Babalar ve Tanrılar! İkisinin de görevleri benzer midir? Bu bağlamda aynı kefeye oturtulabilirler mi? Bir babanın çocuğunun her şeyiyle sorumlu olması gibi, tanrı da yeryüzündeki tüm canlı ve cansız varlıklardan sorumludur. Tanrı ve baba konusunda bu deli düşünceler ve Ahmet Ümit'in keskin yargılarıyla başlıyoruz yeni çıkan kitap Kayıp Tanrılar Ülkesi'ne... 15 Haziran'da raflardaki yerini alan eserde, Ahmet Ümit yine tarzı olduğu üzere polisiye bir roman tercih etmiş. Yazdığı romanlarda genellikle kurgusunun yanında konunun geçtiği toplum ve diğer ülkelerin tarihi hakkında bilgi vermeyi seven, bunu mitolojik öğeler ve toplumun güncel sorunlarıyla süsleyen Ümit; Kayıp Tanrılar Ülkesi'nde yine aynı yönteme başvurmuş. Kitaptaki kurgu, iki bölüm üzerinden anlatılıyor. İlkinde Yıldız Karasu ve yardımcısı Tobias üzerinden olaylar akıyor. Diğerinde ise Ahmet Ümit zor bir işe bürünüyor ve Yunan Tanrısı Zeus'u yeniden canlandırıyor. Bu bölüm tamamen mitolojik ilerliyor. Oldukça donanımlı, ince düşünülmüş ve oldukça sürükleyici bir romanla karşı karşıyayız. Edebi metnin dışında tarih, mitoloji, arkeoloji, sosyoloji gibi pek çok önemli bilim kitapta vücut buluyor.
Yıldız Karasu, tek çocuklu bir başkomiser... Göçmen bir ailenin tek çocuğu olarak Berlin'de doğmuş ve büyümüş. Ailesinin tüm karşı çıkışlarına rağmen polis olmuş ve Alman cinayet masasında önemli bir başkomiser haline gelmiş. Ancak işi gerçekten çok zor. Çünkü hem Alman Polis teşkilatında, önemli görevi olan bir kadın; cinayet masasında bir kadın olduğu için erkekler tarafından pek hoş görülmüyor. Hem de politik bir nedeni var; çünkü göçmen bir aileden geliyor ve iki kültür arasında kendini sıklıkla gidip gelirken buluyor. Eşcinsel bir genç olan ve göçmen kimlikli Cemal Ölmez, vahşi bir şekilde öldürülür ve Zeus'a kurban edilir. Yıldız Karasu ve ortağı Toby, bu olayın failini bulmak için hemen işe koyulur. Ancak tek uğraşacakları şey cinayet değildir. Göçmenlerin ülkede istenmemesi, Neo Naziler ve teşkilat içindeki yapılanma derken pek çok sorunla kuşatılırlar. Diğer yandan katilimiz, içine zekice mitolojik öğeler ekleyerek seri cinayetler işlemeye devam etmektedir. Yıldız Karasu'nun sezgileri önemli bir atılım olurken; Berlin'den başlayıp Bergama'ya uzanan bir cinayet yolculuğu okurları bekler. Ahmet Ümit, sadık okurlarının anlayabileceği şekilde, kitabın son 50 sayfasında minik bir sürpriz de yapıyor. Gerçekten çok hoşuma giden bir kitaptı, mitoloji etkisiyle büyük keyif aldım!