BU İNCELEMEYİ BİR AMERİKALI YAZSA BEĞENİRDİNİZ DEE Mİ :)
Puan vermedi·253 syf.··
2021 70. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 12 Haziran 2021 02:32
“Aykırı isteklerde Seslerin, sessizliği Silip süpürdüğü Odalarda oldunuz mu? Siz hiç sığ sularda Boğuldunuz mu?” Sevgili Şükrü Erbaş söz konusu dizelerde boğulmuş olmalı. Öyle ki büyük bir haşmetle sesinin vantuzlarını suyun yüzeyine değdirmek için çırpınıp durmuş. Şair son pasajda neyi duyurmak istemiş acaba? Sesi mi, yoksa Mehmed Uzun’un da sürekli vurguladığı, sessizliğin sesini mi? Aydınlarımız ses için ne düşünürler acaba? İncelmesine kalkıştığım ve karakterle, anlatıyla, üslubuyla bütünleştiğim bu eser için sesin önemini nasıl vurgulayacağım. Ses dediğime bakmayın. Zifiri karanlık ne idiyse şimdiye dek, anlatı da öyle bir dinginlikle yazılmış. İngiliz yazar Margaret Drabble bundan tam 82 yıl önce 5 haziranda doğdu ve 2013 yılına kadar 18 roman yazdı. Kendisi romancı olarak bilinir ama birkaç senaryo ve kısa öykü de kaleme almıştır. Sıradan bir yaşantının ekmeğini yemiştir denebilir. Yazar hakkında magazinvari bir olayla karşılaşmadım o yüzden sizinle yazarı değil, kapıldığım sığ suları paylaşmayı daha doğru buluyorum. İtiraf etmeliyim ki daha önce böyle bir kitap okumamıştım. Okumaya başlar başlamaz farklı bir üslup ve yazı tekniğiyle kaleme alındığını fark ettim. Çevirmenin de emeğini yadsımamak gerek. Yazar, klasik aşk öyküsünü ve ardında gizlenen gerçekçi duyguları, aslında ortaya çıkarılmayan saklı dürtüleri muhteşem bir olay örgüsüyle sunmuş bizlere. İngiltere'nin kuzeyinden genç bir kadın hakkında; resmen deneysel bir anlatıyla karakterin yaşantısından kendinize pay çıkaracağınız bir öyküyle bizi selamlıyor. Kuzeninin kocası ile aşk yaşayan Jane için neler düşüneceğinizi şimdiden çok merak ediyorum. Kültürlerimiz arasındaki farkı ve olaylara karşı tepkilerimizin boyutlarını net bir biçimde ortaya koymuş. Böyle bir duyum karşısında bizlerin kayıtsız kalması beklenemez, ama karakterlerin ve onlara atfedilen rollerin hikayenin sonuna doğru acımasızca ayyuka çıktığını görmek beni yanıltmadı. Romanın başından sonuna kadar Jane ve onun etrafında gelişen olayları okuyoruz. Genelde durum tespitleri ve Jane’nin karakteri üzerine çözümlemelerden oluşuyor ama yazar bunu yaparken iki farklı kişiyi konuşturuyor. Anlatıcı hem Jane’in kendisi hem de Jane’i 3. şahıs kipi ile seslendiren bir anlatıcı mevcut. Yazar hikayeyi bölerek anlatıyor ve sözü Jane’e bırakıyor sonra sözü tekrar o alıyor. Bu, okurken o kadar keyif verdi ki bana, farklı bir tat aldım ve tutuldum. Bir daha böyle bir kitap okur muyum bilmiyorum. Kitap tam bir İngiliz kayıtsızlığı ile yazılmış. Daha doğrusu karaktere coğrafyasının birçok birikimini yansıtmış. Bir kadının kendisi ve yaşantısıyla cebelleştiğini ve sürekli kendine meydan okuduğunu göreceksiniz. Çevreye ve ciddiyetle yaptığımız bütün bu basit şeylere, örneğin; çocukları parka çıkarmak gibi sıradan bir eyleme inanılmaz anlamlar yüklüyor. Bunları herkesin yapmasını ve sürüyle, farkında olmadan yapmasını farklı buluyor olabilir. Kendisinin de bir gün bütün bu basit şeyleri yazgının bir parçası olarak göreceğini ve onları yapmaya karşı istek duyacağını düşünüyor. Böyle ümit ediyor. Ayrıca söylemeden geçmeyeyim ki, karakterimiz yazgının ve onun örgüsünün gerçekliğini hikaye boyunca size hissettirecektir. Yazgısına boyun eğdiğini ve asla onun ağına takılmak istemediğini belirtip durur. Jane, aslında kanepede pinekleyerek hayaller kuran ve her şeyin olup bitmesini büyük bir kayıtsızlıkla seyreden bizleri, yani TV izleyicilerini anlatıyor gibi. “Zihnimle bedenim birbiriyle birleşemiyordu, yine de ikisinin birbirine yeniden uyum sağlayabileceğini hissediyorum” derken yapmadıkları ve bunun için kıpırdamadığını vurguluyor olamaz mı? Zihnindekilerin eylemlere geçmediğini ve hayatında yaşaması gereken şeyleri seçim yapmadan direkt olarak ezbere döktüğünü anlatmıyor mu? Bir motivasyon konuşması gibi oldu ama kelimelerin yarattığı şeyleri görmenizi istiyorum. Her şeye karşın arzulara da kocaman bir yer ayırmış yazar. Adeta bir arzu çukuru. Bir bataklık. Jane büyük bir haşmetle sesinin vantuzlarını suyun yüzeyine değdirmek için çırpınıp durur. Karşılığı romanın sonu. Tıpkı baştaki dizeler gibi. “Aykırı isteklerde Seslerin, sessizliği Silip süpürdüğü Odalarda oldunuz mu? Siz hiç sığ sularda Boğuldunuz mu?”
Edebiyat
Sığ SulardaMargaret Drabble · Can Yayınları · 19967 okunma
··
252 Gösterim
Yorumlar
Lütfen giriş yapınız.