·724 syf.····Okunma: 31 Ocak 2021 23:55 Duygularımı, kafamı, saatlerimi , günlerimi karıştıran eser. Ya da Oğuz Atay’ın bize attığı bir tokat mı demeliyim ?
Öncelikle, Tutunamayanlar’ı bugüne kadar okuduklarımdan farklı bir yere koyduğumu belirtmek isterim. Bu nasıl zeka, nasıl bir gözlem gücü, nasıl bir mizah ? Nasıl ?
Bilinç akışı tekniğiyle yazılmış eserde, belirli bir anlatıcının da olmaması eserin yer yer zor okunmasına neden olsa da , kısa süre sonra akışa alışacağınızı söyleyebilirim. Sakin kafayla, dikkatle okunması gereken bir eser.
Arkadaşı Selim’in ölümüyle sarsılan Turgut’un, Selim’in arkadaşlarıyla görüşerek ölümüyle ilgili belki bir iz, belki bir anlam, bir açıklama, belki de “Selim aslında ölmedi ! “gibi bir cümlenin peşine düştüğünü görüyoruz.
İyi ki tanıdım; Turgut’u , Selim’i.. Turgut’u daha çok sevdiğimi söylemeliyim. Dostluğu, duygusu ne kadar gerçek. Selim’e üzüldüm. Selim’in annesine daha çok üzüldüm. Bat dünya bat. Arayı çok açmayacağımıza eminim. Zamanı gelince tekrar okuyacağım. Böyle büyük eserleri ana dilimizde okuyabiliyor olmamız ne büyük mutluluk, ne güzel bir gurur ! Öyle seviniyorum ki. Herkes okusun , bu ortak hisleri paylaşalım isterim ..
Son olarak Oğuz Atay’ın kitapla ilgili şu sözlerini okumanızı isterim: “Selim ışık, birçok tutunamayanın bileşkesidir. intihar eden bir arkadaşım, Ural var; ama bütünüyle Selim Işık o kadar değil. belki ben varım (bu cümleyi yazmayın). adlarını yazmanın sakıncalı olduğu birçok arkadaşım var. herkesin “tutunan” olmak istediği bir ülkede tutunamayanlığı seçen Selim Işık’la yakınlığının olması birçok kimseye dokunur diye onların adlarını saymak istemiyorum. Selim öldü. Selimlik de ölmüştür. Başarının insanı sevimsizleştirdiğini yazmıştım bir yerde; fakat tutunamayanlığın sevimliliğine de kimsenin yanaşmadığını görüyorum. neden yanaşsınlar? bir arkadaşımın dediğine göre, ben romanda herkesi bir bakıma tutunamayanlığa çağırıyormuşum henüz bir karşılık alamadım."