·552 syf.··Beğendi
···Okunma: 21 Eylül 2020 01:13 Öncelikle, yazar coğrafyaya hakimiyetiyle kitabında Dersim'in o doğal güzelliklerini o kadar güzel kaleme almış ki, yıllar sonra yine kendimi Dersim'de buldum sanki. Sadece coğrafi bilgileri değil , kullandığı kelimeler ve betimlemelerle de kültüre bir o kadar hakim olduğunu gösteriyor. Okuyacak olanlar için bu kültüre yabancı olanlar, kitabın betimlemelerinde neyden bahsettiği konusunda zorluk çekebilirler. Hızır ve Ziyaret gibileri bunların da en basiti..
Kitapta geçen olayların hikayesi ise eski Dersimli ihtiyarlarımızın ağzından dökülenler, başından geçen olayların romanlaştırılmış hali.
Yıl 1930'lar. Dersimde aşiret savaşları had safhadadır. Ordu ise Dersimli aşiret ağalarına silahlarınızı teslim edin çağrısı yapmış, lakin Dersimliler tarih boyu gördükleri zulümler, çektikleri acılardan dolayı devlete güvenmemektedir. Sayısız kez Dersim halkı yok olma tehlikesiyle burun buruna gelmiş ama pes etmemiştir. Üstelik sadece silahları değil, inançları ve kültürleri de bir kenara bırakmaları talep edilmiştir. Halksa geri adım atmamaktadır.
Tarihte yaşanan bu olaylar hakkında ordunun yaptığı harekat için "sert müdahale' deniyor, bana kalırsa bu betimleme 'hafif' kaçıyor. Askeri harekatın başlaması sonrası aşiretler eline silahlarını alarak direnmeye başlıyor, lakin ölenler sadece direnişçiler olmuyor. Harekat esnasında köylerin bombalanması sonucu sayısız masum kadın, çocuk ve yaşlı canlarından oluyor. Olaylar bununla da kalmıyor, köyler yakılıyor, ele geçirilen halk toplu bir şekilde cinsiyet ya da yaş ayırt etmeksizin infaz ediliyor. Sağ kalanların ise kaderleri daha parlak olmaktan uzak kalıyor. Ellerinden hayvan sürüleri ve erzağı alınan halk silah zoruyla göçe zorlanıyor. Halk mecbur aç ve sefil bir şekilde yollarda buluyor kendini. Memleketinden dönmemek üzere sürüluyor insanlar, ellerinde hiçbir seyleri olmaksızın... Bugün bile sayıma baktığımızda nüfusu en düşük illerden biri hala Tunceli'dir. Eskiler der ki "Olaylardan sonra Munzur'un suyu 7 gün 7 gece kızıl akmıştır." Yaşanan o keşmekeşte sade isyan bastırılmamış, bir halk; kökünden kazınılmaya çalışılmış, bir soykırıma dönüşmüştür. Hiç unutmam, yıllar önce Dersim katliamına dair izledeğim bir belgeselde, kapısı çalınan bir yaşlımız röportaj vermeyi reddetmekteydi. Zira bugün bile insanlar o gün gördükleri acıları unutmamış, hala fazlasıyla korkmaktaydı. Bunca yıl sonra bile..
Kendi memleketimin tarihi hakkında ne zamandır bir kaynak bulmak istemiş, ama çarpıtılmamış bir kitap bulmak konusunda hep çekincelerim olmuştu. Yazar olaylara olabildiğince objektif yaklaşmaya çalışmış ki tarihi anlatan kitaplarda bunu yapmak oldukça zordur, hele ki bunun gibi hassas olaylarda. Bu kitabı okuduğumda fazlasıyla tatmin oldum ama bir o kadar içimi deşti desem az kalır. Kitabı okurken sık sık ara vermek zorunda kaldım, zira yaşananlar en ağır hali ve tüm çıplaklığıyla kaleme aktarılmıştı. İnsanın içini burkmadan okuması zor bir eser. Hele ki söz konusu insanın kendi ataları olduğunda. Sık sık "nasıl, nasıl yapabildiniz, nasıl bu kadar gaddar olabildiniz" derken buldum kendimi. Zaman zaman derin düşüncelerin içinde buldum kendimi.
Yukarda da vurguladığım üzere, bu kültüre yabancı olan insanlar için anlaşılması zor bir kitap olacaktır. Lakin Dersim'de yaşanan olayları merak eden arkadaşlar için aradıkları kitap diyebilirim. Ben severek okudum, olaylar dışında yazarın kalemine hayran kaldım. Zira farklı bir kültürü kullanarak bu denli başarılı bir edebiyat eseri sunmak hiç kolay değildir. Yazar araştırmasını gayet profesyonel olarak ilerletmiş. Ortaya çıkan eserse fazlasıyla doyurucu. Okuyacak arkadaşlara şimdiden keyifli okumalar diliyorum, ama malum ögrenecekleri yüzünden bu pek mümkün olmayabilir.