261 syf.
Her bitiş bir başlangıçtır diyerek başlıyorum incelememe.

Çünkü kitabın son satırlarını okuduğunuzda sizde bu düşüncelere kapılacaksınız. Aslında bitiş var mı, durmadan dönen bir çemberin içindemiyiz bu sorular beliriyor aklımızda.
Zaten yazar da bu romanı için ““Uykuların Doğusu’nu tamamlarken, romanın yapısı biraz da dünyanın hareketine benzesin ve roman tıpkı dünya gibi dönüp dursun istedim. Bu yüzden, Uykuların Doğusu başladığı yerde bitiyor, bittiği yerde başlıyor.” diyor ve siz bu söyleneni kitap bittiğinde anlıyorsuuz. (Tabii ben de )

Anlatıcımız asıl olarak Dayısını anlatıyor ancak bunu anlatırken , Dedeleri (Anne ve Baba tarafından) Babası, Annesi, “Radyoevindeki Adam” , “Badem Bıyıklı Adam” karakterinin ayrı ayrı hikayelerini bize tüm gerçekliğiyle yansıtıyor.


SPOİLER İÇERİR…


Taşradan kente ataması yapılan “Radyoevindeki Adam” şehirdeki radyoevine iş için gelir ancak bir türlü ona göre bir iş bulunamaz. Oradakiler sürekli bir bahane bularak adamı eli boş gönderir. Bu böyle sürüp gittikçe adam da yalnızlaşır kalır. Bundan sonra bu yalnızlaşan adamın hikayesi günden güne daha da derinleşir. Burada taşradan kente gelen insanların nasıl zor durumlarda kaldıklarını bizlere sunuyor aslında.
Daha sonra şehirde sel felaketi olur ve radyoevindeki bu adam anons için görevlendirilir. İnsanların sokaklara çıkmaması için anonslar eder ve yanındaki “Afat-ı Temmuz” adlı bir kitabın içinden eskiden sel felaketinde yaşanan kötü olaylardan da bölümler aktarıyor.
Aslında böyle bir kitap var mı orasını bilmiyorum.

Diğer yandan da anlatıcının dedesinin yine taşradan kente gelme hikayesi anlatılıyor ve şehire gelirken sele yakalanıyor. “Radyoevindeki Adam” selden Cebrail dedeyi kurtarmaya çalışır ancak başarılı olamaz ve diğer bir karakterimiz “Badem Bıyıklı Adam” dedemizin imdadına yetişir.
Burada bir iki konu var onları yazmak istiyorum. “Badem Bıyıklı Adam” şehirde şeker satıcısı varlıklı bir adamdır. Çuvallarını sele kaptırmıştır. "Çuvallarım gitti" diye yakınırken Cebrail dede bu sözü “çocuklarım gitti” diye anlar ve sandaldan atlayıp çocukları kurtarmak ister ancak kendisi bu sefer tehlikededir ve “Badem Bıyıklı Adam” onu kurtarır. Daha sonrasında yanına alır ve iş verir. Cebrail dede de köyden eşini ve çocuğunu da yanına alarak şehirde yaşamaya başlar. Adam öldükten sonra bütün malı mülkü Cebrail dedeye kalır.

Ve asıl karakter Dayı…

Dayının mutlu bir kişilikten nasıl tek parça haline geldiğini yavaş yavaş , hissettire hissettire bize anlatıyor.

Daha fazla spoiler yazmıyım :) En sonunda bu karakterleri bir şekilde harmanlayıp muazzam bir iş çıkarıyor yazar. Zaten kitabın bitmemesi de sanırım bundan dolayı. Aslında hepimiz birbirimize bir şekilde bağlı değil miyiz? Bir yörüngenin içinde dönüp duruyoruz.
Kitabın sonun geldiğinizde aslında başına gelmiş oluyorsunuz.

Aslında çok detaylı inceleme olmadı, belki eksik yerleri var , belki yarım ama ufak da olsa bir şeyler karalamak istedim. Keyifli okumalar.