·687 syf.··Beğendi
···Okunma: 04 Nisan 2025 00:38 *****Nisan 2021 düşüncelerim*****
Merhaba sevgili okur,
Yaklaşık 20 sene önce okuyup çok beğendiğim Suç ve Caza’yı bir defa da tam metin olarak, Mazlum Beyhan çevirisinden okumak istedim. İyi ki okumuşum. Bir iki nokta dışında çok çok severek okudum.
İlk sayfadan saran ve bırakmayan ayrıca suç,ceza ve insan psikolojisi kavramları üzerinde bol bol sorgulatan şahane bir eser. Okurken Dostoyevski’ye gıcık oldum ama zalım öyle bir yazıyor ki insan kitabı elinden bırakamıyor. :)
Psikoloji, macera, aksiyon, gerilim, gizem,polisiye,aşk,edebiyat...her türü içinde barındıran, zamanının çok ötesinde bir eser.
Önsözde, Raskolnikov= İnsan diyordu, bunu okuyunca daha da iyi anladım.
Raskolnikov, baltası ve o küçük odası beynine kazınıyor insanın.
Puanım: 10/10
Herkese tavsiye ederim efenim.
*****Nisan 2025 düşüncelerim*****
Merhaba sevgili okur,
Suç ve Ceza’yı kitap kulübü ile yine ve yeniden okudum. Peki pişman mıyım? Asla ;)
Yine severek ve ilgiyle okudum. Çizilmiş satır altları arttıkça arttı. Kaçırdığım ya da unuttuğum bazı detayları yakaladım. Etik ikilemler arasında kaldım. Hani meşhur bir “tramvay problemi” var. Onu anımsadım. İnsanları kurtarmak için iyi niyetle işlenmiş bir cinayet. Ne diyorlar “oksimoron” yani “birbiriyle çelişen ya da tamamen zıt iki kavramın bir arada kullanılması”. İyi niyetle insan öldürülür mü peki? Dostoyevski kitap boyunca iyi ve kötü, doğru ve yanlışlar arasında git geller yaşatıyor okura. Bir insan sadece iyi ya da sadece kötü olabilir mi? Ya da böyle bir şey mümkün mü? Sorusunu sorduruyor. Okurda huzur bırakmıyor. Boşuna demiyor Cemal Süreya: “1944 yılında Dostoyevski’yi okudum. O gün bugün huzurum yoktur.”
Bu kitabın türü konusunda bir sınırlama yapmak çok zor. Genelde psikolojik açıdan değerlendirirler ama bence toplumsal açıdan da çok önemli bir kitap. Öyle dolu ki ne anlatsam eksik kalmış hissi veriyor. Bence birisinin anlatmasına gerek bile yok. Okuyun ve beğenin efenim. Özellikle psikoloji ve sosyoloji ile ilgili olanlara tavsiyemdir.
Yazarın tek olayı birden fazla yönden tekrar tekrar anlatıyor olması şahane. Olayları ve durumları yalnızca bir insanın iç muhasebesiyle değil toplumsal açıdan da değerlendiriyor. İyi, kötü, suç, adalet, ceza, vicdan, kefaret gibi konuları Raskolnikov ve çevresindeki insanlar üzerinden düşündürüyor. Varoluş sorgulamaları, nedenler, niçinler ve hayatın gidişatına dair insanı umutsuzluk bataklarında boğuşturan yazar günün sonunda küçücük bir umudu da okurlarından esirgemiyor.
Kitabı Raskolnikov başta olmak üzere tek tek karakterler ve mekanlar üzerinden değerlendirebileceğimiz gibi hukuki, ekonomik, toplumsal, psikolojik açılardan değerlendirmek gerekir.
Raskolnikov = İnsan. Raskolnikov’un odası ve baltası çok şey anlatıyor. Hele bir Porfiri Petroviç var ki Müge Anlı gibi. Ya Marmeladov, çocukları evde açken içkiye para vermesi, flüt parası bulamayıp rakı içen İbrahim Tatlıses’i hatırlattı. Ayrıca Raskolnikov gibi karmakarışık birisini netleştirmeyi başardığı için Sonya’ya da helal olsun. Dünyada sevgi kadar güçlü başka ne var ki?
Dostoyevski’nin Gogol’a selamı da gözümden kaçmayan detaylardan oldu. Kitap uzun soluklu ve psikolojik açıdan yorucu olsa da bence okuru sıkmamayı başarıyor.
Puanım: 10/10