Bir Alzheimer’ın Not Defteri
2021 Şubat Ayı Öykü Etkinliği | #104029280 Unutmanın mutluluk getirebileceğinden de bahsetmiş miydim? Tam olarak hatırlayamasam da, sanırım bahsetmedim. Tuhaf bir düşünce gibi gelebilir. Çünkü, unutkanlık pek sevilmez aslında. Fakat unutmak, bazen bana olağanüstü bir güce sahipmişim hissini veriyor. Hani süper kahraman filmlerinde olduğu gibi. Kahraman, başlarda potansiyelinin farkında değildir. Fakat an gelir; bu güç ortaya çıkar, kahraman kendini keşfeder. Sanırım benim de gizli gücüm var; unutkanlık. Henüz kontrol edemiyorum; kendiliğinden ortaya çıkıveriyor. Öylesi anlarda, çok hızlı hareket ettiğim hissine kapılıyorum. O kadar hızlıyım ki; odamda ışığı söndürmeye kalktığımda, ışık sönmeden oturduğum yere dönebiliyorum meselâ. Sonra… Hay aksi! Kusura bakmayın kendimi tanıtmayı unutmuşum, ara sıra oluyor böyle. Söylemiştim; hızlıyım. Bodoslamadan giriverdim konuya. Efendim, bendeniz Neşet Deniz. Emekli okurum. Yanlış anlaşılmasın, tabii ki de okurluktan emekli değilim. Okurluk, benim için ömür boyu sürecek bir meşgale. Kalan ömrümde desem daha doğru olacak sanırım, o da çok olmasa gerek… Her neyse, yazarlık yapıyordum öncesinde. Fakat son zamanlarda yaşlılığın getirdiği birtakım yan etkiler, maalesef yazma konusunda beni çok yormaya başladı. O yüzden sadece okurlukta devam etmeye karar kıldım. “Şu anda yaptığın ne öyleyse?” diyerek yargılamayın lütfen. Kendime notlar alıyorum sadece. Seslendiğim okur yine ben’im aslında. Yazdıklarımı unutup defteri elime alınca, neler yazmışım böyle diye mutlu oluyorum. Neşet Bey diyorum, döktürmüşsünüz yine. Bu kısa öz geçmişten sonra, unutarak mutlu olma hakkında anlatmaya devam etmek istiyorum. Geçen gün şunu fark ettim: Bu olağanüstü gücüm sayesinde papatya falında artık hiç kaybetmiyorum. Şehirden uzaktaki evimin yakınında bir yerde kır yürüyüşü yapmaya çıkmıştım. Her zamanki gibi çiçek tarhlarının olduğu tarafa yöneldim. Gözleri bayram ettiren renk cümbüşünün, insanı mest eden çiçek kokularının arasında giderken kendimden geçtim. Çok seviyorum kır yürüyüşleri yapmayı; çünkü sıkıntılarını, endişelerini, hüzünlerini unutturuyor insana. Derken yerde bir papatya gördüm. Henüz düşmüş olmalı, tazeydi. Elime aldım, muhteşem kokusunu içime çekerek yürüyüşe devam ettim. Aklıma Münire Hanım geldi. Hayat arkadaşım, can yoldaşım… Bizi bırakıp ebediyete intikâl edeli neredeyse iki yıl olacak. Ah Münire! Ne kadar çok severdin papatyaları. Tüm çiçekleri severdin de papatyaların yeri özeldi senin için. Bense gülleri daha çok severim. Botanikçi olarak yine kızacaksın bana: “Neden Latince adlarını söylemiyorsun, unuttun mu yoksa?” diye. Merak etme unutmadım Asteraceae¹’leri. Hayat boyu öğrenme ve öğretmeyi kendine düstur edinmiştin. Bu öğretine sadık kalmak isterdim; ama yeni olağanüstü gizli gücüm buna müsaade etmiyor. Bu yüzden, hatırlayamazsam üzülme. Henüz, bu gücü kontrol etmeyi öğrenemedim. Bak yine ortaya çıktı; şu an fark ettim. Papatya falı derken seni anlatıverdim arada gördün mü? Olacak olacak elbet üstesinden geleceğim. Bellis perennis² elimde, gözüme kestirdiğim bir ağaç gölgeliğine doğru giderken floribunda³’ların arasından geçtim. Ağacın gölgesinde dinlenirken içimden papatya falı yapmak geçti. Seviyor, sevmiyor; seviyor, sevmiyor… Baktım ki birdenbire son yaprağa gelmişim. Fakat bir önceki yaprak “seviyor mu, sevmiyor mu?” hatırlayamıyordum. Anlamıştım; gizli gücümün oyunuydu yine. Beni mutlu etmek istiyordu. Bu son yapraktan öncekinin ne olduğunu bilmiyorsam, şimdikinin sevmiyor olmasının bir önemi var mıydı? Neden kendimi ödüllendirmeyecekmişim? Seviyor ulan işte, seviyor! Bundan sonra her papatya bunu haykıracak bana! O günden sonra süper gücümü daha çok sevmeye başladım. Yazarlığı bıraktığımı söylemiştim değil mi? Her şey, yazarken bazı yerlerde noktalama işaretlerini unuttuğum kitaplarımın kabul edilmemesiyle başladı. Bu konuda editör arkadaşlarla çok tartıştık. Efendim yok cümleler bağlamından kopuyormuş yok zaman ve mekân mefhumları karışıyormuş ya diyorum bunu yapan sadece ben değilim elinses’i bunu geçen yüzyılda yapmış ne güzel de olmuş sonra efendim bizimkilerden yapanlar yok mu sanki hoş o zaman tutunamamış ama değeri geç de olsa şimdilerde anlaşılmış tamam da Neşet Bey dediler kurallı anlatılar her zaman daha çok okunur daha çok sevilir sizin bu yaptığınız kolaya kaçmak oluyor lütfen siz bir müddet istirahate çekilin yeni akımı anlayamıyorsunuz bu çağ artık kafa yormayan hızla tüketilen kitapların çağı z jenerasyonu bunu istiyor sizin çağınız için alfabede temsil edecek harf kalmadı sağ olun dedim bu bahsettiğinizi bünyem kabul etmiyor posa olarak dışarı atıyor hem benim elimde değil bu tarz yazmak bilincim zincirlerinden boşalmak istiyor küheylan gibi koşmak istiyor nasıl engel olabilirim Nuh diyorlar peygamber demiyorlar hoş anlatılana göre o da sözünü dinletememiş ki oğluna yavrucuğum diyerek seslenmiş ama anlatamamış yok arkadaş bundan sonra edebi değeri anlamayanlarla tartışmayacağım kendi gemimde mutlu mesut yol alırım onlar popüler kültürlerinde boğulup gitsinler elbet bir gün kadr ü kıymetimiz bilinecek bırakacağım bu hoş sadâ gök kubbede yankılanacak kuşlar şakıyacak yazdıklarımı yağmur olup toprağı sulayacak doğaya karışacak sonra papatyalarda güllerde koku olup insanların aradığı olacağım. Patavatsız konuştuysam kusura bakmayın, hızımı alamadım. Derdimi anlatacak kimse bulamayınca emekli olmaya karar verdim böylelikle. Bir gün; en yakın arkadaşım Murat, doktora görünmemi tavsiye etti: “Neşet, Münire’nin vedasından sonra çok düşünceli görüyorum seni. İçine kapanmaya başladın. İstersen bir doktora görün.” Murat’ı çok severim. Benim iyiliğimi düşündüğünden eminim, bu yüzden tavsiyesine uydum. Gerekli tıbbî kontrolleri yaptırıp muayene oldum. Bir hafta sonra sonuçları öğrenmeye gittiğimde; doktor Alzheimer başlangıcında olduğumu söyledi. Erken evre olduğu için geç değilmiş. Reçeteye yazdığı destekleyici ilaçları ve vitaminleri kullanmamın dışında hafızamı kuvvetlendirmek için hatırlatıcı notlar oluşturmamı salık verdi. İsimleri, olayları hikayeleştirmeli sondan başlayarak okumalıymışım. Tebessüm ettim; en iyi yaptığım iş değil miydi zaten? Son zamanlarda klasikleri tekrar okumaya başladım. İnanır mısınız bilmem, gizli olağanüstü gücüm sayesinde hiç okumamışım gibi zevk alabiliyorum. Anlatılmaz, yaşanır derler ya o türden bir duygu işte. Sanırım gücü kullanmayı yavaş yavaş öğreniyorum. Değil mi ki; kontrolsüz güç, güç değildir. O hâlde; o beni ele geçirmeden ben onu alt edeceğim, hissediyorum. _______ [1] Asteraceae: en.wikipedia.org/wiki/Asteraceae [2] Bellis perennis: en.wikipedia.org/wiki/Bellis_per... [3] Floribunda: en.wikipedia.org/wiki/Floribunda_(rose)
Edebiyat
··
352 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Dipnotlar konusunda link değil de, bitkilerin Türkçe karşılıklarını okusaydım daha keyifli olurdu sanırım diyorum ama bunu da dijital ortamda, nimetlerinden faydalanma eğilimi olarak görüyorum. Eylül ayı etkinliğindeki öykünüzden sonra başka var mı acaba diye merak ederek geldim. Bu da şu demek ki; kaleminiz kuvvetli ve sevdim. Yazmaya devam ederseniz bu profilden çok güzel eserler çıkacak hissediyorum.
Davut
Gönderi Sahibi
Yorumunuz için çok teşekkür ederim. Yazma eylemi, bence, kişinin hayatının merkezinde olursa anlam kazanıyor. Benim yaptığım ise arta kalan vakitte sadece bir şeyler karalamak. “Emekli” olduğumda düşünebilirim belki :) Dipnotlar hem açıklamalı hem resimli olması açısından konulmuştu. Konmamış olsalardı; sanırım daha iyi olacak, daha az dikkat çekeceklerdi :) Tekrar teşekkür ederim okuyup yorumladığınız için.
Elinize sağlık, keyifli bir alzheimer öyküsü. Akıcı, kolayca okunuyor. Dipnotlar gereksiz olmuş bence ama, bildiğimden değil ama isteyen bulur anlamını diye düşünüyorum. Onun dışında söyleyecek bir şey bulamadım:) Hoş bir tat kalıyor zihinde
Davut
Gönderi Sahibi
Okuyup yorum yaptığınız için teşekkür ederim. Dipnot için şöyle deyip durumu kotarayım: "Efendim not defterinde hatırlatma babında olması kastıyla öylesi tercih edilmiş olabilir, belki de değildir bilemedim." :)