İnsan En Kötü Yarasını Ailesinden Mi Alır?
8/10
·309 syf.··
Beğendi
·
2021 52. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 11 Temmuz 2021 18:47
Son dönem Norveç edebiyatının yükselişi tüm edebiyatseverlerin malumu. Miras romanı bu çıtayı daha da yukarıya taşıyor bana göre. Norveç yazarlar bireyin iç dünyasını, travmalarını ve ilginç fikirleriyle yaşam içinde nasıl bir yalnızlığa sürüklendiklerini anlatmada oldukça başarılılar. Ve en önemlisi onları okuduğumuzda ciddi anlamda edebiyattan keyif alıyoruz. Gelelim Miras romanı ve onun yazarına. Miras romanı Vigdis Hjorth’un Norveç’te çok ses getirmiş, kısa zamanda çok okunmuş ve ödüllere layık görülmüş bir roman. Türkiye’de de birkaç ay önce yayınlandı. Vigdis romanında bir ailenin arka portresini bize sunuyor. Dört kardeş, iki kulübe ve bir sır. Olay her ne kadar miras kavgası gibi görünse de aslında roman kahramanı ve anlatıcı Berglijot için hiç de öyle değildir. Çünkü Berglijot’un bir sırrı var. Kitap boyunca kendime şu soruyu sordum: “İnsan en büyük yarasını ailesinden mi alır?” Sanırım cevabı evet. Çünkü bizi yaralayan en büyük olaylar hep en sevdiklerimiz yüzünden olur. Onların bilinçsizce çocukluğumuzu katletmeleriyle olur. Çocuklukta her ne yaşarsak yaşayalım hiç şüphesiz bu bizim bütün yaşamımızı şekillendiriyor. Yaşam serüvenimiz boyunca aldığımız her karar, çizdiğimiz her yolun altında çocuklukta yaşadığımız bu travmanın izini görebiliyoruz. Denilebilir ki: ne mutlu çocukluk travması olmayan insanlara. Kitap babanın ölümüyle başlıyor. Ölen bir baba, acılı bir anne ve birbirinden kopuk ilişkiler yürüten dört yetişkin kardeş. Her birinin ailesi ve çocukları. Berglijot’un romandaki yaşının altmış civarı olması ve buna rağmen çocukluğunda yaşadığı travmanın onu hala bu kadar etkilemesi beni ayrıca şaşırttı. Demek ki ne olursa olsun bazı hikayeler yaşlanmıyor, bazı anılar içimizde bir yerlerde tüm çıplaklığı ile aynı kalıyor. Kitabın psikolojik tarafında Froud ve Jung bulunuyor. Yazar psikanaliz kuramını çok ustaca romana yedirmekle kalmamış aynı zamanda roman kahramanı Berglijot’un psikanaliz sonucunda tüm travmasını nasıl gözler önüne serildiğini ve psikanalizin önemini de gösteriyor. Roman boyunca Berglijot sık sık kendisine, “Derdim neydi?” diye soruyor. Bizde bu acılı kadınla berber kendimize soruyoruz hem kendi derdimizin ne olduğunu hem de Berglijot derdinin ne olduğunu. Bir sır. Bunu yazar çok saklamıyor. Söylüyor okuruna. Ve okur olarak bu sırrı öğrendiğimizde roman daha da içsellik kazanarak ilerlemeye başlıyor. Tam da bu kısımda yazarın belki de tüm okurlarının düşünmesini istediklerini düşünmeye başlıyoruz. “Kendi felaketime koşmak için zorlayıcı bir dürtü vardı içimde. Derdim neydi?” En kötü hikayemizi ailemiz yazmışsa buna gerçekten aile diyebilir miyiz? Ve bizi en çok üzenin annemiz ya da babamız olduğunu öğrendiğimizde ebeveynimizle aramıza nasıl bir uçurum girer? Aile ilişkilerinin sağlıklı olabilmesi için önce anne ve babanın sağlıklı bir ilişkisinin olması gerekir. Sevgisiz bir anne baba eşittir mutsuz çocuklar. Bu romanda sanırım beni en çok etkileyen yerlerden biri de Berglijot’un annesi için söyledikleriydi. Bu kısımda yazar erkek egemenliğinin bir kadın gözünde nasıl göründüğünü o kadar ustaca göstermişki kendi cinsiyetimden tiksinti duydum. Erkekler ve onların iç dünyaları. Tanrım! Berglijot annesi için söylediklerini buraya bırakmak istiyorum. Sanırım birçoğumuz bunu kendi anne ve babamızın ilişkisini anımsayacağız. “Annem babamın mülküydü. Babam bu güzel mülküyle gurur duyarken, annem kaygılar içerisinde parıldardı. Annem saf ve tecrübesiz olduğundan masumdu. Pek çok erkek tecrübesiz, saf, içten, kolayca secde edebilecek çocuklukta, hayran, özverili, hevesli, bağımlı, ironi ile işi olmayan, gizlisi saklısı bulunmayan kadınlara bayılır. Annem tecrübesizdi, çocuksuydu, çocuksu olmayı tercih etmişti. Annem yetişkin olmayı tercih etseydi gerçeklerle başa çıkamazdı. Annem o zamanlar tamda erkeklerin istediği türden bir kadındı. Tarla kuşu devrinde, tarla kuşunun âlâsı.” Ciddi anlamda yazarın üslubuna ve anlatımına hayran kaldım. Çok başarılıydı. Umarım başka romanları da bir an önce Türkçeye çevrilir. Roman hakkında söylenecek daha birçok şey var ama detaylara girmekten kaçınıyorum. Eğer bu romanı okumayı düşünüyorsanız, düşünmeyin, okuyun.
MirasVigdis Hjorth · Siren Yayınları · 20216,5bin okunma
··
8,1bin Gösterim
2 Yorum
Lütfen giriş yapınız.
İncelemeniz için teşekkürler ben de okuyup bitirdim konu çok çarpıcı evet ama mükemmel bir eser değil bana çok tekrar ediliyormuş gibi hissi verdi ve bir yerden sonra kurgu sıkıcı olmaya başladı.
GökHan
Gönderi Sahibi
Kurgudan ziyade kahramanın kendini bulma, yüzleşme, ailesini tanıma süreçleri bence çok iyiydi. İki yıl önce okudum ve hâlâ aklımda. Ayrıca tüm bunları anlatırken de güçlü bir dil kullanmış yazar. Tabii edebiyat biraz da kişiye hitap ve zevk meselesidir, herkes her kitabı beğenecek diye bir kaide yok.
Kaleminize sağlık, listemdeydi daha da merak ettim şimdi.
GökHan
Gönderi Sahibi
Teşekkür ederim, bence bekletmeden okuyun☺️