10/10
·560 syf.··
2021 101. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 15 Şubat 2021 18:13
Hayatlarımız kırılgandı; utancın ve pişmanlığın acılarıyla, iletişim de yanlış anlaşılmalarla doluydu ve kitapların, müziğin, sanatın ve diğer insanların ortaya attığı fikir sağanağına karşı hissedilen güçlü ve yoğun bir hayret duygusuyla doluydu; zaman, üzerine basa basa büyük harflerle yazılan Aşk, Hayat, Zaman, Yaş, Hayal Gücü soyutlamalarının arasında sığınacak bir yer bulma zamanıydı. —————— Bu kitap bir özyaşam öyküsü olduğu için içerikte spoiler olduğunu düşünenler baştan okumasınlar... çünkü başka türlü kitaba dair bir şey yazamayacaktım.. sevgiler —————— Janet Frame, 28 Ağustos 1924'te Yeni Zelanda'nın en eski kenti Dunedin'de beş çocuklu bir işçi ailesinin üçüncü çocuğu olarak dünyaya geldi. Zor bir çocukluk geçiren Janet Frame Dunedin College'da İngilizce, Fransızca ve Psikoloji eğitimi aldı. Yazar olmak istemesine rağmen 1945'te sınıf öğretmenliğine başladı ama aynı yılın sonunda bir müfettişin ziyareti sırasında bunalıma girip sınıftan kaçınca psikolojik gözlem için Dunedin Hastanesi'ne yatırıldı. Sonraki yedi seneyi çeşitli akıl hastanelerinde geçirdi. İşte bu kitap detaylı olarak çocukluk, ilk gençlik ve daha sonraki yaşamının anılarını, yani kısaca özyaşam öyküsünü içeriyor. Kitabın “roman” kategorisinde gösterilmesine rağmen Soframda Bir Melek, üç ciltten oluşan otobiyografik bir eser. Fakir ve kalabalık bir ailede doğması, küçüklüğünden beri diğer çocuklardan farklı hissetmesi, öğretmenlik okumasına rağmen, okulda ve “sosyal” hayatında kabul görememesi, anormal bir insan olarak kabul edilmesi Frame’de onulmaz yaralar açmış... Ve korkunç olan şu ki hiçbir test uygulanmadan sırf bu nedenle sekiz yıl boyunca akıl hastanesine kapatılmış. Merak ediyorum “şizofreni” tanısı konularak, şizofreni için kurumsallaştırılmış bir hastahaneye sekiz yıl boyunca(veya süresiz) kapatılsak, sürekli “deliymişiz” muamelesi gördükten sonra kaçımız akıl sağlığını koruyabilir/di?... Frame’in sadece anksiyete ve depresyondan muzdarip olduğunu düşününce ömrünün sekiz yılını bu şekilde, ta ki bir doktor onun aslında şizofreni olmadığını belirleyene dek bir akıl hastahanesinde geçirmesi acımasız ve çok haksızca geliyor insana. Bu arada yazmaktan vazgeçmedi ve yirmi altı yaşındayken yayımlanan ilk kitabı The Lagoon and Other Stories Yeni Zelanda'nın en önemli edebiyat ödüllerinden Hubert Church Memorial Ödülü'nü aldı. Bunun üzerine doktorlar Janet Frame'e lobotomi uygulamaktan vazgeçti. Ve kitaplar yazmaya devam etti, yayınlanan kitapları sayesinde de başarıya ulaştı... 1956'da Akıl Hastahanesi’nden çıkarak Yeni Zelanda'dan ayrıldı ve yedi yıl boyunca Avrupa'da yaşayıp çalıştı. İlk romanı Baykuşlar Öterken 1957'de, Bir Başka Yaza Doğru 2007'de yayımlandı. Uzun kariyerine on bir roman, beş öykü kitabı, iki şiir kitabı ve üç ciltlik bir otobiyografi sığdırdı. 1963'te ülkesine döndü ve Otago Üniversitesi'nden burs aldı. 1990'da Yeni Zelanda Hükümeti Devlet Nişanı sahibi oldu. Yine aynı sene hayatı sinemaya yansıtılmış, aynı adlı “An Angel At My Table” 1990 tarihli yazarın hayatından uyarlama bir drama filmi. Janet Frame’in acı dolu otobiyografisinin uyarlaması olan bu film biraz durgun ve de uzun gelebilir, ama gerçekten kitapla bu kadar örtüşüyor olması bile güzeldi... Otobiyografik bir kitap olduğu için, kitaba bu kadar sadık kalınmış olması zaten doğru bir hareket olacaktır. Kitabı okuduğum süre boyunca yazarın nasıl bir yoldan geçtiğine tanık olmak çok üzücüydü. Film ile bu daha da katlandı. İletişim sorunları yaşamak, aileyle anlaşamamak, bunlar “anormallik” göstergesi değildir ve olmamalıdır. Hem normal dediğimiz nedir ki zaten?! Onu anormal olarak tanımlayan insanlar tarafından gittikçe yalnızlığın derin çukuruna gömülen Frame, şöyle tanımlıyordu çevresini; “Başka insanlarla kaynaşmaktansa yazı yazmayı, hayal dünyasını keşfetmeyi tercih ediyordum.” “Yalnızlığımın büyüklüğünü fark etmiyordum. Bir çocuğun annesine sıkı sıkı tutunduğu gibi ben de edebiyat eserlerine tutunuyordum.” Bahsetmeye çalıştıklarım kitabın belkide sadece çekirdeğini oluşturuyordur, ama tamamında samimiyetin, kendi sorunlarımızı karşıda görmenin, içe dönük yaşamın, yıpranmış, yalnız ve güzel bir varoluşun yansıması gibi bir eser ortaya çıkarıyordur. Bu okuduğum gerçek anlamda yoğun bir otobiyografi. Derin acı, kırgınlık, hastalık, hassasiyet ile eş anlamlı ve yukarıda belirttiğim gibi çoğunlukla üzücü. Bu dokunaklı hayat öyküsünün her anı için okunmaya değer... Aile trajedisinden kaçmak, beklenmedik şekilde nöropsikiyatri kliniğine kilitlenmek ve yazarak okuyarak hayatta kalmaya çalışmak hepsi korkunç, çok korkunç şeyler. Yeni Zelanda’nın uluslarası çapta tanınmış yazarı, yoksulluk içinde büyüdü, oldukça da zor şartlarda yaşadı, 2004'te Dunedin'de öldü... Akıllara durgunluk veren hayli zor bir yaşam. Kitabı kesinlikle tavsiye ediyorum. İlerleyen günlerde yazarın, akıl hastahanesinde geçirdiği günlerin, uzun vadeli deneyimini çok daha detaylı olarak anlattığı Sudaki Yüzler kitabını okumayı planlıyorum. Lobotomi, elektrik şokuyla işkence ve sürekli aşağılanma tehditler, bu yıllar boyunca günlük yaşamıydı, ve Soframda Bir Melek aracılığıyla bir kısmını okuduğum, garip açık duygu ve düşüncelerin, ve duyuların, yazışmaların ve bağlamların iç dünyasını daha detaylı olarak görmeyi istiyorum... İyi okumalar.
Soframda Bir MelekJanet Frame · Yapı Kredi Yayınları · 201662 okunma
··
1.140 Gösterim
9 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İşte acılar içinde bir özyaşam öyküsü. Nasıl bir hayat yaşamış gerçekten. Yaşadığı acılar, onu öldürmemiş adeta güçlendirmiş. Her halde bu kadar güçlü olmasaydı, kapatıldığı o hastanede sağlıklı bir şekilde çıkamazdı. Kim ne derse desin, bence kadınlar daha güçlü. Her şeye rağmen ayakta kalmayı başarıyorlar. Ellerine sağlık canım. O kadar güzel anlatmışsın ki, yazarın hayatını merak etmemek elde değil. Bu arada, nasıl bir müfettişe denk gelmişse, kadın en sonunda çıldırmış :)) Neyseki artık o müfettişler yok. Bizler sağlam bir şekilde eğitime devam ediyoruz :)
Demet
Gönderi Sahibi
Ne sordu nasıl zora soktu müfettiş acaba ki sınıftan kaçmış, bunun sonucunda da hemen hiçbir şey yapmadan hastaneye kapatmışlar. Ne acımasızca... Yazarak daha da iyi olmuş sanırım. :) Çok teşekkür ediyorum Sultan hocam beğenmene çok sevindim. Teşekkür ediyorum 🫂❤️🫂😍
《Merak ediyorum “şizofreni” tanısı konularak, şizofreni için kurumsallaştırılmış bir hastahaneye sekiz yıl boyunca(veya süresiz) kapatılsak, sürekli “deliymişiz” muamelesi gördükten sonra kaçımız akıl sağlığını koruyabilir/di?... 》hapishane/hastane düşüncesine bile katlanamazken bu soruya koruyabilirim demek zor. "Başka insanlarla kaynaşmaktansa yazı yazmayı, hayal dünyasını keşfetmeyi tercih ediyordum." Biz de okumayı tercih ediyoruz, kaynaştıklarımız bizi haşladılar... emeğine sağlık🤗
Demet
Gönderi Sahibi
Hem de ne haşlama bazılarından sonra derimiz yüzülecek kıvama geldi.. 🤭🙉Okumaya devam başka türlü mevzunun içinden çıkamayacağım ben yoksa:)🤗🙏🏻♥️💕Teşekkür ederim matmazel 🌼💕♥️
Demetimmm, beğendim fakat ancak okuma fırsatım oldu. Öncelikle kalemine sağlık, bazen diyorum kiii şöyle güzel incelemeler olsa da kitabı okumuş kadar olsam. Senin incelemen de o kategoriye giriyor, emin ol bayıldım. Konuya gelirsek, seninle bahsettiğimiz acıdan güçlenip "zeyna" olma durumu söz konusu anladığım kadarıyla. Benim asla yetenekli olmadığım bir konu( hoş çoğu konuda yetenekli sayılmam da bu hepten mümkün değil) beni o hastaneye iyi ki kapatmadılar zira orada ölür giderdim. Kendimde, ne deli olmadığımı ne de küllerimden doğacak gücü bulamazdım. Delisin derlerdi inanır boyun bükerdim. O yüzden hastasıyım böyle kutsal beyinlerin. Yapamadığımı yapan ve gün yüzüne çıkan bütün güzel insanlara imreniyorum. (Yalnız incelemeyi incelemek gibi oldu biraz ama içimden geldi yazdım idare et🤗💝) Kalemine, aklına o çok sevdiğim yüreğine sağlık🌸👌
Demet
Gönderi Sahibi
🫂💗Sen de, hem de çook pekçok 💗🫂🤗
İsimler değişse de hikâyeler değişmiyor. Benzer şekilde tutunamayıp yazıya (özelinde de edebiyata) sığınan çok yazar var. Yazıyı bir savunma biçimi, bir sığınak, vefalı bir dost olarak değerlendiren bu insanlar sesine ancak ses bulabilmişler, boğulmadan hayata tutunabilmişler. İncelemeyi okuyunca aklıma ömrünün bir kısmını Psikiyatri kliniğinde geçiren bir diğer yazar Robert Walser geldi. Onun da ayrı enteresan öyküsü var. Janet Frame'in ayrı trajik, ilginç bir öyküsü varmış. Empati yapılması bile çok zor bir durum. Diğer kitabı da çok etkileyici bir içerikte olacaktır konusu itibariyle diye düşünüyorum. Bir gün denk gelirsem, nasip olursa okumayı düşüneceğim kitaplar gibi görünüyor. Bu bilgilendirici incelemeyle bizlere faydalı bir tanıtım yaptığınız için teşekkür ederim, emeğinize sağlık.
Demet
Gönderi Sahibi
Öncelikle çok teşekkür ederim, beğenmenize çok sevindim. 😊 Janet Frame gibi sekiz yıl gibi bir süreyle akıl hastahanesinden çıkmayı kotarabilenler, bir ömür kalanlara göre “şanslı” bile sayılabiliyor... ne acı ki. Robert Walser’in kitaplarını da en yakın zamanda okunacaklar listeme alıyorum yorumunuz için ayrıca teşekkür ederim.