Her ne kadar ince ruhlu ama oldukça garip Dostoyevski'nin ya da muzip ama iğneleyici Gogol'ün yoldaşlığı ilk tercihimse de bu kez Tolstoy'un hocalığı her zamanki kadar yukarıdan bakan bir tavır hissettirmedi bana. Allah rahmet eylesin, bir ölüm daha nasıl anlatılabilirdi diye düşündüm. Şöyle bir aklımdan geçirdim de, şahit olduğum ölümler dahi bu etkileyicilikten ziyade santimental yoğunlukardan mürekkepti.
Tabi Tolstoy yine de hoca benim için. Bu eserde de bir şeyler öğretmedi değil. Dinliyor değil de okuyor olsam, çokça yerden alıntı yapacağım kesindir.
İnsan iyi yaşamalı bir kere. İnsanın iyiliği kime değil kimselere nasıl davrandığıyla ölçülen bir şey olsa gerek.
Çevresini iyi seçmeli, en yakınlarını, eşini. Hakikatin kemiğe dayandığı anda, yalanları ile boğazını sıkmamalı insanın. En kötü merhamet yönünü şaşırandır demişti bir yazar, Ivan İlyiç ise yönünü şaşırmış değil, kaybedilmiş merhametin mağduru.
Ve düşünmeli insan. Arada bir durup da "Bu yaşadığım hayat, böyle mi yaşanmalıydı gerçekten de?" diye. Günlük yaşamın curcunasından çıkmalı ve kafasını toplayıp, çok geç olmadan, düşünebilmeli insan. Mümkünse bunu gençken yapabilmeli. Dostoyevski gibi Tolstoy da eleştiriyor Batıyı ve o dönemki simgesi Fransız kültürünü. "Gençler ne yapsa hoş görmeli" düsturunu tiye alıyor. Gençken belki hoşgörüleceğiz ama yaşlanınca kendimizi hoş görebilecek miyiz? Asıl mesele bu olsa gerek.
Yaşlandığımızda hoş görebileceğimiz gençliklerimiz, hayatlarımız, okuduğumuz kitaplarımız olması dileğiyle, iyi okumalar.
Fyodor DostoyevskiNikolay GogolPeyami Safa