Gönderi

FAKAT MÜZEYYEN BU CRINGE BİR KİTAP
3/10
·59 syf.··
2019 36. kitabı
·
7 saatte okudu
·
Okunma: 24 Mayıs 2019 23:15
YouTube kitap kanalımda Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku kitabını okumadan ölebilirsiniz dedim : ytbe.one/Rclj5apawe4 Cringe = Başkası adına utanmak Ölmeden önce okunması gereken değil, okumadan önce ölünmesi gereken bir kitaptı benim için. Şimdi, bir kitap düşünün. O kitabın içinde küçük bir kız çocuğu için "Orospuyu çok özlemiştim." (s. 36) ve Sadri Alışık için şaka yollu da olsa "hergele" densin. İnanılmaz. Böyle bir kitaba kimse benden mükemmel, muhteşem ya da sarsıcı dememi beklemesin. 50 küsür sayfalık kitabı da salt birkaç kelimeye sığdırarak cımbızlama şeklinde değerlendirmek istemediğimden dolayı gözüme çarpan ana kısımlardan bahsedeceğim. Sanatta "kitsch" diye bir tanım vardır bilir misiniz? Kitsch, bayağı bir tada sahip şeylere ve ticari kaygılarla üretilmiş olan banal, rüküş, sıkıcı ve overrated diyebileceğimiz değerinden fazla abartılmış ürünlere gönderme yaparken kullanılan Almanca bir terimdir. İşte Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutku'nun bende bıraktığı tat kesinlikle kitsch bir tat oldu. Şimdi cringe, kitsch, overrated vs. gibi İngilizce ve Almanca kelimelerle dolu sosyal medya jargonu kullanarak bir inceleme yazıyorsun o zaman sen de tam bir kitsch olmuşsun diyebilirsiniz, fakat İlhami Algör'ün kitabı da tam olarak sosyal medya ile ünlü olan, çorbaları, pilavları ve her yemeği birbirine karıştıran pala bıyıklı Baruthane Pilavcısı'nın yaptığı yemeklere benzemiş zaten. 2 Algör bardağı postmodernizm esintisi, 1 Algör kaşığı modern roman malzemesi, biraz yeraltı edebiyatı baharatı, acı şiirsellik sosu, biraz ağdalı ve kasıntı cümle kurulumları, üstüne sürekli yabancı isimler ve kelimeler derken bunu popülist bir üslupla marine edip hafif de sosyal medya edebiyatı ateşinde pişirdiğiniz zaman okurun kitabı okumayı bitirdikten sonra aklında kalan tek soru "Ne okudum ben ya?" hatta "Niye okudum ben bunu ya?" oluyor. Yani sizde duygu, edebi estetik ve katkı açısından hiçbir şey kalmamış oluyor. Edebi anlamda karnınızı veya beyninizi doyurmayacak bir kitap bence bu. Birbirine tepki olarak doğmuş edebi akımların hepsinin bir çorba edebiyatı olarak kullanılması gibi. En azından benim için böyle gerçekleşti. Gelelim cinsiyetçi ifadelere. Farklı olacağım diye başarılamamış postmodern özentisi bir üslup ve gereksiz küfürlerle dolu kasıntı bir dil kullanmayı tercih etmiş olan yazar, kadınları hafifmeşrepleştirmekten de hiç ama hiç kaçınmamış. Küçük bir kıza çekinilmeden -çok özür dilerim- orospu denmiş, kitaptaki kadın karakterlerin yarısı yazarın belirtmekten sıkılmadığı güzel göğüslerle okurunun karşısına çıkmış, kadın algısı sürekli çapkın olan bir gece kadını şeklinde yansıtılmış. Edebiyat gerçekten bu mu? Edebiyat, kadınları küfürlerle tanımlayıp aşağılayan, duygusuz kelime oyunlarıyla ve cinsiyetçi söylemlerle ticari başarı elde etmeye çalışan, bir nevi psikolojik ve içsel yolculuk yaşayan bir karakterin anlatıldığı bir kitap olmasına rağmen neredeyse hiçbir kişilik özelliği ve tasviri barındırmayan, kitap içinde kullanılan resimlerin metinlerle hiçbir ilgisi olmamasını öğütleyen bir özgürlük türü müdür? Eğer bu özgürlükse, benim özgürlük tanımım içerisinde bunlar yok. Yazarlara duygu mühendisleri diyebiliriz bence. Biz okurlar olarak yazarların duygu çeşitlerini kurguya karakter, içerik, yer, zaman ve olaylar eşliğinde nasıl yedirdiğini okuruz. Fakat bu kitapta maalesef profil fotoğrafımda gördüğünüz gibisinden bir duygulanım çeşidi hiç olmadı. İçinden duyguları zorla çekip almaya çalıştım ve bu da kullanılan sıkıntılı kelime seçimleriyle birlikte beni kitaba karşı daha çok yabancılaştırdı. Zaten duygular da bu kadar samimiyetsiz ve zorlama bir şekilde açığa çıkmazlar. Peki bana nefret, sevgi, zevk, acı, korku, gülme, kıskançlık vs. gibi bir tane bile duygu emaresi geçirememiş olan kitabı nasıl pohpohlarım? Kitabın sevdiğim bazı kısımları için verdiğim 3 puanı, bazen kendimin de yapıyor olduğu sesli monologlar, içsel bir yolculuğu hatırlatıcı bazı cümleler ve artık neredeyse etrafta görülen her şeyle konuşma saplantısına düşme durumu için verdim. Sadri Alışık ile ilgili bazı farklı kısımları ya da yabancı film göndermeleriyle oluşturulmuş nadir kurgu parçalarını özgün ve farklı bulduğumu söyleyebilirim. Ayrıca kitabın bu kadar kısa olmasını da sevdim. Zira biraz daha uzun olsaydı hiç alışkın olmadığım şekilde yarım bırakmak zorunda kalacaktım. Sevmediğim kısımlar, sevdiğim kısımları çok fazla geçtiği için düşüncelerim de böyle şekillendi. Bu kitabın popülerliğini hak eden onlarca değerli Türk Edebiyatı kitabı ve yazarı sayabilirim. Bence bu kitabı okuyup 1,5 saat vakit kaybetmektense gidin 1 saat Yaşar Kemal, Yusuf Atılgan, Orhan Kemal ya da Ahmet Hamdi Tanpınar gibi ülkemizin esas edebiyat ustalarını okuyun. İlla çağdaşlardan okuyacağım derseniz de 30 dakika İhsan Oktay Anar, Enis Batur, Murat Menteş, Ayfer Tunç ya da Latife Tekin okuyabilirsiniz. Emin olun her anlamda kendiniz için daha faydalı ve doyurucu bir okuma yapmış olursunuz. Zaten onların kitaplarıyla bu kitabın arasındaki sadelik, doğallık ve samimiyet farkını da net bir şekilde anlayacağınızdan şüphem yok. Çabuk, kendi sevdiği yazarın eleştirilmesini kaldıramayan duygusal okurlar gelmeden... Aaa baksanıza, aslında ben de İlhami Algör tarzında yazabiliyormuşum, hemen bir kitap yazıp filmini çektireyim.
Fakat Müzeyyen Bu Derin Bir Tutkuİlhami Algör · İletişim Yayıncılık · 201434,8bin okunma
··3 alıntı·
2 +1'leme
·
14bin Gösterim
29 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Keşke kitabı bu incelemeyi okuduktan sonra okuysaymışım :) elinize sağlık çok güzel yazmışsınız. Şimdi içimdeki, kitabı okumuş olma pişmanlığının geçmesini bekleyeceğim...
Sizi anladım. Değinmek istediğim nokta ben bu görüşü okumasam da pişmanlık hissedecektim (ki şuan kitabı hatırlamıyorum bile). Orada öyle deme sebebim en azından yorumu okuduktan sonra kitabın bana göre olmadığını öngörüp, kitaba başlamayacak olmamdı.
Eleştirinizin yersiz ve dozunu aşan bir eleştiri olduğunu düşünüyorum. "Bu edebiyat değil"gibi tespitler yapma haddini nereden bulduğunuzu da anlamadım. Hergün filmlerde ve dizilerde insanlar öldürülüyor, kadınlara tecavüz ediliyor, şiddet uygulanıyor. Bunlar doğru olduğu için yapılmıyor. Insanlara sizde yapın mesajı vermek için yapılmıyor(en azından hepsinde yapılmıyor). Yani burda küçük kıza "orospu" derken bu kelimeyi gerçek anlamıyla değil de bazı insanların birbirine " vay pezevenk" yada "ulan ibne" gibi küfür sayılan sözleri gülerek söyleyip sevgi sözcüğü olarak kullanması gibi kullanıyor. Bu kitaptaki karakterin tarzı. Bu yazarın ona yüklediği karakter. Ve küfür hayatın içinde var. Sadece iki yerde küfür geçti diye kitabı lanetlemek garip. Hiç Bukowski okumadınız mı? Yada çavdar tarlasında çocuklar? Ne bileyim Otamatik portakal? Bu dediğiniz şey sansürdür. Biraz insaf beyfendi. Eseri sevmediğinizi, karışık geldiğini, anlamadığınızı söyleyebilirsiniz elbette. Ama neyin edebiyat olup neyin olmadığına karar verecek kişi siz misiniz?
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
evet benim
Kitap beğenilerimin bir çoğunda Oğuz seninle aynı düşünmem beni şaşırtmıştır fakat bu kitap beğendiğim kitaplar arasına girmeyi başarmıştı. Kullanılan üslubun bana da ağır geldiği noktaların olduğunu kabul etmem gerek fakat yeraltı edebiyatı okurken de çoğunlukla hissetiğim bu oluyor. Sanırım sayfalar arasında bulduğumuz güzelim cümleler bunları tölere etmemi sağlıyor bir nebze. Bu kitapta da altını çizdiğim çok özgün cümlelere rastlamıştım. Bu yüzden filmi de kitabı da ayrı bir tat bırakmıştır zihnimde. Aynı düşünmediğimiz halde güzel bir eleştiri yazısı tebrikler ve tabi katıldığım noktalar da mevcut dediğim gibi :)
Sosyal medya popülaritesine kanıp merak etmiştim kitabı iyiki incelemenizi okumuşum edebiyat duygu estetik vs gectim kadınlar hakkında bahsettiğiniz içerikler bile yeterli bi sebep Teşekkürler:) 1.5 saatimi başka bir kitaba vermeliyim:)
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Bu kesinlikle doğru bir seçim olur sizin için. Okuyacağınız diğer kitaplar için keyifli okumalar dilerim.
aynı görüşteyim.bu kitaba yüksek puan vermek diğer kitaplara haksızlık bence.filmini 2 kere izledim ve bayıldım. lakin kitap evet çok kısa ama aynı düşünce bende de oldu “ne anlattı ki şimdi bu.”
Oğuz Aktürk
Gönderi Sahibi
Maddi kaygı