Gönderi

Bir Meta Unsuru Olarak Kadın: Damızlık Kızın Öyküsü
9/10
·352 syf.··
Beğendi
·
2016 15. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 30 Aralık 2016 20:31
“Ölmeye yüz tutmuş bir toplumduk,” derdi Lydia Teyze, “çok fazla gerçek yüzünden.” 1939 yılında Ottawa’da doğan Margaret Atwood, roman yazarlığı kimliğinin yanı sıra, edebiyat eleştirileri ve şiirler de kaleme almış ve dünyanın hemen her yerinde kadın hakları üzerine yürütülen çalışmalarda etkin rol oynamıştır. Ülkemizde Antilop ve Flurya, Tufan Zamanı, Kör Suikastçi ve Kedi Gözü gibi eserleri başta olmak üzere birçok kitabı farklı yayınevlerince yayımlanan Atwood’un, dünyada ünlenmesinin yolunu açan eserlerinin başında şüphesiz Damızlık Kızın Öyküsü adlı distopik yapıtı gelir. Kanadalı yazarın 1985 yılında kaleme aldığı The Handmaid’s Tale, ülkemizde ilk olarak 1992 yılında Afa Yayınları tarafından Sevinç Kabakçıoğlu ve Özcan Kabakçıoğlu çevirisiyle, Damızlık Kızın Öyküsü adıyla basılmıştı. Aradan geçen 25 yılda yeni baskı yapmayan kitap sahafların tozlu rafları arasına terk edilmişti. Atwood’un ülkemizde farklı türlerdeki birçok kitabı basılırken, en bilindik kitaplarından biri olan Damızlık Kızın Öyküsü’nün uzun yıllar baskı yapmaması bir skandaldı elbette. 2017’de Amerikan Hulu kanalında dizisinin başlamasıyla birlikte kitap ülkemizde yeniden gündeme gelmiş ve Doğan Kitap tarafından yayımlanmıştır. “Ancak, bu bir öyküyse, kafamın içinde bile, onu birine anlatıyor olmalıyım. Bir öyküyü sadece kendine anlatamazsın. Her zaman bir başkası vardır.” Atwood bu yapıtında bir gelecek portresi çiziyor. Peki nasıl bir portre bu tam olarak? Olumlu mu, olumsuz mu? Atwood, kitabının ismiyle henüz okumadan önce bize güzel bir yardımda bulunuyor ve bu gelecek kurgusunun çok da parlak olmadığını hemen kavrayıveriyoruz. “Damızlık Kız” kelimeleri zihnimizde çok da olumlu şeyler çağrıştırmıyor zira. Kitap genel olarak ürkütücü bir atmosferde seyrediyor. Distopyanın o bildiğimiz tekinsizliğinin yanı sıra, umut kavramının da çok az şey ifade ettiği bu gelecekte kadınlar birer meta unsuru olarak kullanılıyor. Büyük bir çoğunluğunun kısır olduğu, bilinçli olarak doğurganlıklarının azaltıldığı kadınlar çok zor şartlar altında hayatlarını idame ettiriyorlar. Bir nevi köle statüsünde yaşamaya çalışan kadınların özgürlükleri de büyük oranda kısıtlanıyor. Çeşitli hastalıklar, kısırlaştırma işlemleri ve radyasyon dolayısıyla doğurganlık azalmış ve haliyle insanların sayısında da bir azalma meydana gelmiştir. Romanın geçtiği Amerika’da askeri teokrasi hakimdir ve içlerinden doğurgan özelliğine sahip bazı kadınlar ise yönetimden sorumlu yüksek rütbeli askerlerin emrine sunulmuştur. Bu kadınların isimleri dahi yoktur. Eğer bir askerin adı Glen ise, o kadın “Glen’inki” olmaktadır ve çevredeki insanlar tarafından da o şekilde bilinmektedir. Kadınlar arasında da bir sınıf sistemi yok değildir. Damızlık kızlar kırmızı, bir eşe sahip olanlar mavi, daha evlenmemiş olanlar beyaz, aşçılar ve temizlikçiler ise yeşil giysiler giymektedirler. Bu, onlara toplum içindeki yerlerini göstermekte ve onlar da seviyelerine göre hareket etmektedirler. “Geçmişi düşünürken seçtiğimiz şeyler güzel olanlardır. Her şeyin bu biçimde olduğuna inanmak isteriz.” Yalnızca kadın haklarının ihlal edildiği bir yapıt olarak görmemeliyiz Damızlık Kızın Öyküsü’nü. Kadınlara ek olara, yüksek rütbeli olmayan erkek sınıfının da bir hayli eziliyor oluşunu görmekteyiz. Her iki cins için de felaket bir geleceği gözler önüne seren yazar, “azınlığın iyiliği” için çoğunluğun riske atıldığı bir gelecek tasviri çiziyor. Romanda, özgürlüğünü kaybetmiş kadın ve erkek topluluklarının mücadelesi tüm çıplaklığı ile anlatılmış. Elbette kadınların yaşadıkları zorluklar erkeklere oranla çok daha serttir. Hükümranlığı yalnızca evlerin içinde geçerli olan kadınların dışarıdaki dünya ile bağlantıları da yavaş yavaş yok olmaktadır. Son derede katı resmedilen geleceğin dünyasında Komutanlar’a sağlıklı çocuklar doğurmayı reddeden kadınların başına çok daha kötüleri gelmektedir. Koloniler denilen yere gönderilmekle karşı karşıya kalan kadınlar burada da yine kötü muamelelere göğüs germek zorundadırlar. Bunlara ek olarak hizmetçilik ve fahişelik de seçenekler arasındadır. Damızlık Kızın Öyküsü’nü dehşetle okuduğumuz öteki distopyalardan ayıran en önemli farkı ise şüphesiz tasvir edilen geleceğin karakterlerin normal ve kabul ettikleri bir yaşantıyı sergilemiyor oluşu. Yani her şeyin düzenli bir şekilde işlediği, sıradan bir dünya içinde yaşantıları devam ederken, günün birinde her şey tam tersine dönüyor. Kendilerini bir anda karanlık bir yaşantının içinde buluyor olmaları onları afallatıyor. Bu durum, okurlar nezdinde empati kurma anlamında çok daha başarılı sonuçlar doğuruyor. “Feminist distopya” kategorisinde anılan ve bu alanda tartışmasız bir önderliğe sahip olan Damızlık Kızın Öyküsü, sadece türü sevenlerin değil, her edebiyatseverin okuması gereken güçlü bir eser. Geleceğe dair keskin bir uyarı görevi üstlenen bu etkileyici anlatıda Margaret Atwood kadınlara sesleniyor ve onların toplum içindeki güçlerini fark etmeleri ve haklarının bilincinde olmaları gerektiğini söylüyor. Her distopyanın amacı da geçmişe dönük bir çığlık değil midir zaten? Keyifli okumalar dilerim. “Neyi gözden kaçırdık biz?” “Sevgiyi,” dedim. “Sevgiyi mi?” dedi Komutan. “Aşık olmayı,” dedim. Not: Bu yazı daha önce Kayıp Rıhtım'da yayımlanmıştır: kayiprihtim.com/inceleme/bir-me...
Distopya
Damızlık Kızın ÖyküsüMargaret Atwood · Afa Yayınları · 199214,7bin okunma
··
603 Gösterim
1 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Doğan kitap baskısı yeni basımı değil mi? Tam anlamadım dediğinizi hocam.
Bahri Doğukan Şahin
Gönderi Sahibi
Yok benim hatam, bir an Doğan Kitap baskısını unutmuşum, yazıyı direkt kopyalamışım. :)