonrası Avrupa sularına giriş yapmaktadırlar. 30 yıla yaklaşan yaşam sürelerinde, önüne ne gelirse (kendi türleri dahil) yiyerek geriye dönüş yolculuğuna çıkar ve doğdukları yere geri dönerek yumurtlarlar. Yumurtlama sonrası ise öldükleri düşünülmektedir. Ancak şu anki teknolojik imkanlara rağmen ne bir yılan balığının tüm yolculuğu kaydedilebilmiş ne de yumurtladıkları bölgeye ulaşılabilmiştir. Yakın zamanda ise bu gizemi çözmeye dair bir umut kalmayacak. Toplamda 12000 km'lik yolculuğa dayanabilmek için oldukça yağlı bir şekilde evrimleşen yılan balığı, birçok ülkenin mutfağından çıkmış olsa bile Japonya'da aşırı miktarda tüketilmeye devam etmektedir ve büyük bir endüstriye dönüşmüştür. Şuursuz şekilde avlanmaktan dolayı, bazı bölgelerde %99 oranında azalmalarından ötürü artık nesli tükenme kategorisine giren bir tür olmuştur.
2- Kunduz
Ağaç kemirici, akan her suyun önüne baraj kurma eğilimine sahip bir çılgın. Konu olduğu mitler de en az kendisi kadar çılgınca. Yüzyıllar boyunca testislerindeki yağın her derde deva olduğu ve peşindeki avcılardan kurtulmak amacıyla keskin dişleriyle testislerini kopararak avcılarla bir çeşit anlaşma içinde olduğuna dair çok yaygın bir mit oluştu. Bu mitin oluşmasına neden olan olay ise Mısır hiyerogliflerinde zina cezasını anlatmak amacıyla kunduzun dişleriyle kendi testislerini koparmasının tasvir edilmesidir. Tabii ki Hıristiyan din adamları fırsatı kaçırmayıp, bu ibret verici hayvana dair miti sık sık tekrarlayınca olanlar olmuş. Ancak daha sonra anlaşıldığı üzere bu değerli yağın testislere konum olarak yakın ve fiziksel olarak da oldukça benzeyen başka bir organdan geldiği keşfedilmiştir. Hem yağının değerli olması hem de meşhur kunduz şapkaları nedeniyle şuursuzca avlanmaya maruz kalmış ve Avrupa'da türü yok olma seviyesine gelmiştir. Bazı kurtarma projeleri ve Amerika kıtasından getirilen kunduzlar sayesinde yok olma tehlikesinden kurtulmuştur. Şimdilik.
3- Tembel Hayvan
Sürekli gülenler içsel dünyalarında büyük acılar çekerler, tezini doğrularcasına suratında sürekli bir gülümseme bulunan ve tarih boyunca insanların işkence ve aşağılamalarına maruz kalmış bir garip. Aşağılamalar daha kendisine koyulan isimden başlıyor. İnternette, hayvanın baskın özelliğine göre isim verilerek rencide edilmesine dair bir isyan vardı. Örnek olarak da kokarca verilmişti. Ki bence haklı bir isyandır. Mesela Tembel Hayvan yerine Gülen Hayvan da tercih edilebilirdi. Biraz pozitif olun yahu! Neyse, daha kendisine bu rencide edici yakıştırmalar yapılmadan milyonlarca yıl önce yüzlerce farklı türe sahip bir hayvandı. Türleri arasında fil boyutlarında olan ya da tünel kazanlar bile mevcuttu. Ancak insanlar gelip hepsini ya yedi ya da öldürdü. Doğal seleksiyonun devreye girmesi neticesinde bugün sadece ağaçlarda yaşayan birkaç türü insanların radarından kaçarak nesillerini devam ettirmeyi başardı. Eski zamanlarda bu kalan birkaç tür de işe yaramazlıkları ve yavaşlıkları nedeniyle sürekli kırbaçlanıp dövüldü. Kendilerinden yaratılışın bir hatası olarak bahsediliyordu. Sonra da din kurbanı oldu. Kilise oturup 7 ölümcül günah belirleyip içlerinden birinin de tembellik olduğunu söyleyince zaten bu hayvanlara karşı az miktardaki sempati anında yok oldu. Ancak kim ne derse desin kendisi evrimsel olarak oldukça başarılı bir türdür. Dünyanın en hızlı yırtıcılarından birinin yemeği olmasına rağmen hayatta kalabildiği ya da kendinden yüzlerce kat hızlı ama türü tükenme tehlikesine girmiş hayvanlara göre hayatta kalma oranı çok yüksek olduğu için başarılıdır. Doğal seleksiyon hıza, güce, yan gelip yatmaya bakmaz.
4- Sırtlan
Kurnazlık ve arkadan bıçaklamalarla özdeşleşen hayvanlardan biri. Kendisiyle ilgili en çok soru işareti ve mit yaratan konu ise cinsiyet ve türleri. Kimi kedi sınıfına sokmuş kimi de köpek. Ancak sırtlanlar, firavunfaresi familyasına üye olarak kedilere daha yakındır. Cinsiyetlerine gelince kafalar o kadar karışmış ki kendisinin bir yıl dişi bir yıl erkek olarak hayatını sürdürdüğüne dair bir mit başını alıp yürümüş. Bunun nedeni de dişilerin klitorislerinin hem konum hem de şekil olarak erkeklerinin cinsel organına benzemesi. Bir de dişilerde 2 adet testise benzeyen organ bulunması işleri iyice karıştırmış. Dinlerin, hermafrodit konulara bakış açısı çok sert olduğundan, cinsiyeti hem erkek hem dişi olarak lanse edilen sırtlanlar sık sık vaazlarda pis bir garabet olarak anlatılmıştır. Bir de mezar soyguncuları olduklarına dair efsaneler türeyince sinsi ve korkak olarak bilinen, nefret edilen bir hayvan olup çıkmışlardır. Ancak korkak falan değillerdir. Hele pis bir garabet hiç değiller. Karada yaşayan en faal leşçiler olarak Afrika düzlüklerini hastalıklardan koruyan en büyük etkenlerin başında gelirler. Korkak oldukları ise bir yanılgıdan ibarettir. Baş düşmanları ormanların kralı olarak bilinen aslandır. Aslanların da baş düşmanı bu anaerkil yönetime sahip feminist sırtlanlardır. Aslanlar güçlü olsa da biraz salaklardır. Sırtlanlar ise güç farkını zekâlarıyla kapatırlar.
5- Akbaba
Ölümle özdeşleşen hayvan. Kilisenin kurbanlarından bir diğeri. Cesetlere dokunma ile ilgili tabu, ölülerle içli dışlı olan akbabaları habis yaratıklar sınıfına sokmaya yetmiştir. Ayrıca sürekli savaş meydanlarının çevresinde dolaşmaları da ölümü hissetmelerini sağlayan mistik bir güce sahip oldukları mitine yol açmıştır. Dolayısıyla uğursuz olarak görülmeleri de kaçınılmaz olmuştur. Ancak mistik güçleri tabii ki yoktur. Ölünün etrafına birden toplanmalarının nedeni büyük ihtimalle birbirlerinin uçuş yolunu gözlemeleridir. Habis ve işe yaramaz oldukları iddiaları ise daha saçmadır. Öncelikle canlılara saldırmazlar ve leşçilik özelliğinden dolayı salgın hastalıkları önleme konusunda muhteşemdirler. Birçok bölgede soylarının tükenmesinin hemen ardından salgın hastalıkların korkunç bir hızla arttığı gözlemlenmiştir.
6- Yarasa
Vampir mitine ve Batman'e ilham olmuş, gecelerin yargıcı. Ancak genel inanışın aksine sadece 3 türünde kan içme huyu var. Bu hayvan da İncil'de hakkında hiç iyi bahsedilmeyenler güruhuna mensuptur. Özellikle dış görünüşü ve bazı edebi tasvirler sebebiyle şeytanla sık sık ilişkilendirilmiştir. İncil her zamanki gibi yanılmış ancak geceleri insanların açık kalan uzuvlarına dişlerini geçirip şapur şupur kanlarını hüpletme miti de komple yalandır. İnsanlara çok nadiren saldırırlar. Kan içen 3 türün favorisi olan birkaç hayvanın kanını da son raddesine kadar tüketmezler. Daha açık şekilde anlatmak gerekirse açık bir yaradan kan emmek yerine kanı yalarlar. Mesela bir insandan kan içmeye kalktığını farzetsek bile doyma noktaları ancak bir kaşık kan kadardır. Kan içen türleri eğer 3 günde bir beslenemezse ölürler. Ki kan bulamadıkları geceler de çok sık olur. Bu durumda yardımlaşma devreye girer. Kendi ailesinden olmasa bile her yarasa beraber tünediği arkadaşını pıhtı şeklinde kan kusarak besler ve bu yardıma oldukça gönüllüdür. En ünlü böcek tüketicilerinden biri olması sebebiyle insanları da böcek istilaları ve tarım ürünlerinin çöpe gitmesinden korurlar. Titanik'in batması sonrası bu konuya bir çare arayan mühendise de sonar makinesinin icadı için yön bulma yöntemleriyle ilham olmuşlardır. Ancak tüm bunlara rağmen günümüzde, özellikle pandemi sonrası birçok kişi için sempati uyandırmaları maalesef çok güç gibi gözüküyor.
7- Kurbağa
Bu sefer karşımızda ne mitlerde ne de dinde kötü ve iğrenç olarak yansıtılan bir hayvan yok. Öpüldüğü anda yakışıklı bir prense dönüşen ya da firavuna gazap olarak gönderildiği anlatılan bir hayvan var. Hatta birçok kültürde doğurganlık tanrısı ya da tanrıçası olarak lanse edilip tapınılmış. Hakkında oluşan yanlış mit de doğurganlıyla ilgili olmuştur. Tıpkı yılan balığında olduğu gibi kurbağının da üreme şekli kafa karışıklığına sebep olmuş ve yılan balığındaki mitlere benzer teoriler ortaya atılmıştır. Doğurganlık hususunda asıl ilginç olan nokta ise şu an kullanılan hamilelik testi keşfedilmeden önce en güvenilir hamilelik testi, kurbağa sayesinde yapılan test olmasıdır. Belli bir türüne, hamile olan bir kadının idrarı enjekte edildikten 12 saat sonra yumurtladığı keşfedilmiştir. 1980'lerde kurbağaları öldüren bir mantarın yayılması sonucu birçok türü yok olmuş ya da olma seviyesine gelmiştir.
8- Leylek
Çocukların üreme ile ilgili zor soruları karşısında ebeveynlerin kurtarıcısı. Leylek de tıpkı kurbağa gibi, bu kitaba konu olan diğer hayvanlara nazaran oldukça iyi anılan bir hayvan. Geri dönmeleri ilkbaharın müjdelerinden biri. İnsanlar tarafından şans ve bereket getirdiklerine de inanılıyor. Leylek hakkında oluşan mitler, genelde havalar soğuduğunda nereye kaybolduğuyla ilgilidir. Zaman zaman leylek ve diğer birkaç kuşun, daha sıcak iklimlere göç ettiklerine dair doğru tahminler yapılsa bile genelde hâkim olan görüşler; başka bir kuşa dönüştükleri, kış uykusuna yattıkları, hatta Ay'a göç ettikleri, gibi teoriler olmuş. Göç ettiklerine dair kesin kanıt Afrika'daki kabileden mızrak yiyerek Avrupa'ya bedenine saplanmış mızrakla dönen leylek sayesinde olmuştur. Doğumla ilgili ebeveyn yalanı da modern zamanlardan ziyade kökeni ta paganlara dayanan bir mittir. Bahar aylarında doğum oranlarının fırlaması ve bu sırada da leyleklerin teşrif etmesiyle ilgili bir bağlantı kurulmuştur. Evli bir çiftin çatısına yuva kurdukları zaman o çiftin çocuk sahibi olacaklarına dair inanış bu sayede oldukça güçlenmiştir. Öyle ki birçok ülkede leylek öldürmenin bedeli ölüm cezalarına kadar varmıştır. Biri hariç. İngiltere'deki kilise sanki birçok kısmı Pagan kültürleriyle alakalı değilmiş gibi bu bebek mitine kafayı aşırı takmış. Bebekleri getirenin leylekler değil, tanrı olduğuna dair sert söylemlerde bulunmaya başlayınca, "çatısına yuva yaptıkları eve bebek gelir" miti birden "o evde zina yapılıyor" mitine dönüşmüş. Hiç kimse zina cezasına çarptırılmak istemediğinden görüldüğü anda vurulmaya başlanması sonrası İngiltere'de soyları tamamen tükenmiş. Bugünlerde de genel durum leylekler açısından pek parlak değil. Elektrik direklerine takılması ve tarım ilaçlarıyla zehirlenmiş böcekleri tüketmesinden dolayı leylek nüfusu büyük oranda düşmüştür. Birçoğu da küresel ısınma ve çöp yığınlarına dönen şehirlerde yiyecek bulma sıkıntısının ortadan kalkması nedeniyle göç etmeyi bırakmış durumda.
9- Suaygırı
5 tona yakın cüssesine rağmen insandan daha hızlı koşabilen agresif. En yakın akrabaları ise çok şaşırtıcı şekilde balinalardır. Birkaç din kitabında karışıklık çıkaran dev canavarlara ilham olduğu söylense bile hakkındaki en yaygın mit alev püskürttüğü ve kan terlediğidir. Ancak kan sanılan sıvı, tüysüz ve aşırı hassas cildini, Afrika sıcaklarından koruma amacıyla salgıladığı doğal bir güneş kremidir. Afrika demişken Afrika harici görüldüğü tek yer Kolombiya'dır. Hiç kimse 5 tonluk, bayıltması oldukça zor olan, aşırı agresif bir hayvanın kaçakçılığını yapmaya yanaşmadığı için bunu yapabilen tek bir isim var: Escobar. Özel hayvanat bahçesi için kaçak yollarla getirdiği 4 suaygırının nüfusu şu an 60'ın üzerine çıkmış. Escobar'ın imparatorluğu çöktükten sonra kafalarına göre takılıp etrafı dağıtıyorlar. Bir tanesini vurduktan sonra uluslararası kamuoyundan büyük tepki alması sonucu hükümetin de eli kolu bağlı.
10- Sığın
En hüzünlü hayvan. Hüzünlü suratından dolayı avlandığında bile hüzün yaymaya devam ettiği, etini yiyen kişiyi melankoliye sevk ettiği gibi mitler mevcut. Sadece yüzüne değil, iç dünyasında da hüzünlü mü acaba, diye düşündüren bir özelliği var. Evet, Sığın, hayvanlar aleminin en alkolik hayvanı. Sayıları İsveç'te 400.000'i buluyor. Her sonbaharda şehirlere inerek taze elmalar yerine fermente olmuş elmaları büyük bir iştahla yiyorlar. Tabii 2 metre boy, 1 tona yakın bir cüsse, gösterişli bir boynuz ve alkoliklik pek huzur verici bir birleşim değil. Sığınlar, birden düğünlerde rakıyı fazla kaçıran dayı moduna geçiyor. Noel ışıklarını boynuzlarına dolayıp etrafta ışıl ışıl koşturan mı, yoksa huzurevini çevreleyip esir alarak, polisler tarafından silahla uzaklaştırılan bir sığın grubu mu, ne ararsanız var. Ortam bayağı şenlikli bir hâl alıyor.
11- Panda
Sığın gibi hüzünlü görünen bir hayvandan sonra tam zıttı karşımızda. Bir neşe kaynağı olan panda. Videolarını izleyip de onları sevmemek ya da sempati duymamak çok zor. Bu şapşallık derecesiyle bu zamana kadar nasıl hayatta kalmış, diye sormamak ise daha zor. Sevimlilikleri, cinsel isteksizlikleri, soylarının tükenme tehlikesi gibi nedenlerle diğerlerinden farklı olarak eski zamanlardan değil modern bir mit ile karşı karşıyayız. Sevimlilikleri bir mit değil tabii ki. En azından insanlar tarafından beslenen yavrulara bakarak değil. Ancak geri kalanı koca bir yalan. Pandalar cinsel olarak oldukça aktif hayvanlar. Bu konuda dalga konusu olmaları ise insanların salaklıklarından başka bir şey değil. Yurtdışına çıkan pandaların yanına yine aynı cinsiyetten pandaları koyup çiftleşme beklemeleri (çoğu kez) bu salaklıkların en başına yerleşiyor. Pandaların doğal hayatlarında çiftleşme süreci, bir dişinin ağaca çıkarak aşağıdaki farklı erkek pandalar arasından birini seçmesi üstüne kurulu. Erkek pandalar da buna oldukça hevesli. Dişiyi etkilemek için en uzağa işemeye hatta amuda kalkıp (vuuu) işemeye çalışıyorlar. Diğer yandan erkek pandalar, annelerinin tekrar çiftleşmelerini izleyerek çiftleşmeyi öğrenir. Dolayısıyla insanlar tarafından biberonla beslenerek büyümüş iki pandayı bir yere kapatarak çiftleşmelerini beklemek salaklığın daniskası oluyor. Ayrıca pandalar evrimsel olarak bir üreme programına sahipler. Bambu ormanlarının doyurabileceği panda seviyesinin üstüne asla çıkılmıyor. Yani ortada türü tehlikede bir hayvan yok. Bu tehlikeyi ormanlarını küçülterek ve esaret altına alarak insanlar yaratmış, üstüne türlerini kurtardıklarını duyurarak övgü bekler hale gelmiştir. Sevimlilikleri ise sürekli panda yavrularının medyaya servis edilmesinden ibaret. Yavrular büyüyüp hırçınlaştığı anda hücrelere alınıyor. İnsanlar tarafından büyütülüp doğaya tekrar salınmış ilk panda ise diğerleri tarafından dövülerek öldürülmüş. Yavruların bile arada parmak kopardığı olaylar mevcut. Neticede karşımızda çene basıncı sıralamasında jaguar ve aslanın arasına sıkışmış bir hayvan var. Bambuları adeta salata gibi rahat yiyor. Ancak bu mitlerden dönüş oldukça zor. Çin bu hayvanları siyasi arenada yumuşak bir güç olarak kullanıyor. Ticari anlaşma yaptığı ülkelere hediye ediyor ya da hayvanat bahçelerine tanesini 1 milyon dolardan 2 yıl kiralıyor. Eğer gittiği yerde bir panda yavrusu doğarsa o da Çin'e ait ve kiralama ücreti yavru için de ödenmek zorunda. Dolayısıyla Çin için pandalar oldukça kârlı ve dünyanın geri kalanı da insanlar olmadan türünü devam ettiremeyeceği masalına inanmaya dünden razı.
12- Penguen
Dünya genelinde paytak yürüyüşleriyle ülkemizde ise belgeselleriyle meşhur olan Charlie Chaplin'ler. Karada oldukça komik gözükse bile suda kendisinden kaçışın mümkün olmadığı acımasız bir avcı. Genelde soğuk iklim hayvanı olarak bilinse bile çok daha sıcak iklimlerde yaşayan türleri de mevcut. Penguenler hakkındaki miti oluşturan sebebin ünlü bir belgesel olması ise komik, gerçeklerse sağlam bir kahkaha attırıyor. O ünlü ve yalan yanlış belgeselde penguenlerin tam bir aile, aşk pıtırcığı ve tekeşli oldukları anlatılıyordu. Amerika'daki din adamları ve dindarlar bu belgeseli o kadar sevdi ki toplu izleme seansları bile gerçekleştirdi. Ancak insanlara örnek göstermek için bundan daha yanlış bir hayvan seçimi olamazdı. Londra Tarihi Doğa Müzesi penguenler hakkındaki araştırmayı yayınlamamayı uygun görmüştü. Araştırmacının genel görüşü şuydu: "Bu penguenlerin işleyemeyeceği suç yok gibi görünüyor". Peki kilise için neden yanlıştı? Öncelikle tekeşlilikle zerre alakaları yok. Eşcinsellik eğilimleri de oldukça sık görülüyor. Hayvanat bahçesinde beraber olan iki ünlü erkeği ayırmak için çekici dişiler getirilse bile ikiliyi ayırmak mümkün olmamıştır. Adélie penguenlerinin dişileri fuhuş yapan birkaç hayvandan biri. Taş karşılığı erkeklerle birlikte oluyor ya da dolandırıyorlar. Hırsızlık her iki cinsiyette de yaygın. Korkunç kavgalar da aynı şekilde. Ancak Adélie türünün erkekleri insanlar açısından bakarsak cidden pislik: Toplu tecavüzler, ölen dişinin parçası kalmayana kadar toplu tecavüz(nekrofili), ebeveynlerinin önünde yavrulara tecavüz vb. Tarihin en büyük yanılgılarından biri kuşkusuz bu seçim olmuş.
13- Şempanze
İnsanın baktığında kendi yansımasını görmesi, egoist varlıklar olmamız nedeniyle kendine yüklediği anlam ve değerlerden şüpheye düşmesi ve dolayısıyla bundan hiç hoşlanmaması sonucu oluşan aşağılayıcı mitlere konu olmuş hayvan. Çocukları kaçırdıkları, kadınlara tecavüz ettikleri, aşağılık ve pis bir hayvan olduklarına dair sayısız mit. Darwin sonrası ise herkesin malumu. Bu sefer başka tartışmaların ana odağı oldular. Karşıtlarının, bakın bu organları farklı, tezleri tek tek boşa çıkarıldı. Çeşitli deneyler yapıldı. X kromozomundaki inanılmaz benzeşme ortak atadan ayrıldıktan sonra bile iki türün cinsel ilişkiyi 1.2 milyon yıl devam ettirdiğini gösterdi. İşaret dilini öğrenmeyi başardılar. Alet kullanabildikleri, kendilerine ait geniş bir dil ve sosyal hayata sahip oldukları hatta farklı bölgelerde farklı kültürlere sahip oldukları bile keşfedildi. Ancak bazı insanların kendi türü dahil hiçbir türe acımaması neticesinde bir memeli olan insanın en yakın akrabası da tükenme tehlikesiyle karşı karşıya.