·208 syf.····Okunma: 21 Şubat 2021 17:11 İthaki Bilimkurgu Klasikleri serisinden okuduğum 50. kitap, "Ben, Efsane" isimli bu eser oldu. Sonda söyleyeceğimi direkt başta söyleyeyim, bu eseri beğenmedim. Hiçbir açıdan beni tatmin eden bir eser olmadı. Zaten oldum olası "vampir"lere ve "zombi"lere mesafeli yaklaşmış bir okurumdur.
Aslında kitabın sadece görünen konusu vampirler. Okurken bunun farkındaydım. Zira yazar, kitap boyunca vampirlerin bir efsane mi, yoksa bilimsel araştırmalarla ortadan kaldırılabilecek bir hastalık mı olduğu sorusuna cevap aramış. Bir nevi koronavirüs gibi düşünebilirsiniz bu vampirleşme eylemini. Çünkü tıpkı şimdilerde olduğu gibi, kitapta da 1976 yılında dünyayı etkisi altına alan bir salgından bahsediliyor. Bu salgının nasıl ortaya çıktığı ve nasıl yayıldığı konusunda tatmin edici bir cevap yok. Fakat salgın sonucunda birçok insan vampirleşiyor ve bunun bir takım sonuçları ortaya çıkıyor.
Kitabın ana kahramanı Robert Neville ise, yine sebebi bilinmeyen bir şekilde bu salgına karşı bağışıklık kazanmış tek insan. Robert Neville, bağışıklığının sebebini bulmaya çalışıyor; ama hiçbir zaman tatmin edici bir sebebe ulaşamıyor. İşte kitapta bu kadar belirsizlik olunca ben de yavaş yavaş kitaptan kopmaya başlıyorum. Hele ki, kitabın sonunda, kafamdaki soruların cevaplarını bulamayınca, kitabın beni tatmin etmediği sonucuna varıyorum. Neyse, devam edelim...
Robert Neville, vampirleri kendinden uzak tutmak için bir takım yöntemler deniyor. Bu yöntemlerden bir çoğu batıl inançlardan kaynaklı yöntemler: Sarımsak gibi, haç kullanmak gibi, vampire ayna tutmak gibi. Kitabın batıl inançlarla ilgili verdiği mesajları beğendim.
Yazar Richard Matheson, kitapta vampirlerin bir efsane mi, yoksa bilimsel araştırmalarla ortadan kaldırılabilecek bir hastalık mı olduğu sorusuna cevap ararken, bir insanın nasıl kendisine, insanlığa tamamen yabancılaşacağını ve artık insanlıktan nasıl çıkarak efsaneleşeceğini bize göstermek istemiş. Yine bu konuların işlendiği bölümleri de beğendiğimi söylemeliyim.
Bütün bunlara karşın, yazarın bilimle neredeyse taban tabana zıt bir konuyu ele alarak bu konuya bilimsel açıklamalar getirmeye çalışmasını, saygıyla karşılamakla birlikte, gereksiz çaba olarak gördüm. Gereksiz bulmamın en önemli sebebi de kitaptaki cevapların asla tatmin edici olmamasıydı.
Bu arada kitabın ismi muhteşem şeyler başardığı için efsane olan bir adama gönderme yapmıyor. Ben ilk başta öyle zannetmiştim; fakat öyle değilmiş. Kitabın ismi, dünyada kalan tek normal insan olan Robert Neville'nin vampirlerden farklı olduğu için ve insan ırkının son temsilcisi olduğu için zamanla mitolojik(efsane) bir varlığa dönüşmesine gönderme yapıyor.
"Ben, Efsane" isimli bu kitabın 2007 yılında baş rolde Will Smith’in olduğu "Ben Efsaneyim" filmine de ilham verdiğini belirtmeliyim. Özellikle "ilham" kelimesini kullanıyorum. Çünkü ana konu aynı gibi görünse de kitapla film arasında bir hayli farklılık mevcut. Hatta sonları bile tamamen farklı. Açıkçası filmi de pek beğenmedim.
"Hiçbir Şeyi Beğenmeme Terör Örgütü"nün yeni üyesi değilim arkadaşlar merak etmeyin.
Herkese keyifli okumalar dilerim.