İlk kez ne zaman gördüğümü hatırlamıyorum bu kitabı. Ama ne zaman karşıma çıksa aklıma Sezai Karakoç ve Monna Rosa şiiri geliyor.. Monna Rosa'yı okuduğumun üzerinden neredeyse 15 sene geçmiş. Şiiri okuduktan sonra ilk araştırmam Gülce üzerine olmuştu. Ondan sonra Gülce hiç hatırımdan çıkmadı. Bu yüzden bu kitaba hiç yanaşmadım. Sanırım Gülce'yi görme zamanı geliyor.
Bir hafta kadar evvel Ömer Lütfi Mete'ye 1K dışında bir yerde denk geldim ama hatırlamıyorum. Sonrasındaki Fâtih'in kitabı okuduğu görünce pdf istedim. Sağolsun kırmadı. Sonra baktım Oğuzhan da okuyor. Orda hoşbeş ederken etkinlik fikri çıktı ortaya. İncelemeleri okurken, biraz da incelemeleri kıskanaraktan, iyi ki böyle bir etkinlik yapmışız diyorum. Tabi Ömer Lütfi'ye okuduklarımızdan bir fayda gider mi bilmiyorum. Ama bizi bir araya getirmiş olması, bu güzel sözlerle gönlümüze verdiği hissiyat için minnettarım. Bizde buna karşılık başta annesi olmak üzere tüm büyüklüklerine ve şahsına bir Fâtiha okuyalım diyorum. Mekanları cennet olsun İnşaAllah...
Kitap hecenin farklı nizamlarıyla ve kafiye'ye uygun olarak yazılmış. Şiirleri okurken Rize'nin fevri virajları ve sarp yokuşlarını tattım diyebilirim. İnsanlar ister farkında olsun ister olmasın yaşadığı iklimle ve coğrafya ile bütünleşen insanlar oralardan bahsetmesin bile şiirdeki seyir hali aksettiriyor bunu.
Bu seyrin sanıyorum üç ana durağı var.
(Leyla >> Dünya >> Mevlâ)
İnsanlar bir kez Leyla'ya tutulunca ondan kurtulmak için genelde Dünya'ya sığınıyor, sonra dünyanın sığınılacak bir yer olmadığını anlayınca Mevlâ'ya gidiyor. Şiirde bu üç bahisle, Aşığın/Aşkın yoluna mı atıf yapılıyor bilmiyorum. Vuslat; yol ister, hasret ister, yol ister, hicran ister. Şiirlerde bu kavramların ağırlığını görmek mümkün ama yürekte görmek zor. Bu şiirler kof yüreklerden kor yüreklere geçiş için bir yoldaş bir kılavuz ama önce bizim yolun yoldaşı olmamız gerekiyor. Sonra şiir bizim yoldaşımız zaten olur...
İyi okumalar.