10/10
·188 syf.··
Beğendi
·
2021 40. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2021 18:12
Bazı kitaplar vardır, anlatılmaz okunur. İşte bu kitap da tam olarak onlardan. Nefis bir eser. Hatta tam anlamıyla büyüleyici olduğunu da söyleyebilirim... Anlatılmaz okunur, dedim; ama bir şekilde size bu harika eseri anlatmaya çalışayım: "Okuyucu" isimli bu eser birçok Alman romanında olduğu gibi İkinci Dünya Savaşı'nın sonrasını, Hitler'in Nazi Almanya'sının yıkıcı etkilerinden sonraki dönemi bizlere anlatıyor. Tarihte bazı dönemler vardır, milletler üzerinde silinmez etkiler bırakmıştır. Hitler döneminde Yahudilere uygulanan soykırım da aynen bu şekilde Almanlar üzerinde silinmez etkiler bırakmıştır. Ne kadar ellerini yıkasalar ne kadar özürler dileseler de bir insanlık suçu olan soykırımın lekesi ellerinden hiçbir zaman çıkmayacak. Bernhard Schlink de böyle bir dönemde, henüz on beş - on altı yaşlarındaki lise öğrencisi Michael Berg ile otuz altı yaşındaki Hanna Schmitz arasındaki sarsıcı bir aşk öyküsünü bizlere sunmuş. Açıkçası kitabı okurken başlangıçta bu ilişkinin bir "aşk ilişkisi" olmadığını, "karşılıklı hazza dayalı bir çıkar ilişkisi" olduğunu düşünmüştüm. Hatta şu an okuduğunuz bu incelemede "aşkın ne olduğu"ndan girip "cinsellikten sonra oluşan bağlılık"tan çıkmayı planlamıştım. Çünkü henüz ergenlik dönemindeki bir erkeğin ilk cinsel ilişkide bulunduğu kadına aşık olması çok doğal ve sıkça karşılaşılan bir davranış şeklidir. Hatta bu durum kadınlar için de geçerlidir diyebiliriz... Bunun yanında otuz altı yaşındaki Hanna Schmitz'in genç erkeğimize karşı olan davranışlarında da aşkla bağlantılı herhangi bir ifadeye rastlamamıştım. Fakat kitabı okudukça aralarındaki garip tutkulu ilişkinin bir aşka dönüştüğünü anladım. Kitaptaki bu sarsıcı ve haz dolu aşk öyküsü son sürat devam ederken her iki kahramanımızın da kusurlu yönlerini görebiliyoruz. Bu durumda aralarındaki ilişkinin kusursuz bir ilişki olmadığını, yazarın bu yaklaşımıyla bize gerçekçi bir aşk öyküsü sunduğunu söyleyebiliriz. Zaten öyle olmasaydı, yani her şey güllük gülistanlık olsaydı kitabı beğenmemiş olurdum. Kusurlu ve hatalarla dolu aşk öykülerini, hatta "yasak aşk" öykülerini her zaman daha gerçekçi ve çekici bulmuşumdur. Kitaptaki genç erkeğin on beş - on altı yaşlarında bir çocuk olduğunu göz önünde bulundurursak bu aşkın da bir yasak aşk (aşk-ı memnu) olduğunu rahatlıkla ifade edebilirim. Kitabı okurken asla ayıplamıyorsunuz; ama ben yine de sormak isterim: 36 yaşındaki kadın komşunuzun 15 yaşındaki bir erkek çocukla aşk yaşadığını görseniz ne düşünürsünüz? "Aman canım bana ne, onların bileceği iş," mi dersiniz, yoksa hemen çocuğun ailesini haberdar ederek bu ilişkiyi önlemeye mi çalışırsınız? İşte bu tutkulu aşk öykümüz, Hanna’nın ortadan kaybolmasıyla birden son bulur. Sonrasında yolları ayrılır; ama genç erkeğimiz bu aşkı asla unutmaz. Hanna unutulacak bir kadın değildir. Birlikte olduğu her kadında Hanna'yı arar. Sonra ise bir gün Hanna'yı yıllar sonra bir mahkeme salonunda görür. Meğer Hanna meşhur Auschwitz'te yer alan bir kilisede tutulan bir grup Yahudi’nin ölümüne sebep olmuştur. O esnada hukuk eğitimini tamamlamak üzere olan Michael ise, sevdiği kadının böylesi korkunç bir suça karışıp karışmadığını anlamak üzere duruşmaları takip etmeye başlar. Devamındaki olaylar ise oldukça çarpıcı bir şekilde gelişir ve sonlanır. Bu kısımları tabii ki okuyup sizin görmeniz gerekmektedir. Yazarın konuyu bir aşk öyküsünden yola çıkarak Auschwitz kampında kadar götürmesi ve insanlığa dair müthiş sorgulamaları önümüze bırakması beni kitaba hayran bıraktı. Böyle eserlere hayran oluyorum. Bunun yanında, kitabın akıcı olması, yazarın dilinin sade olması, eserin edebi bir değere de sahip olması beni hayran bırakan diğer sebeplerdi. Kitapta sorgulanan başlıca konular, aşk, yasak aşk, soykırım, suç, ahlâk, sır, savaş, hukuk, vicdan ve utanç gibi konulardı. Yazarın çocukluktan kalma bir aşk öyküsünü ele alarak bir toplumun geçmişiyle hesaplaşmasını bu kadar akıcı ve sade bir şekilde bize sunması gerçekten takdire şayandır. Sizlerin de takdir etmesini isterim. Bu arada kitabın çekilmiş bir filmi de var. Bugün izledim ve beğendim. Kitaptaki konunun biraz daha genişletildiğini; ancak kitaba sadık kalındığını düşünüyorum. Önce kitabı, sonra filmi izlerseniz eserden aldığınız haz artacaktır. Kitabı değerli arkadaşım https://1000kitap.com/bikitapkahve 'nın tavsiyesi üzerine okudum. Ne kadar memnun kaldığımı tekrar ifade etmeme gerek yok. Teşekkür ederim Melike. Keyifli okumalar dilerim.
OkuyucuBernhard Schlink · İletişim Yayıncılık · 20144,596 okunma
··
1 +1'leme
·
2.288 Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
Bir kez okumak asla yetmez :) zaman içerisinde ikinci üçüncü okumalar da başka başka duygulara bürünecek "okuyucu " :)
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Harika bir yorum oldu Ebru abla. Peş peşe okuyasımı getirdin :)
Elinize sağlık, ben de çok sevmiştim bu kitabı. Siz de çok güzel anlatmışsınız. Yalnız, ben kitabı okuduğumda ikisinin arasında tutkulu bir aşk ilişkisinden ziyade farklı bir bağ kurulduğunu düşünmüştüm. Sağlıklı olmayan, sorunlu ama derin bir bağ. Kimseyi suçlamamıştım okurken ama zarar verdiğini hissetmiştim. Özellikle erkek karakterde yaşamı boyunca iz bırakması aşkın büyüklüğünden değil, ilişkinin sorunlu yapısından kaynaklanıyordu bence. Siz ne dersiniz?
Semih Doğan
Gönderi Sahibi
Ben de aslında başta sizin gibi düşündüm. Sağlıklı olmayan bir ilişki olduğunu da düşündüm. Hatta kitapta bir kadın erkek karaktere geçmişte yaşadığı bu ilişkinin onu hayatı boyunca etkilediğini de söylüyordu... Kitap derin bir kitap. Zaten sevdiğim yönlerinden biri de bu oldu. Elbette erkek karakteri olumsuz yönde de etkilemiştir diye düşünüyorum.