Gönderi

Bu incelemenin bir başlığı bulunmamaktadır.
8/10
·128 syf.··
2021 25. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 11 Mayıs 2021 04:29
Bayram günleri kendimi, sebepsizce bir boşlukta bulurum. Sanırsınız rüzgarlı bir havada atılmış bir poşetim, hiç hükmüm yok. Sanırsınız denize atılmış bir taşım, derin bir yerdeyim ama nerdeyim bilmiyorum. Sanırsınız bayramda kapıyı çalan çocuklara verilen şeker gibiyim, nereye gittiğimi bilmiyorum. Bayramın gelmesini bundan dolayı pek heyecanla beklemem. Neden böyle bilmiyorum. Bayram günleri trajik bir olay da yaşamadım şu zamana kadar. Belki ilerde yaşayacağım pek bilmiyorum. Belki sonuca ulaşmış olmanın verdiği o histendir bilmiyorum. Olaylar bundan ibaretken bir inceleme yazıp, kafa dağıtmak istedim. Son dört gün içersinde tekrardan okumak istediğim iki kitabı okudum. Dokuzuncu Hariciye Koğuşu ve Fatih Harbiye. Ben Fatih Harbiye'yi incelemek istedim. Doğulu olduğum için midir bilmem ama Doğu-Batı mukayesesinden pek muzdarip olduğum dönemler olmuştu. Pek müşkül durumlara düşmüştüm. Sessiz kaldığım dönemler için sessiz kaldığıma; sesimi çıkarttığım dönemlerde de sesimi çıkardığıma pişman olduğum durumlar. Doğulu olan insanlar mutlaka bu tür durumlarla karşılaşmıştır. Kitapta her ne kadar kültür ve zihniyet bakımından Doğu-Batı mukayesesi yapılmış olsa da o zamanın bu mukayasesine nazaran artık ırk bakımından sorunlar yaşanmaktadır. Hepsine değineceğim lakin Peyami Safa'dan biraz bahsederek incelemeye başlamak istiyorum. Peyami Safa babasının Sivas'a sürgün edilmesi ve ardından vefat etmesi sonucunda henüz 2 yaşındayken yetim kaldı.  Pek varlıklı bir aileden gelmediği için hep yokluk çekti. Üstelik hep de hastaydı. Çocukluğunun yedi yılını iltihap kapan sağ kolunun kesilmesi endişesiyle yazılar kaleme alan Peyami Safa, yaşadıklarını kahramanlarına da yaşatır. Bunu Dokuzuncu Hariciye Koğuşu'nu okuduysanız net şekilde kavramışsınızdır. Hayatının birçok kısmını hastanede geçirdiği için tıp konusunda bir çok doktordan daha tecrübeli ve bilgili olduğu söylenir. Oğlu Merve de askerde yedek subay yaparken vefat etmiştir. Oğlunun ismi Merve evet. Soyismi safa olduğu için bu ismi verdi sanıyorum. Merve Safa. Rivayet odur ki Mekke de bulunan Merve ve Safa tepelerine binayen bu ismi koymuştur. Felsefe, bilim, sanat gibi hemen hemen her konuda yazılar kaleme alan Peyami Safa keskin kalemi ve polemikçiliğiyle muhalifleri canından bezdirdiği söylenir. Ahmet Haşim, Yahya Kemal, Yakup Kadri gibi isimlerle polemiğe girmiştir. Sosyalist, komünist, materyalist gibi akımlara karşı olan Peyami Safa hayatının büyük bölümünü buna karşı yazılar kaleme alarak mücadele etmiştir. Hatta başlangıçta yakın arkadaşı olan Nazım Hikmet onu komünist yapmaya çalıştığı fakat başaramadığı söylenir. İşte bize de bu kitabı incelemek için tam da bu kısım bilmemiz gerekmekte. Bu kadar bilgiyi yazmamın sebebi de budur. Okuduysanız şayet söylenmişsinizdir muhakkak bu K. ne diyor diye lakin istedim ki Peyami Safa'yı önce bir bilelim, tanıyalım. Ardından okuyup anlayalım. Çünkü Peyami Safa kendi yaşadıklarını kahramanlarına yaşatmayı seviyor demiştik. Kitabımızda ele alınan konu ise son bahsini yaptığım kısım ağırlıklı olarak işlenmiştir. Doğu-Batı, Eski-Yeni konusu sadece o zaman değil, bu zamanlarda da halen devam eden bir konudur. Yazarımız bu konuyu belirli karakterlere serperek bizlere sunmuştur. Karakter şemasından kısaca bahsetmemiz gerek sanıyorum. Neriman: Darülelhan’da müzik eğitimi alan ve ud çalan bir kişidir. Batı kültürü ve ona ait olan şeylere merak eden biridir. Batıya merak sarmaya başladığından beri kıyafetleri ve tavırları değişmiştir. Şinasi: Fatih’te oturan,sessiz, terbiyeli ve iyi bir eğitim almış biridir. Kemençe çalmayı sever. Giyindiğine pek fazla dikkat etmeyen biridir. Konuşmalarında daima pasif dövüşüp yani az konuşup karşısındakinin hücum etmesini ve sessiz bir müdafaa ile muzaffer olmayı seven biridir. Doğuyu temsil eder. Macit: Bakımlı, giyimine dikkat eden ,nazik biridir. Kitapta batıyı temsil eden kişidir. Bir süre Darülelhan’da müzik eğitimi almış ve keman çalan biridir. Kitap toplumun da da bulunan Doğu ve Batı çatışmasını bu karakterler üzerinden anlatmaktadır. İnsanların yaşadığı gel gitleri ve özenti bir hayatı ele almaktadır. Romanın başkahramanın Batı kültürüne karşı oluşan ilgisi, bulunduğu hayattan ve çevresindeki insanlardan bıkması ve giderek uzaklaşmasıyla içine düştüğü gel gitleri anlatmaktadır. Günümüzde bu konu hâlâ devam etse de kültürün yerini daha çok ırk mevzusuna bıraktığını düşünüyorum. Kitapta anlatılan ve Batı hayatı olarak nitelendirilen hayat şu anda yaygın olarak yaşanan hayattır. O zamanın Batı'sı şimdinin Doğu'suna denk gelecek duruma gelmiştir. O zamanki tartışmaları haklı ve pek faydalı bulsam da bu zamanki ırk tartışmalarını doğru bulmuyorum. Benim X şehrinde doğup Y şehri asıllı olmam benim tercihim değildi. İnsanların tercihleri dışında gelişen durumları yargılamanın pek gereksiz ve budalaca olduğu kanaatindeyim. O halde kitabı tekrar okumama sebep olan o alıntı ile müsadenizi istiyorum. Esen kalınız. Ha bu arada Peyami Safa'yı okuyunuz arkadaşlar. Okuyunuz ve anlayınız. "Hıristiyan evlerinde köpek ve müslüman evlerinde kedi bolluğu şundandı: Şarklılar kediye, garplılar köpeğe benziyorlar! Kedi yer, içer, yatar, uyur, doğurur; hayatı hep minder üstünde ve rüya içinde geçer; gözleri uyanıkken bile rüya görüyormuş gibidir; lâpacı tenbel, ve hayalperest mahlûk, çalışmayı hiç sevmez. Köpek diri, çevik, atılgandır. İşe yarar; birçok işlere yarar. Uyurken bile uyanıktır. En küçük sesleri bile duyar, sıçrar, bağırır."
1000Kitap
Fatih HarbiyePeyami Safa · Ötüken Neşriyat · 202057,2bin okunma
··
1 +1'leme
·
3.318 Gösterim
6 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İncelemelerini, kitaba olan merakımdan değil, kitabı bahane kılıp içini güzel güzel döktüğün için okuyorum. :) Özellikle ilk paragrafı iki kez okudum. Ne güzel benzetmeler yapmışsın. Yaşlanınca, bayramda tek başına çocuklarını bekleyen dede rolünü reklamlarda sen oynarsın belki. Daha şimdiden o hüzün var sende. :) İyi bayramlar. Emeğine sağlık.
Sevgili kafanın sadece baharı ve güzelliğini düşünmesi dileklerimle. ;) Diğer türlüsünü benim kadar yaşadığın zaman düşün. :)
Dünyalı filmini izledim bir arkadaşın tavsiyesi üzerine ikinci kez izledim daha doğrusu, orada tabiri caizse mağara adamına soruyorlar diyorlar ki “Yaşadığınız onca yeri doğuyu, batıyı, evinizi hatırlıyor musunuz?” 14 bin yıl yaşamış çünkü, o da diyordu ki “Doğu güneşin doğduğu, batı ise güneşin battığı yerdi. Şu an evinize dönseniz asla bıraktığınız gibi bulamazsınız.” Bugün hala aynı kurallar geçerli, doğu ve batının coğrafi anlatımları konusunda. Fakat bizler yerleşik hayata geçerken şöyle bir söz verdik toplum sözleşmesi ile, artık kültür coğrafyamızın bir parçası olacaktı. Artık coğrafyaların bir dili vardı. Şark ve Garp aslında kültürlerin coğrafyasal dilleridir. Evet evimizi yine bulamıyoruz fakat kültürümüz hep bizimle. Dolayısıyla bu kültürel çatışma artık bir lanet gibi ruhumuzda. Foucault’nun “İktidar dışarıda değil, iktidar bedenlerimizde” deyişi gibi, kültür dışarıda değil, artık hepimiz kültür makineleriyiz. Bu nedenle de doğu kendi içinde birçok fraktala da bölünse, batı pek çok şeyi de imlese, kültürümüzün çokluğu bizimle yaşıyor. Bizler doğu ve batıyız. Tüm bu kavga, zihinlerimizden insan olmak hariç geri kalan tüm gereksiz yüklemleri atamayışımızdan kaynaklanıyor :) insan olmak her çağda es geçilmiş gibi. Kalemine, emeğine sağlık. Henüz kitabı okumadığım için yetersiz bir yorum olabilir, fakat doğu - batı bakışını görünce fikirlerimi uzun uzun belirtmek istedim :)
Kadir Tribbiani
Gönderi Sahibi
Açıkçası okumadan yaptığın yorum bu şekilde ise okuduktan sonra yapacağın yorum kitabın yarısı kadar olurdu zannımca :D Belirttiğin gibi hâlen devam etse de bu ikilem artık coğrafi konuma göre ayrım yapılmakta. Peyami Safa'nın Batı dediği yaşamı günümüzde biz yaşıyoruz aslında. Her kitap döneminin zihniyetini taşır. Ben o dönemde yazılan kitabı bu dönemki zihniyete göre yorumladım. Anlayabilmiş olman ziyadesiyle mutlu etti. Sevgi and saygılar :)
Kaleminize sağlık öncelikle, içten bir inceleme olmuş fakat 1-2 noktanın üzerinde durmak isterim. Doğu-Batı çatışmasını memleketimizin Doğusu ve Batısı arasındaki çatışma olarak analiz etmişsiniz sanırım. Fakat bahsi geçen çatışma bizim memleketimizle Avrupa memleketleri arasındaki kültür çatışmasıdır. Doğu dediği biziz ve bu kitap bu konuyu ele alan eserlerin tasnifinde Doğu yanlısı olarak anılır. Bir de birkaç ufak yazım yanlışı çarptı gözüme, düzeltmek istersiniz belki. Keyifli okumalar.
Kadir Tribbiani
Gönderi Sahibi
Eğer söylediğiniz gibiyse ne âlâ. Kısmi anlaşılmazlık taraftarıyım. Doğrusu herkes tarafından öyle anlaşılmak istemem. İncelemeleri de bu doğrultuda yazıyorum. Kitabı olduğu gibi incelemek değil niyetim, bunu anladınız sanıyorum. Asıl ben teşekkür ederim yorumlardaki hassasiyetinizden ötürü. İyi geceler sizlere
Çok içten, güzel ve anlamlı bir inceleme olmuş majesteleri emeğine sağlık 👏🏻
Kadir Tribbiani
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim :)
Çok başarılı bir inceleme olmuş .Özellikle bayramla ilgili düşüncelerini okurken yalnız olmadığımı fark ettim. :/
Kadir Tribbiani
Gönderi Sahibi
Çok teşekkür ederim. Tek olmadığıma sevinsem mi üzülmesem mi bilemedim :(
Reklam
İnsanların tercihleri dışında gelişen durumları yargılamanın pek gereksiz ve budalaca olduğu kanaatindeyim.👏