·215 syf.····Okunma: 16 Mayıs 2021 17:23 öncelikle bunun bir inceleme olmadığını belirtmek istiyorum. çünkü inceleme yapamayacağım kadar beni aştığını hissettiğim ama hiçbir şey demeyecek kadar da okuyup geçemeyeceğim bir kitaptı. o yüzden buraya birkaç şey yazıp gideceğim
her şeyden önce, okumama vesile olup bu kitabı bana öneren @_aristo_ ‘a çok teşekkür ederim. puan olarak 10/10 verebileceğim neredeyse her kitabı ya sen önerip oku dedin yahut da senden görüp okudum. sayende çok şey öğrendim ve öğrenmeye devam ediyorum. benim için bir öğretmen, bir yol gösterensin, her şey için ne kadar teşekkür edersem az kalır, iyi ki varsın
ve şimdi kitaba dönecek olursam, dediğim gibi kendimi inceleme yapabilecek kapasitede göremiyor ve bu yüzden kısa keseceğim. çok güzel bir metin, çevirmeni Oğuz Adanır’ın deyişi ile, oldukça ağır bir metin olmakla birlikte, çok büyük bir keyif alarak okunabilecek bir eser. özellikle “gösterge nasıl öldürüldü?” , “hepimiz birer agnostiğiz” , “kötülük ve mutsuzluk” , “kötülüğün egemenliği” , “politika çanları kimin için çalıyor” bölümlerini (üstüne basarak söylemem gerekirse, en çok “politika çanları” bölümünü) çok büyük bir zevkle okudum. baudrillard günümüz yaşamının sahte gerçekliğini ve modernizmin ardındaki esas tehlikeleri tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor. doğrusunu söylemek gerekirse, “gerçek nedir?" sorusuna verecek bir cevabım olmadığı gibi, bu sorunun bir anlamı olduğundan da şüpheliyim ama baudrillard'a göre gerçeğe ulaşabilmemize artık imkan yok. kitapta beni en çok etkileyen, ağlamaklı hale getiren, kuşatılmış ve çaresiz hissettiren ve yüzüme tokat gibi çarpan şey de buydu zaten: ARTIK GERÇEĞE ASLA AMA ASLA ULAŞAMAYACAĞIZ (belki de tek gerçek budur). her şey koca bir yalana, şova, gösteriye, hipergerçekliğe, yani simulakra dönüşmüş durumda. şeytan modern uygarlıkta kendisine kusursuz bir kıyafet seçip, bu sefer gerçekle kurduğumuz hayali ilişkileri kullanıp bizi tuzağa çekmekte. baudrillard insan benliğinin dünya adlı dev ekrana yansıyan zavallı görüntüsünü izlemekten mutsuz olduğunu, bu oyunda herkesin hem efendi hem köle olduğunu ve modern uygarlıkta kendisine yine kusursuz kıyafet seçen şeytanın gerçeklik üzerinden bizimle dalga geçişini, bu oyunu ne kadar sevdiğini, her şeyi verirmiş gibi yaptığında aslında her şeyi alıp götürdüğünü anlatıyor. üniversitelerde ders olarak okutulacak derinlikte bir kitap, ağır sayılan bir metin. tüm bu bilginin yaklaşık 200 sayfaya nasıl sığdırıldığını, 200 sayfada nasıl bu denli güzel aktardığını düşünmeden edemiyorum
bu arada son olarak eline, koluna ve kalemine sağlık dilediğim ve hiç saygısızlık yapmak istemediğim çevirmen Oğuz Adanır’dan özür dileyerek “çeviri” adına “katliam” yaptığını söylemek istiyorum. emeğine saygım sonsuz ama çok daha güzel çevirilebilirdi. neyse, iki sene sonra daha donanımlı bir halde gelip, tekrar okumak istiyorum. 2 sene sonra görüşmek dileği ile,,