Bu çarpıcı ve bir o kadar başarılı eseri incelemeye nasıl başlasam, nasıl eleştirsem bilemiyorum.. Ama hissettiklerimi anlatamakla başlamak en doğrusu gibi görünüyor.
Kitabı okurken çok karmaşık duygular içerisindeydim. Gerçekleşen bazı olaylara sinirlendiğimi, bazılarının gerçekleşmesini kabul etmek istemediğimi, midemin bulandığını, özellikle bir karaktere karşı açıkça hayranlık duyduğumu ve onun psikolojisini anlamaya çalıştığımı hatırlıyorum. Kitaba başladıktan sonra olayları kavramamın kısa sürmediğini itiraf edebilirim. Bu belki de birden fazla ve karmaşık olaylar olduğundan, karakterlerin üzerine sürekli yenileri eklendiğinden kaynaklıydı. Ama sonlara doğru anlatılan her şeyin, tüm karakterlerin birbirleriyle ilişkili olduğunu anladım.
Sizi daha fazla sıkmadan kitabın konusunu geçmek istiyorum.
İki Şehrin Hikâyesi, Fransız Devrimi'ne doğru giden süreçte Paris ve Londra arasında geçen olayların konu edildiği bir 19. yüzyıl romanıdır. Suçsuz yere yargılanıp 18 yıl boyunca Paris'in hapishanelerinden biri olan Bastille'de kalan Dr. Manette'nin hapisten çıkmasının ardından çok rezil bir yerde kaldıktan sonra dostu Lorry ve kızı Lucy yardımıyla Londra'ya gitmesinden itibaren olaylar kopmaya başlar. Okuduktan sonra kendinizi sanki o yıllara gitmiş de yaşanan birbirinden alçak ve iğrenç olaylara, bir ailenin yıllar sonra kavuşmasının ardından birbirlerine olan bağlılığına, aşk uğruna yapılmış fedakarlıklara tanık olmuş gibi hissedeceksiniz...
Charles Dickensİki Şehrin Hikayesi
İki Şehrin HikayesiCharles Dickens · Altınpost Yayıncılık · 201876,5bin okunma