·158 syf.····Okunma: 07 Nisan 2021 02:34 Cebinde kalan çok az parayla Avrupa’ya dönebilmek istiyordu. Vapur Kristiania’ya gelip, Kopenhag’a gitmek üzere demirlenince Knut Hamsun karaya çıkmadı. Kristiania ona bu şehirde geçirdiği acı günleri hatırlatıyordu. Açlık sayıklamaları başlayınca elindeki kağıt parçasına şu satırları yazdı:
“Yumruğunu yemedikçe kimsenin bırakıp gitmediği o garip şehir Kristiania’da aç açına sürttüğüm günlerdeydi...”
Bir büyülenmişlik içinde Kopenhag’da kiraladığı çatıaltı odasında yazmaya devam ediyor, bu açlığın neye yarayacağını biliyordu: Açlık romanıydı yazdığı.
Hamsun’un açlığı bu kadar gerçekçi ele alışının sebebinin, kendi hayatından esinleniyor oluşu aşikar. Başkarakterin ismi yok, gerek var mı? Birileri ona ismiyle seslenip insan olduğunu hatırlattı mı? İnsan gibi yaşıyor muydu? Hayır. Yatacak yeri, ağzına sokacak bir lokma ekmeği dahi yoktu. Ama o yalnızca yazmaya çalıştı. Yazılarından gelecek birkaç kron ile geçimini sağlamayı umut etti. Bu süreçte açlık yakasını bir an olsun bırakmadı. Ama açlığın bile bastıramadığı, bastırmasına izin vermediği bir şey hep vardı: kendisine duyduğu saygı ve gururu. Açlıktan kendi kanını emecek duruma geldiğinde bile bir başkasından yardım beklemedi. Ağzına girecek tek bir lokmanın bile haksız kazanç olup olmaması derdindeydi. Onun yaşadığı daha nicesi zorluğu okurken bende acıkmaktan ziyade tiksinti duygusu bariz bir şekilde baskındı.