Kırbacın adı Erdem
9/10
·182 syf.··
Beğendi
·
2021 24. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2021 20:25
Bir kırbacım var, öküz sinirinden. Adı da ‘’Erdem’’. Sade’nin isminin kaynaklık ettiği Sadizm’in konu edildiği bir seks öyküsü olsaydı elbette bu senaryo da güzel olabilirdi: Erdemle Kırbaçlanan Kadın… Ama yok öyle bir şey, edepli olun! Lakin adından da anlaşılacağı üzere erdemli davranışların ödüllendirilmesi bir yana dursun aksine her seferinde erdemin, zarara yol açtığını bıktırırcasına gözümüze sokuyor; üstelik yanımıza verilen zararın yanı sıra tepemizden aşağı işeyerek gülen adaletsizlik duygusunu hissettiriyor Sade. Çünkü her seferinde kazanan, ısrarla kötülüğün hakkını verebilenler oluyor. Sen, ey zavallı, yanına zararınla birlikte aldığın hayal kırıklıklarıyla yollara düşmüş devam ederken kötülüğün yanına kârı kalıyor; o kârdan sıyırdığı hazzı da çilekli kreması oluyor. Hem de sen gözyaşlarını içerken, acılarınla beslenirken… Zavallı Sophie'mize kitaptan bir öğüt: ‘’Herkesin erdemli olduğu bir dünyada sana da erdemi öğütlerdim, çünkü ödüller buna bağlı olduğundan, mutluluk da hiç kuşkusuz onun sayesinde gerçekleşecekti. Tümüyle kokuşmuş bir dünyadaysa sana yalnızca kötülüğü öğütleyeceğim.’’ Anne ve babasını yitirmiş iki kız kardeş, henüz 12 ve 15 yaşlarında, Avrupa'nın karanlık çağında, Fransa’da. Yolarını ayırdılar kendileri; biri ahlaksızlığın meyvelerini yedi, diğeriyse erdemin kırbacını. Hem de her ikisi de defalarca… Dönemin en seçkinleri tarafından; dindar, zengin, parmakla gösterilip yardımsever olduğu düşünülen insanları başta olmak üzere; fakiri, haydudutu da dahil, çeşitli acılara, işkencelere ve hatta aşırısıyla cinsel şiddete maruz bırakılıyor güzel, zavallı, küçük Justine'miz (Sophie'miz): İffetini korudu, cezalandırıldı. Hırsızlığa araç olmayı kabul etmedi, cezalandırıldı. Hırsız çetesine katılmayı kabul etmedi, cezalandırıldı. Cinayete araç olmayı kabul etmedi, cezalandırıldı. Dindarlığını yaşamak istedi, cezalandırıldı, hem de kilisede, en acımasız şekillerde… Yardımseverliği tuttu, cezalandırıldı. Hayat kurtardı, yetmedi kendi canını ortaya koydu çocuk hayatı kurtarmaya çalıştı, cezalandırıldı. Hırsızlığı engelledi ve yine cezalandırıldı... Dindarlığın ve zenginliğin maskeleri de açıkça gösterilmiş. Ne kadar kötü olursa olsun kişi dindarsa, üstelik o inançta belli bir mevkiye sahipse günahları bu dünyada da görmezden gelinir. (-da ekinin altına bakalım lütfen) Takipçileri de yine peşindedir, bu şarlatan olanların. Zenginse de keza öyle: ‘’Erdemle yoksulluğun bağdaşmayacağı kanısı son derece yaygındır. Yargıçlara göre de yoksulluk suçluya karşı kullanılacak en kesin delildir.’’ alıntısının içeriği de sıkça işleniyor ayrıca kitapta. Bir çok erdemli davranışa, dini inanca, iyiliğe, dürüstlüğe bağlı Justine, bu eğilimlerin zıtlarıyla savaş veriyor sanki. Karşı karşıya getirildiği kötü karakterler diye adlandırdığımız zatlar tarafından, bu konularda felsefi anlatılar, analizler ve mesajlar iletiliyor bizlere. (evet, tarafından) Epeyce konuşturmuş Sade bu şahısları. Yoksul bir haydut der ki mesela: ‘’Zenginlerin katılığı, yoksulların namussuzluklarını haklı kılar, yavrucuğum.’’ Bir inançsız der ki mesela: ’’İnanmaya çalış, Sophie, kabullendiğin, yürekten inandığın bu Tanrı bir yandan bilgisizliğin, öbür yandan zorbalığın, baskının meyvesidir.’’ Kimi arsız bir nankör de der ki: ‘’Başkasının sadakalarını kabul eden kimse her zaman aşağılanmamış mıdır, bu hissettiği aşağılanma ötekinin yapmış olduğu hizmetleri fazlasıyla ödemez mi?’’ Sen de diyorsun ki neredeyse: ‘’vay be, ama adam/kadın haklı ya...’’ İyilik kötülük savaşında ne yazık ki, iyiliğin, yani bir erdemin ödülü hep kötülükken, kötülüğün ödülününse bal kaymak olması, Justine'mizi isyanın en son aşamasına kadar getiriyor: ‘’Ey Tanrım, artık adaletinden şüphe etmeme izin verilecek mi, bana zulmeden insanlar gibi her zaman kötülüğe kulluk etmiş olsaydım, daha büyük felaketler altında mı ezilecektim?’’, ‘’Bu kadar acınacak, zavallı bir hayat için doğmaya değer miydi yani?’’ Çocuk yaşta denilecek 12-15 yaşlarında bazı başka kadın karakterlerin kullanılması ve cinsel şiddete maruz kalması ne kadar iğrenç olsa da bu acımasız, adaletsiz dünyanın gerçeğinden bir parça sunuyor olduğu gerçeğini de değiştirmiyor ne yazık ki. Okuyacak kişilerin bu etkenleri de göz önüne almasını da duyuralım. Her ne kadar aslolan konu, ‘’erdemin para etmediği bu dünyada erdemin ısrarla tokatlanmasına öbür dünyaya yatırım için katlanılabilir mi?’’ gibisinden olsa da; son zamanlarda sıkça okuduğum Voltaire’nin, eleştirdiği Leibniz’in ‘’olası dünyaların en iyisi’’ teorisine şiddetle karşı çıktığını görebiliyoruz Sade’in de. Aksine belki de olası dünyaların en kötüsüdür, cehennemdir yaşadığımız, kimbilir… Aslında birçoğumuz Justine gibiyiz, erdemi benimseyip onu araç edinen. Kimisi öbür dünya için katlanır erdemin cefalarına; kimimiz bir karşılık bekler, ki erdemlikten çıkar ve erdemin adı kalır sadece. Burada tanıştığım bir arkadaş demişti ki ‘’erdem iki yüzlülüktür’’, belki de doğrudur. Belki de insanın içerisinde hazırda bekleyen, çağlar öncesinde milyonlarca yıl yaşamış ilkel yaratık, uygar toplumun etik anlayışına ayak uydurmak için sadece birer maske takıyordur. Belki de ya Pollyanna gibi safsındır ya da öbür dünya için veya güzel bir amaç için fırsat kollayan bir sinsisindir erdem maskesi takan. Yine de biz sinsi olalım, bu çağın insanına da, her çağa da erdem yakışır. Kırbacı yatak odasında usulünce ve rızalı kullananlar değil; erdemi, kişinin kendisine karşı kullanılan bir kırbaca dönüştürenler utansın!
Edebiyat
Erdemle Kırbaçlanan KadınMarquis de Sade · Oğlak Yayıncılık · 20151,157 okunma
··
1.296 Gösterim
4 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bu kitaba ben de inceleme yazacaktım, hatta ePub okurken notlar tutmuştum ama maalesef gizli bir güç (üşengeçliğim) beni inceleme yapma konusunda durduruyor. Arkadaşın haklı gibi :D Erdem iki yüzlülüktür, erdem maskeleri refah bir ortamda insanın yüzünü sıkmaz, terletmez ve zorlamaz fakat sıkıntılı ortamlarda maskenin yırtıldığına şahit geliriz. Mesela zenginken “iyilik meleği” olmak kolaydır, tüm bir haftanı kuru ve küflenmiş ekmekle geçirirken o ekmeği paylaşmak ise zor. Ki iyilik meleği olmak nasıl bir pragmatist eylem ise zorluklarda ekmeğini paylaşmak da öyle pragmatist bir eylemdir. Sadece erdem maskeleri farklı farklı açıklanır, hepsi en nihayetinde insanın kendisine hizmet eder. Eğer maske yırtılmıyorsa erdem etiği ruhumuza işlemiş demektir bu da özümüzdeki çatışmayı yaşamayacak kadar şanslı olduğumuzu gösterir. Tabii kitapta böyle olan bir kadın karakterin her türlü erdem etiği ile dışarıda sınanıp içeride hala o etik düşünceyi koruması da Sade’ın gizli bir etiksever olduğunu gösterir :) Oysa Sade’ın Sophie’de kaçırdığı bir erdemsizlik vardır, Sophie Tanrı’nın kendisini hep koruduğuna ve kendisini hakiki kul etmek için sınadığına inanmaktadır. Dolayısıyla onun da maskesi mazlum görünümlü “hakikatli kul” imajıdır. Kalemine, emeğine sağlık, çok açıklayıcı ve özendirici bir inceleme olmuş, ayrıca sayende ben de kitabı yeniden anımsayıp düşüncelerimi paylaşabildim 🌸
Olkan Ogün
Gönderi Sahibi
Kitabın en sonunda, son paragrafta Sade, bizlere bir soru soruyor. Ve belki de Mazlum görünümlü "hakikatli kul" imajını kaçırmamıştır. :) Teşekkür ederim değerli katkın için, senin de emeğine sağlık, incelemeni hala yazabilirsin, zira bir kısmını hallettin ayak üstü zaten. 😅 Zevkle de okunur.
En kısa zamanda bunu da okuyacağım. Çok geç keşfettiğim bir yazar, keşke herkes okuma cesaretliliğini gösterse, paylaşım da şahane olmuş, teşekkür ederiz. 👏👏
Olkan Ogün
Gönderi Sahibi
Ben teşekkür ederim. Keyifli okumalar. :)
Sadece bu yorum üzerine bile bir kitap yazılabilir, bir anlatı düzenlenebilir 👏
Olkan Ogün
Gönderi Sahibi
Teşekkürler.
Nerede o eski erdemler ? Di'mi sade?