Mustafa Kutlu 'yu okudukça diline, üslubuna, tavrına aşina olmaya başladım ve bu aşinalık yeni kitaplarını okurken daha keyifli hale getiriyor.
Kutlu'nun hikâyelerinde en çok dikkatimi çeken ve benim en çok hoşuma giden şey ise geçmişi anlatış şekli. İster karakterlerin geçmişi olsun ister mekânın, eskiye alıp götürme hissini çok seviyorum, bu duyguyu neredeyse her eserinde yaşadım diyebilirim.
Romanlarda görmeye alışkın olmadığımız günlük konuşma diline hikâyelerinde çokça yer veren yazar gerçek hayatta olan ve olabilecek bir çok şeyi betimlemeleri ile harmanlayarak farklı bir lezzette bize sunuyor. Fakat zaman zaman hikâyenin içinde bir yerlerde okuyucuya seslenen yazarı görebiliyoruz, sinemada "dördüncü duvarı yıkmak" denilen olaya benzeyen bu durum hikâyeden kopmama neden olabiliyor.
Bunun haricinde okumaktan keyif alıyorum diyebilirim.
Bu hikâyenin özelinde, kitabın kapağında anlatılan ve kitaba adını veren hikâyeden yola çıkarak sonu tıpkı kapaktaki gibi biten bir hikâye yazılmış. Karakterlerin buluşma noktası ise Tepeköy adı verilen bir yerleşim yeri.
Sıcaklığı her eserinde hissettiren Kutlu'nun kitapları kütüphanemdeki yerlerini almaya devam edecek.
•o
kitabseray : Zafer Yahut Hiç