Yaşı kendisinden daha büyük bir kadınla, annesinin arkadaşıyla yaşadığı ilişki ve Cicim (Cheri)’in hikayesi...
İhtiyaçlar, ilişkilerindeki dinamikler, hayatlarında olan eksiklikleri birbirlerinden tamamlamaları, içsel konuşmaları çok etkileyici. Kitap boyunca bu ilişki açıklığıyla , derinliğiyle ve özellikle yazarın anlatımıyla beni çok etkilerken, içinde barındırdığı -belki de sömürü ya da istismar diyebileceğim- durumlarla da öfkelendirdi diyebilirim.
Cicim’in duygusal olarak yoksunluğunu Lea’da gidermeye çalışması ve onun da bu ilişkiyi besliyor olması... Bende uyandırdığı duygulardan arındırdığımda, aslında günümüz gerçekliğinden ne kadar çok iz barındırdığını düşündüm. Madame Peloux karakteri çocuğuna duygusal anlamda hiçbir yatırım yapamayan, sınırlarını belirlemeyen bir anne olarak onun hayatında ne büyük etki yarattığının farkında olmadan hayatını sürdüren bir kadın. Belki de bunu kasti olarak yapıyor. Ya da başka türlüsünü bilmiyor.
Cicim’in çocukluğundan bir bölümü şöyle anlatıyor yazar:
“Henüz peltek peltek konuşurken, hizmetkarların en aşağılık dedikodularını topladı. ... Şekerlemeler karnını ağrıttı, akşam yemeği unutulduğunda açlık sancılarına katlandı. Yarı çıplak ve üşütmüş halde ıslak güllerin arasında oturup annesinin onu sergilediği Çiçek Festivali’nde sıkıntıdan patladı. Ama on iki yaşında ona “Küçük Şaheser” diyen Amerikalı bir hanımın oynaması için kendisine avuç dolusu para verdiği yasadışı kumar salonlarında eğlendiği de oldu.”
Kısacası içinde barındırdığı büyük bir hikayeyle beni etkileyen bir kitap oldu. Ama zaman zaman çeviriden kaynaklandığını düşündüğüm zorlanmalar yaşadım. Yine kendi dilinden okumayı isteyeceğim bir kitap oldu.
Ayrıca Colette’in hikayesini okumak ve onun nasıl bir yazar olduğunu görmek de kitabı bambaşka bir konuma