Puan vermedi·244 syf.··Beğendi
···Okunma: 18 Mart 2021 09:53 Öncelikle ifade etmeliyim ki kitabın adına baktığımda ülkemizde de dayatılan 4+4+4 zorunlu eğitim modeline hayır diyerek yazılan bir kitap olduğunu düşünmüştüm.
Ancak kitabı okumaya başladığımda gördüm ki yazar, 80”ler Fransa’sındaki merkeziyetçi ve tek tip (şimdiki bizim eğitim yaklaşımı) eğitim politikalarına, eğitimin illaki okul adı verilen binaların içinde ve öğretmen adı verilen insanlar tarafından verilmesine HAYIR diyor. Okula ve öğretmenliğe karşı çıkabilmesinin arkasında o zamanın Fransa”sında çocuğunuza evinizde veya seçebileceğiniz özel vakıf ve derneklerde eğitim aldırma özgürlüğünüzün olması da var. Tabi aslında buradaki karşı çıktığı okul ve öğretmen kişi değil pozisyon ve rol. Ancak okul binalarının yapısına, öğretmenlik mesleğine karşı da oldukça sert eleştirileri de var.
Yazarın en sert eleştirilerinden biri de anne-babalara yönelik. Çocuklarının psikolojik, kişisel, ilgi ve yetenekleri göz önüne alınmadan sadece gelecek endişesi taşıyarak eğitim almalarına bilerek ya da bilmeyerek göz yummalarına, okulları birer kreş mantığıyla kullanmalarına karşı çıkıyor ve onları çocuklarını sömürmekle suçluyor.
Gazeteci olan Fransız yazar “Catherine Baker” bir anne ve bu kitabı okula hiç göndermediği 14 yaşındaki kızı Marie’ye, onu neden okula göndermediğini gerekçeleriyle birlikte anlatmak için yazıyor.
Baker kızını “zorunlu olması, yararlı bulmaması ve zararlı bulması” gerekçeleriyle okula göndermediğini ifade ediyor. Kızının kendi kontrolünde ve kendi doğruları çerçevesinde evinde eğitim almasını sağlıyor.
O bilinçli bir anne. İçinde yaşadığı devletin / toplumun dayattığı kurallara ve düzene tek başına başkaldıracak kadar da cesur. Tabi ki yazarın bu cesareti karşılığını buluyor. Gazeteci kimliğine rağmen kitabını yayınlatacak bir yayınevi bulmakta zorlanırken, yayınlandıktan sonra da eğitim alanında yayın yapan hiçbir organ cesaret edip kitabın adını dahi anmıyor.
Yazarın savunduğu okulsuz - öğretmensiz eğitim yaklaşımı dünyanın hiçbir ülkesinde genel anlamda uygulanabilir değil. Ancak 24 yıllık bir eğitimci olarak kabul ediyorum ki, çocuğunu okula göndermeme gerekçeleri ve savunduğu argümanların büyük çoğunluğu, kitapla ilgili yaptığım kısmi alıntılarda da görülebileceği gibi- ki çok daha fazlası kitapta var- gerçekten de elle tutulur ve çok isabetli.
Ben kitabı, ülkemizde de dayatılan “kariyer eğitimi merkezli” zorunlu eğitime bakış açısıyla okudum. Ve bu eğitim sisteminin yararından çok zararı olduğunu savunanlardanım.
Yazar eğitimin kişisel olduğunu, her bireyin tek tip ve merkeziyetçi bir eğitim modeliyle eğitilemeyeceğini, ebeveynlerin ve eğitimcilerinde rahatsız olduğu daha başka bir çok konuyu âdeta eğitim planlayıcılarının yüzüne çarpıyor.
Eşitsiz koşullarda verilen eğitimin tümüne karşı çıkarken, okulların ölçme değerlendirmeden, yakın uzak –kariyer endişeli- hedeflerden arındırılmış; öğrencilerin çocukluklarını ve gençliklerini neşeyle yaşayabildiği birer eğitim alanına dönüştürülmesi gerektiğini savunuyor.
Katıldığım ya da katılmadığım yönleriyle yazılacak çok şey var kitap ile ilgili. Daha fazla uzatmak istemiyorum.
Yazarın sorduğu birkaç can alıcı soruyla bitireyim:
***“(Öğrencilerin) Zorunluluğu kaldırdığınızda kaçta kaçı okula giderdi? “
***“Zorunlu eğitim sistemi öğrenmeyi değil, okulda öğrenmeyi zorunlu tutuyor. Neden bu zorunluluk altı ile on altı yaş arasındaki insanlara getiriliyor?
***“Başarılı çocuk, ana babasının, öğretmeninin, okul müdürünün, eğitim bakanlığının her isteğini, her hedefini yerine getiren çocuk mudur?”
İyi okumalar.