“Çok fazla kötü insanla karşılaşmıştım ve artık onların her birine karşılık gelecek kadar iyi insanla karşılaşmam gerektiğine inanıyordum.”
Bir gecede şöhrete kavuşan bir müzisyen. Tek hedefi başarı olan genç bir magazin yazarı.. Her şey böyle başlamıştı değil mi? Efe ve Mine’nin hikayesi böyle başlamıştı. Rengârenk Acılar’ın hikayesi böyle başlamıştı.
Konusu anlatmaya başlayayım. Mine, sosyal medya da kendi hakkında her şeyi gizleyerek magazin yazarlığı yapan bir kız. Efe ise söylediği bir müzik videosuyla Türkiye’nin gündemine oturmuş bir şarkıcı. Tek istediği müzik yapmakken kendini bir anda ünlü olma ve onun getirdiği sorunlarla boğuşurken buluyor. Bu durumlardan sıyrılmak için de magazin dünyasından kendisini soyutluyor. Mine’nin ilgisini de bu şekilde çekiyor. Yeşil Küpeli Kız adıyla magazin haberleri yapıyorken kimsenin hakkında bir şey bilmediği Efe Duran’ı mükemmel bir haber olarak görüyor, Mine. Ve onun yaşadığı yere yakın bir yere taşınayım derken Efe Duran’ın apartmanına taşınıyor. Hem de onun kiracısı olarak. Ve oyun başlıyor..
Beyza Alkoç herkes tarafından bilinen bir yazar. Kitaplarını okumasa en azından bir kere adını duymuştur insanlar. Genellikle yazdığı kitaplarda bir parça imkansızlık var. Karantina da okulun karantinaya alınıp cinayetlerle boğuşulması gibi, Kar Küresinde bir psikolojik merkezin aslında virüs yaymak için kullanılan bir yer olması gibi, 3391 Kilometredeki Ege ve İzmir detayı gibi. Ama No. 26 gerçekten de yaşanabilecek bir hikaye. Karakterlerin her hareketi o kadar normal ve doğal ki. Birçok insanın hoşlanmadığı Efe’nin öfkesi bile çok doğal. Öfke problemi yaşayan çok insan var etrafta ve bundan kurtulmaya çalışan da.
Eğer Karantina’yı ya da başka bir kitabını okuyup yazarın dilini sevmediyseniz No. 26’ya tekrar bir şans verin